Önceki hafta, Disleksi Farkındalık Haftası kapsamında dünyanın dört bir yanında olduğu gibi ülkemizde de bir takım çalışmalar, etkinlikler düzenlendi. Bursa’da da dikkati çeken mesajlar verildi. O mesajlara geçmeden önce birçoğumuzun ‘öğrenme güçlüğü’ olarak bildiği disleksiyi mercek altına almak istiyorum.
Tıbbi literatüre göre disleksi, bireyin normal veya üstün zekâya sahip olmasına rağmen okuma, yazma ve heceleme becerilerinde zorluk yaşamasına neden olan nörolojik kökenli bir öğrenme bozukluğudur. Genellikle genetik yatkınlıkla ilişkilidir ve erken yaşlarda fark edilebilir.
Disleksi belirtileri arasında harfleri karıştırma, yavaş ve zorlanarak okuma, yazarken harf atlama veya yer değiştirme, yönergeleri anlamada güçlük, düşük özgüven ve okul başarısında düşüş yer alır. Nedenleri arasında genetik faktörler, beyin gelişimindeki farklılıklar ve dil işlemleme sorunları bulunur. Tedavisinde ise özel eğitim programları, bireysel destek, ergoterapi, dil ve konuşma terapisi gibi yaklaşımlar etkili olabilir.
Toplumun yaklaşık yüzde 10’unu ilgilendiren bir konu bu hafta işlediğimiz… Osmangazi’de hizmet veren Yeni Gün Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi, disleksi konusundaki toplumsal algıyı değiştirmeyi hedefleyen bir etkinliğe imza attı. Öğrenme güçlüğü disleksiye dikkat çekilen bu özel buluşmada, uzmanlar disleksinin nöroçeşitlilik çatısı altında bir farklılık olduğunu belirtti.
Özel Eğitim Öğretmeni ve Eğitim Koordinatörü Narin Akyıldız’ın disleksiye 'hastalık' olarak bakılmaması gerektiği yönündeki vurgusu çok önemli. Akyıldız, dislektik bireylerin zekâ seviyelerine dair önemli bir gerçeği de “Dislektik çocuklar normal ve normal üstü zekâya sahiptir. Disleksi, öğrenme güçlüğü çatısı altında yer alan bir nöroçeşitliliktir. Bu farklı öğrenme özelliğinin Albert Einstein ve Leonardo Da Vinci gibi dünyaca ünlü dâhilerde de bulunduğunu unutmamalıyız.” sözleriyle hatırlattı.
Hocamızın dislektik bireylerin farklı öğrenme biçimlerinin bir engel değil, aksine doğru yönlendirildiğinde önemli bir güç olarak görülmesi gerektiği yönündeki sözlerine katılmamak mümkün değil. Kendisinin de belirttiği gibi bu potansiyelin doğru şekilde yönetilmesi, bireylerin zorlukları aşarak hayatta başarılı olmalarını sağlıyor.
Peki, özel eğitim yöntemlerinin bu süreçteki rolü ne diye soracak olursak. Bahsedilen potansiyel, doğru destek ve özel eğitim yöntemleri ile açığa çıkarılırsa karşılaştıkları zorlukları aşmaları, başarıya ulaşmaları ve hayatın her alanında emin adımlarla ilerlemeleri sağlanabiliyor.
Evet, disleksi çok fazla bilinmiyor. Aslında otizm de yıllar öncesinde bilinmiyordu. Sonradan yayınlar yapılarak televizyonda bilgilendirme programlarına konu edilerek gelişti. Aynı şekilde disleksi içinde böyle programlar yapılmalı. Sosyal medya da mutlaka etkin bir şekilde kullanılmalı. Çünkü bazen çocuğun annesi-babası bile böyle bir güçlük olduğunu kabul etmeyebiliyor ve bu da durumu çok zorlaştırıyor.
Disleksiyi bir hastalık değil, doğru araçlarla yönetilebilecek bir farklılık ve güç kaynağı olarak görmeliyiz.