Toplum olarak ‘fırsat eşitliği’ kavramını sıkça dile getiriyoruz. Ancak söz konusu engelli bireyler olduğunda, bu eşitliğin çoğu zaman kâğıt üzerinde kaldığını görmek zor değil. Özellikle eğitim alanında yaşanan yapısal eksiklikler, engelli bireylerin hayat yolculuğunda en kritik kırılma noktalarından birini oluşturuyor. Bu eksikliklerin başında ise Braille alfabesi, işaret dili ve erişilebilir eğitim materyallerinin yetersizliği geliyor.
Bir görme engelli öğrenci düşünün… Ders kitabına ulaşması, sadece kitabın basılmış olmasıyla mümkün değil. O kitabın Braille alfabesine çevrilmiş olması, sesli hale getirilmesi ya da dijital erişime uygun şekilde hazırlanması gerekiyor. Ancak Türkiye’de bu tür materyallerin sayısı hâlâ oldukça sınırlı. Var olanlar ise çoğu zaman güncel değil, müfredatla birebir örtüşmüyor ya da erişimi zor. Bu durum, görme engelli öğrencileri daha en baştan dezavantajlı bir konuma itiyor.
Benzer bir tablo işitme engelli bireyler için de geçerli. İşaret dili desteği olmadan verilen bir eğitim, bu öğrenciler için eksik bir iletişim anlamına geliyor. Okullarda yeterli sayıda işaret dili bilen öğretmenin bulunmaması, ders içeriklerinin işaret diliyle desteklenmemesi ve görsel materyallerin sınırlı olması, işitme engelli öğrencilerin eğitim sürecine tam katılımını engelliyor. Oysa eğitim, yalnızca sınıfta bulunmak değil; anlayabilmek, ifade edebilmek ve gelişebilmektir.
Sorunun bir diğer boyutu ise dijitalleşme ile ortaya çıkıyor. Günümüzde eğitim materyallerinin büyük bir kısmı dijital ortama taşınmış durumda. Ancak ne yazık ki birçok eğitim platformu, web sitesi ya da mobil uygulama erişilebilirlik standartlarına uygun değil. Ekran okuyucularla uyumsuz sistemler, altyazısız videolar ve alternatif metin içermeyen görseller, engelli bireyleri dijital dünyanın da dışında bırakıyor. Bu da eğitimde fırsat eşitsizliğini daha da derinleştiriyor.
Tüm bu eksiklikler, aslında bir tercih değil; bir öncelik meselesidir. Eğitim materyallerinin erişilebilir hale getirilmesi, bir ‘yardım’ ya da ‘iyilik’ değil, temel bir haktır. Bu noktada devlet kurumlarına, yerel yönetimlere, eğitimcilere ve hatta özel sektöre önemli görevler düşüyor. Müfredat hazırlanırken erişilebilirlik baştan planlanmalı, öğretmenler bu konuda eğitilmeli ve teknolojik altyapı buna göre geliştirilmelidir.
Unutulmamalıdır ki, bir toplumun gelişmişliği sadece ürettiği teknolojiyle ya da ekonomik gücüyle ölçülmez. Aynı zamanda en dezavantajlı bireylerine sunduğu imkanlarla da değerlendirilir. Engelli bireylerin eğitime eşit erişimini sağlamak, sadece onların değil, tüm toplumun geleceğine yapılan bir yatırımdır.
Eğer gerçekten eşit bir toplumdan söz etmek istiyorsak, önce eğitimi herkes için erişilebilir kılmalıyız. Çünkü eğitimdeki bir eksiklik, hayat boyu sürecek bir eşitsizliğe dönüşebilir. Bu eşitsizlik, sessiz ama derin bir engel olarak karşımızda durmaya devam eder.
Nilüfer Görme Engelliler Spor Kulübü (BUGES) engelli öğrencilerin materyallere sorunsuz şekilde erişebilmesi için Nilüfer Belediyesi, destekçi firmalar ve gönüllülerinin karşılık beklemeden sağladıkları desteklerle elllerini taşın altına koymaya devam ediyorlar. Bunu, toplumun tüm katmanlarından da aynı şekilde beklemek engelli bireylerin hakkı.