Hava Durumu

Son Dakika

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

    Susurluk öncesinden sonrasına!

    Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 27.05.2021 07:56

    Dün yazımda "yasallık bize dar geliyor" derken..
    Devlet teorisinin diliyle zorlanan yasallığın sınırlarına da dikkat çekmiştim. Sonrasında Süleyman Demirel'in..
    "Yüksek menfaatleri -ki bunu takdir etmek hükümetlere aittir- icap ettirdiği zaman devlet rutinin dışına çıkabilir." sözlerine atıfta bulundum.
    Burada aslında çok şeyin önüne arkasına bakmak gerekiyor..
    Özellikle de Susurluk'un...
    Mutlaka devlet arşivlerinde bilinen bilinmeyen..Görünen görünmeyen çok dosya mevcuttur. Ama özellikle devlet raporlarında geçmiş dönemlerde sözü edilen detaylar çok önemli.
    3 özel Mit raporundan söz ediliyor.
    23 sayfalık 1.rapor 1988 yılında Cumhurbaşkanı Turgut Özal dönemini kapsıyor.
    Özeti yeraltı dünyası,polis ve kamu bağlantılarından söz ediliyor. Gündemde olan isimlerse dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Ünal Erkan, Mehmet Ağar.. 2.Mit raporu 1995 yılında yazılıyor. Mehmet Eymür MİT'te Kontrterör Daire Başkanı.Bölücü terör örgütü PKK ve sol örgütlerle mücadele kapsamında Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Sami Hoştan ve Yaşar Öztürk gibi isimlerle bir örgüt oluşturulduğu belirtiliyor.
    3. Mit raporuysa,Müsteşar Sönmez Köksal tarafından 17 Kasım 1996'da Başbakan Necmettin Erbakan'a 'özel'olarak gönderiliyor.
    Susurluk sonrası TBMM Araştırma Komisyonu bu raporu talep etmiş ancak gönderilmemiş. Bu raporun ana öznesinide Tansu Çiller oluşturuyor. Detaylarıysa 2013 yılında ortaya çıkıyor. Sonuç bölümüyse şöyle aktarılıyor..
    "Devletin içinde kontrolsüz güçlerin varlığını,
    Bu güçlerin devletin ihtiyaçları dışında da bazı istenmeyen faaliyetlere yönelebildiğini, Güvenlik kuvvetlerinin resmi güçler dışında bazı unsurları da devlet görevi adı altında kullandıklarını, Devletin bazı belgelerinin (Pasaport vs.) gayri kanuni unsurlara verilebildiğini, Devletin aynı kuruluşu içinde, farklı anlayışta olanların birbirleri ile devletin olanaklarını kullanarak mücadele edebildiklerini,
    İstihbaratta ve örtülü operasyonlarda çokbaşlılığın bulunduğunu, merkezi kontrolün yeterli olmadığını, Gizlilik taşıması gereken devlet belgelerinin veya faaliyetlerinin dahi kolayca açıklanabildiğini, tartışılabildiğini,
    Kontrolsüz güçlerin, bazı siyasi güçlerce veya kişilerce desteklendiğini,
    Devlet adına yapıldığı öne sürülen işlerde dahi büyük miktarlarda maddi çıkarların söz konusu olduğunu (A. Çatlı'nın şirketleri ve mal varlığı gibi) gösterecek nitelikte emarelerin çıkmasına neden olmuştur."
    İşte bundan sonraki hukuki ve idari kovuşturmalardaki yeterlilik önemli. 1998 yılındada Başbakan Mesut Yılmaz'ın isteğiyle Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş tarafından hazırlanan bir başka rapor daha var. Bu da 240 sayfa...
    Raporda, Susurluk kazası meselesinin "bir bütün ve olaylar zincirinden ibaret" olduğu,suikast ve bombalama gibi bir dizi faili meçhul olayların Susurluk kazası sonrası "adeta bıçakla kesilir gibi durduğuna" dikkat çekiliyor..
    Tüm bunlardan sonra TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu raporunda, devletin içinde "yuvalanan çeteler" olduğu, bazı devlet kurumlarının da bu yapıları desteklediği sonucu göz ardı edilemez..
    Bakın raporun değerlendirme bölümündeki şu ifadeler çok şey anlatıyor.
    "Bütün bu gelişmeler sonucunda, çağdaş anlamda hukuk devleti olma yapısından uzaklaşılmış ve devlet içinden de yandaşlar, işbirlikçileri olan yasadışı güçler oluşumuna ve bu güçlerin yasal olmayan şekilde yukarıda belirtilen alanlardan büyük kazançlar sağlamalarına olanak sağlanmıştır. Bu örgütler amaçlarına ulaşmak için, her türlü yasadışı faaliyeti (tehdit, adam öldürme, haraç, v.s) yapar hale gelmiştir. Olayların üzerine gidecek devlet görevlilerinin (güvenlik güçleri, adli merciler) ve vatandaşların (şikayet, şahitlik şeklinde) güvenliği yeterince sağlanamamış ve sözkonusu yasal olmayan güçler her türlü yasal olmayan işlerini kolaylıkla yapar hale getirilmiştir. Bu durum vatandaşın devlete olan güvenini olumsuz yönde etkilemiştir. Olayların bu şekilde gelişmesinde, devletimiz adına kamu görevlilerince yapılan bir kısım işlemlerin devlet sırrı kavramı altında saklanması etkili olmuştur. Buna, Korkut Eken'in 'Silahları nereye verdiğimi söyleyemem. Çünkü devlet sırrıdır' demesi bir örnek oluşturmaktadır."
    İşte bugünde adı ne olursa olsun mafya,siyaset,medya üçlemi,dörtlemi,beşlemi,derinliği..
    En önemli özne aslında devlet ve güven.
    Mevcut süreçtede neler olduğunu, yaşandığını bilmekte toplumun hakkı. Şöyle geriye dönük 30 yıla baktığımızda merhum Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu şu paylaşımında haksız mı?
    "Senelerdir Uğur Mumcu cinayetinin aydınlatılması için kim ne biliyorsa anlatsın, işin ucu kime dokunuyorsa dokunsun dedik. Bu görüşümüzü korumaya devam ediyoruz. Çekin tuğlaları yıkılsın, duvar altında kim kalırsa kalsın."
    Gerçekten bu tuğlalar çekilir mi? Ya da altında kimse kalır mı?

    Yorum Ekle
    Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
    Yorumlar