Evliya Çelebi 1640 yılında "Velhasıl Bursa sudan ibarettir" yazmıştı seyahatnamesine.
Su kirleri temizliyordu şimdi sular azaldı kirler ab-ı hayat oldu.
2026 yılının Bursa’sında Evliya Çelebi’nin yerini alamayız belki ama gördüklerimizi yalansız ve riyasız sizlerle paylaşmak isterim lütfen mini bir seyahatname olarak kabul edin.
27 Nisan 1640 yılında Evliya Çelebi Mudanya (Dârıhal) iskelesine geldiğinde Bursa payitahtın taht-ı kadîm’i olarak kabul ediliyordu.
O vakitler Mudanya iskelesi, Bursa’nın payitahta ticaret açısından balkanlara açılan kapısıydı, şimdilerde ise Mudanya ve Bursa’nın geçmişteki kardeşliği eskisi gibi değil.
1640 yılında Bursa merkezde Uludağ’dan (Keşiş) Dağı’ndan 17 doğal kaynaktan akan dereler tarafından beslendiğini ve 2 binin üzerinde çeşme olduğunu Evliya Çelebinin seyahatnamesinden okuyoruz. Pınarbaşı, Şeker Kaynağı, Selam Kayası Kaynağı, Kral Kaynağı, Murad Dede Kaynakları o günlerde evlerin bahçelerine kadar getirilirken Evliya Çelebi bu gözlemini “Velhasıl Bursa sudan ibarettir” sözü ile tamamlamıştır, günümüzde ise bu kaynakları ara ki bulasın.
Bursa, İstanbul’un başkent yapılmasıyla kaderine terk edilmiş olsa da Anadolu’nun balkanlara açılan önemli ticaret merkezi kimliğini kaybetmemiştir. 1640’larda 9 binden fazla dükkânın olması ticaretin ne kadar canlı olduğunun ispatıdır.
Kuyumcular, Gazazlar (iplikçiler), Kavukçular, Takyeciler, İpekçiler, Bezazlar(manifaturacılar), Terziler, Hallaçlar (pamukçular), Çarşısı’ndan, Hamhalet Çarşısı’ndan, Gelincik Çarsısı’ndan, Uzun Kebapçılar, Bakkalar, ve Yemiş Pazarcıları Çarşıları ayrıca kıraathaneler ile bozahanelerin yerlerinde şimdilerde AVM’ler plazalar olsa da sanayi açısından Bursa yine ticaretin önemli merkezi.

Evli Çelebi seyahatnamesindeki Bursa’yı yazalı tam 386 yıl oldu aradan geçen zamanda gerine kaldı derseniz ab-ı hayat olan sularımız azaldı yeşil Bursa kimliği ise sadece mezarlıklarda kaldı. Hızlı nüfus artışını hesaplamayan idareciler siyasi idealleri uğruna yeşil rengi griye çevirmekte tereddüt etmediler.
Günümüzde 3 milyonu aşan nüfusuyla Bursa her geçen gün büyümeye devam ediyor, her yıl yaklaşık 50 binden fazla göç alıyor ve bu şehri idare etmek için ilçelerde dâhil olmak üzere devletin atadığı ve halkın seçtiği idareciler tarafından yönetilmeye çalışılıyor olsa da sonuç ortada.
Osmanlının ilk göçerlikten yerleşik düzene geçtiği bölgelerden olan Bursa tarihte kendisine biçilen başkentlik rolünü layıkıyla yapsa da balkanların gölgesinden kendisini kurtaramadı sonrasında payitahttan uzaklaştırılanların ilk adres olmaktan kurtulamadı.
Geçmişte salgın hastalıklar ve depremlerle zarar gören bu güzel şehir her zaman kendisini toparlamasını bilse de bugün sorunların çözülmesinde birlikten uzak idarecilerin kendi yetkileri dâhilinde sorunlara çare arıyor.
Gelişmiş ülkeler yüz yıllık planlar yaparken sağlıklı şehirlerin oluşması için nüfus artış hızını kontrol altına almak ve kırsalda daha fazla nüfusu istihdam etmek gerektiği raporlara yansıyor.
Peki, yaşadığımız şehrimiz birilerinin dediğine göre dünya kenti, ulu şehir Bursa yeniden planlanan dünya şehirlerinin içinde sizce yerini alabilecek mi?
Sizce Bursa’yı geleceğe taşıyacak nesiller yetişiyor mu?
Bir başka soru Bursa’nın geleceğinin temelleri teknolojik olarak yerel yönetimler tarafından atılıyor mu?