Güzel ülkemiz, hiç kuşku yok ki dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biri. Her yıl milyonlarca yabancı turisti ağırlıyor, yüz milyarlarca liralık turizm geliri elde ediyor. Ancak bu başarı tablosunun gölgesinde kalan önemli bir gerçek var: Engelli bireyler için Türkiye'de tatil yapmak, çok büyük mesele.
Türkiye'deki turizm tesislerinin önemli bir bölümü bu büyük kitlenin ihtiyaçlarına cevap verebilecek durumda değil. Yürürlükteki mevzuata göre konaklama tesislerinde belirli oranlarda engelli odası bulunması, girişlerden restoranlara, asansörlerden genel kullanım alanlarına kadar engelsiz erişim sağlanması gerekiyor. Asansörlerde sesli bilgilendirme sistemleri, erişilebilir tuvaletler, uygun rampalar ve engelli bireylerin kullanımına uygun düzenlemeler zorunlu tutuluyor. Ancak kâğıt üzerindeki kuralların uygulamada yeterince karşılık bulmadığı görülüyor.
Özellikle engelli odası sayılarının düşük olması, plajlara erişim sorunları, havuz kullanımındaki engeller, restoran ve ortak alanlardaki fiziksel yetersizlikler en sık dile getirilen problemler arasında yer alıyor. Engelli bireyler çoğu zaman yalnızca "zorunlu kota" kapsamında hazırlanmış birkaç odaya mahkûm bırakılıyor.
Oysa Avrupa ülkeleri bu konuda çok daha ileri bir noktada bulunuyor. Avrupa Birliği, erişilebilir turizmi uzun yıllardır stratejik bir politika alanı olarak görüyor. Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen çalışmalar sonucunda erişilebilir turizm pazarı dev bir ekonomik büyüklüğe ulaştı. Araştırmalara göre Avrupa'da erişilebilir turizm pazarı yüz milyarlarca avroluk hacim oluşturuyor; engelli bireyler ve erişilebilirliğe ihtiyaç duyan diğer gruplar yılda milyonlarca seyahat gerçekleştiriyor. Avrupa'da erişilebilirlik sadece otel odasıyla sınırlı görülmüyor; şehir ulaşımı, müzeler, plajlar, restoranlar, toplu taşıma sistemleri ve dijital bilgilendirme hizmetleri de bu anlayışın parçası kabul ediliyor.
Berlin, Lyon, Bordeaux ve diğer birçok Avrupa şehrinde engelli bireylerin şehir içinde bağımsız hareket edebilmesi için kamu kurumları, yerel yönetimler ve özel sektör birlikte çalışıyor. Avrupa'nın "Erişilebilir Şehir Ödülleri" de bu dönüşümü teşvik ediyor. Türkiye ise ne yazık ki hâlâ erişilebilir turizmi temel bir insan hakkı olarak görmek yerine çoğu zaman teknik bir zorunluluk olarak değerlendiriyor.
Unutulmamalıdır ki erişilebilirlik, yalnızca engelli bireyler için değildir. Yaşlılar, hamileler, geçici sağlık sorunu yaşayanlar, çocuk arabası kullanan aileler ve hareket kabiliyeti kısıtlı milyonlarca insan da erişilebilir turizm uygulamalarından yararlanmaktadır. Bu nedenle erişilebilirlik bir maliyet değil, yatırım olarak görülmelidir.
Artık şu gerçeği kabul etmek gerekiyor: Turizm yalnızca yürüyebilenlerin, görebilenlerin veya duyabilenlerin ayrıcalığı değildir. Tatil yapmak, dinlenmek, seyahat etmek ve yeni yerler keşfetmek herkesin hakkı. Bu nedenle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'na önemli görevler düşmektedir. Mevcut erişilebilirlik standartlarının denetimi sıklaştırılmalı, erişilebilir tesis sayısı artırılmalı, engelli bireylerin ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri politika oluşturma süreçlerine dahil edilmelidir.
Turizm tesislerine de çağrımız nettir: Engelli misafirlerinizi yalnızca mevzuatın zorunlu kıldığı bir yükümlülük olarak görmeyin. Onları müşteriniz, misafiriniz ve toplumun eşit bireyleri olarak kabul edin. Rampalar, erişilebilir odalar, sesli yönlendirme sistemleri ve engelsiz plajlar yalnızca fiziksel düzenlemeler değildir; insan onuruna duyulan saygının göstergesidir. Türkiye, gerçek anlamda bir turizm ülkesi olmak istiyorsa, artık "herkes için turizm" anlayışını benimsemek zorundadır.