Ramazan ayı, sadece oruç ayı değil; aynı zamanda dayanışmanın, paylaşmanın zirveye çıması gereken bir zaman dilimidir. İftar sofraları büyümeli, yardım çalışmaları normal zamana göre biraz daha artmalı, hayır sahipleri zekât ve fitrelerini ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için adeta yarışmalı. Peki, tam olarak böyle mi oluyor? Maalesef yanıt, olumsuz…
Bu güçlü yardım dalgası, engelli bireylerin gerçek ihtiyaçlarına ne kadar temas ediyor diye sorgulamak lazım. Türkiye’de Ramazan boyunca çok sayıda kurum ve kuruluş geniş kapsamlı yardım kampanyaları yürütüyor. Gıda kolisi ve iftar desteği sağlanıyor. Hem yurt içinde, hem yurt dışında organizasyonlar düzenleyen STK’lar var. Belediyeler, yerel dernekler ve gönüllü gruplar da sürece katkı vermeye çalışıyor. Ancak burada kritik bir soru var: Bu yardımlar, özellikle engelli bireyler ve ailelerinin özel ihtiyaçlarını gerçekten karşılıyor mu?
Ramazan yardımlarının büyük kısmı standart gıda kolileri, sıcak yemek organizasyonları ve nakdi desteklerden oluşuyor. Oysa engelli bireylerin hayatı, çoğu zaman ‘standart ihtiyaç’ kalıplarının ötesinde şekilleniyor. Özel beslenme gereksinimleri, düzenli medikal malzeme ihtiyacı, bakım giderleri, fizik tedavi masrafları, ulaşım sorunları… Bunlar, bir gıda kolisiyle çözülebilecek başlıklar değil.
Engelli bireylerin önemli bir kısmı zaten düşük gelirle yaşıyor. Çalışma imkânı sınırlı olan ya da hiç çalışamayan bireyler için Ramazan yardımı elbette bir nefes oluyor. Ancak bu destekler, çoğunlukla geçici ve dönemsel. Ramazan bitince dayanışma da eski temposuna dönüyor. Oysa engellilik, 30 günlük bir gündem değil; 365 gün süren bir yaşam gerçeği.
Bir diğer mesele de erişilebilirlik. İftar programları düzenleniyor, toplu organizasyonlar yapılıyor; fakat bu etkinliklerin tamamı fiziksel olarak erişilebilir mi? İşaret dili desteği var mı? Görme engelliler için uygun düzenlemeler yapılıyor mu? Çoğu zaman bu soruların cevabı net değil.
Devlet tarafında da sosyal destek mekanizmalarının Ramazan’a özel değil; yıl boyunca devam etmesi şart. Ramazan döneminde sivil toplumun artan mobilizasyonu, engellilere yönelik daha hedef odaklı projelerle desteklenebilse çok daha güçlü bir tablo ortaya çıkabilir.
Burada mesele, yapılan yardımların değerini küçümsemek değil. Türkiye’deki hayır kültürü güçlüdür; toplum refleksi canlıdır. Fakat artık bir üst aşamaya geçmek gerekiyor. Engelli bireyleri ‘genel ihtiyaç sahibi’ kategorisinin içinde eritmek yerine, onların özgün ihtiyaçlarına odaklanan, planlı ve sürdürülebilir modeller geliştirmek şart.
Belki Ramazan kampanyalarında ayrı bir ‘engelli destek paketi’ oluşturulmalı. Belki bağışçılar, medikal malzeme, akülü sandalye, ev içi erişim düzenlemeleri veya bakım desteği gibi alanlara yönlendirilmeli.
Engelli bireylerin hayatına dokunan yardımın niteliği, niceliği kadar önemli. Eğer gerçekten kapsayıcı bir dayanışma hedefliyorsak, yardımı ‘herkese aynı paket’ anlayışından çıkarıp ‘herkesin ihtiyacına göre destek’ modeline taşımalıyız. Çünkü merhamet, sadece vermekle değil; doğru yere, doğru şekilde dokunmakla anlam kazanır.