O iktidarı eleştiriyor..
İktidar, TÜSİAD üzerinden sopa gösteriyor.
Muhalefetse onun üzerinden iktidara yükleniyor.
Herkes kendi gerçeğine göre yorumluyor konuyu!
Yasama, yürütme ve yargının ayrı birer erk olması gerekirken!
Siyasetin sisteme, sistemin siyasete müdahil olması, olmaya çalışması demokrasinin hep ötesindedir. Mutlaka tartışılacak o kadar çok şey var ki!
Kim, nerede, nasıl durmalı?
Salt bugüne değil, daha eskilere bakmalı.
Parayı verenin düdüğü çaldığı sözde demokrasilere! 1970'li yıllara mesela. Haziran aylarında İstanbul, İzmit'te büyük işçi ayaklanmaları yaşanıyordu..
2 Mart 1971 askeri darbesinin hemen ardından ülkenin en büyük 12 zengini 'batı uygarlık seviyesi' vurgusuyla TÜSİAD'ı kurdu. Baktığınızda sürecin bir ürünü gibi görülüyor!
O dönemlerde DİSK işverenler için ciddi sorundu.
Burjuvazi geçmiş süreçte de mutlak kendi alanında etkiliydi.
Zaman içinde de kendi sınıfsal yapısı salt ekonomi politikaları değil, siyasal iradeyi, devleti ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmeye başladı..
TÜSİAD geçmiş dönemde gerçekten 'fikir üreten' bir fabrika mıydı?
“DİSK modern Türkiye tarihinin en özgür ortamının evladıdır. TÜSİAD ise sıkıyönetim çocuğudur. Türkiye’nin iki ana modern sınıfının genetik kodunu daha iyi anlatan bir simgesel karşılaştırma bulmak zordur..” yorumu yapan marksist siyasetçi, yazar Sungur Savran'ın gerçek'teki analizi derin bir bakışı anlatıyor gibi!
13 Mayıs 1979'da Türkiye, gazetelerdeki bir ilanı konuştu, tartıştı..
Sivil toplum kuruşu olan TÜSİAD, Bülent Ecevit hükümetini düşürmek içini gazetelere tam sayfa ilan ermişti. "Ekonomide gerçekçi çıkış yolu".

Ecevit'in iki gün sonra yorumu şöyleydi.
"Büyük sermaye çevrelerinin paralı, tehditli ve uyarı muhtıralı duyuruları ile Türkiye'de hükümet öldürülemez. Öldürülebilse bile, böyle bir hükümetin cenazesini kimse taşıyamaz.".
Sonrasında darbeye kadar Süleyman Demirel hükümeti kuruldu
12 Eylül sürecini de iyi algılamalı. O tarihli raporlara şöyle bir göz atın..
“12 Eylül tarihinden sonra geçen süre içerisinde 24 Ocak kararlarının uygulanması ve tamamlayıcı kararların alınması hususunda gösterilen dirayet ve anlayış her türlü takdirin üzerinde mütalaa edilmelidir.” (“1981 başında Türkiye” raporu)
Sonrasında sendikacıların kaderleri arşivlerde..

Ardından demokrasi, AB, TSK yaklaşımı, Kürt politikaları vs, vs, vs.
Balık hafızalı toplumlar genelde dezenformasyon politikaları içerisinde önüne ne konursa “vayyyy be” deyip ‘eyvallah’çı oldukları için çabuk unuturlar çok şeyi. Amerika’nın meşhur düşünce kuruluşu CSIS’ ın geçmiş dönem raporlarında yer alan isimler sonrasında bir bir ortaya çıkmıştı, Karen Fogg’ un e-maillerinde ki “uyuyan güzeller” rüya timi olarak karşımızdaydı. (2004'te AB'ce Brüksel Yazıları isimli kitabımda bu mailleri kaleme almıştım)
Mevcutla işini tamamlayanlar, mayası tutmayan DSP’nin Hüso’su, İsmail Cem’ i ve İMF’ nin Kemal Derviş’i ile nabız yokladı.Yani meşhur Troyka. Programlı ve pragmatik bir temele oturtulan bakış açıları, Demokrat Solun isyancılarıyla makul çoğunluğun partisiydi. Yeni ilanlar verildi, 'hasta adam' manşetlerde tutuldu,karga tulumba politikası, aynen bölücübaşının getirildiği gibi iktidarı götürüp sonuca ulaştı.
1999'da kurulan DSP-MHP-ANAP koalisyonu ile yeniden başbakanlık koltuğuna oturan Ecevit'in partisi 2002 Türkiye genel seçimlerinde %1,22 oy oranı ile baraj altında kalmıştı..
3 Haziran 2002 Tuncay Özilhan'ın açıklamalarını hatırlayın.
Ecevit'in Başbakanlığı ve DSP Genel Başkanlığı görevlerini bırakmasını istiyordu.Türkiye'nin siyasî istikrarsızlığa sürüklenmeye başladığını bu durumdan çıkış için DSP'nin kurultaya gitmesini ve Ecevit'in "onursal başkan" seçilmesini talep ediyordu.
Hatırlayın, Ecevit gazete manşetlerinden düşmüyordu..Hükümet gitmeliydi..
3 Kasım'da AK Parti iktidardaydı.. 2002-2007 yılları AK parti iktidarı ile olan ilişkileri iniş çıkışlıydı. Sonrasında aynı TÜSİAD 'bitaraf olmayan bertaraf olur' söylemlerinin hedefiydi..
28 Şubat sürecini de bir kenara not edelim..
Peki o TÜSİAD genetik kodlarından sıyrılabildi mi?
Onlar için siyasetin sağı, solu, liboşu, marksisti, muhafazakarı var mı?
Hani geçen Trump için 'paranın dini imanı yok, hatta mesihi bile var' derken..
Çevresinde teknofaşist, üst sermaye gurubu elitlerden söz etmiştim ya...
Bizimkilerin farkı var mı?...
Gerçi TÜSİAD'a alternatif, MÜSİAD'lar anadolunun kaplanı olsalarda, aslan hep aslan payı peşinde...
Dün 12 Eylül paşalarına mektup yazıp 'emrinizdeyiz' diyen sermayenin yarın ana derdi ne?
Başta söylediğim gibi bu meseleye nereden bakacağınıza bağlı.
Tüm objeler devredeyken 'el' alınarak yapılan her şey ülkenin bağımsızlığına bütünlüğüne ulusal çıkarlarına zarar verir!
Özü ne şeriat, ne darbe.. Ve herkes yerini haddini bilmeli...
Tek bir gerçek var.. O da sandık ve herkesin öznesi olan halk..
Kimse halka rağmen bir şey yapamaz...
Vatandaşın önceliği ekonomiyken iki ilan, bir mektuba bakmaz....

GÜNÜN SÖZÜ
“Dünün yöntemlerini bugünün dünyasında kullanmakta ısrar eden kişi, yarının işinde olmayacaktır.” (John C. Maxwell)