İddia büyük ve çarpıcı.
Dile getiren isim ise CHP’de yıllarca Deniz Baykal’la politika yapmış olan Kemal Kılıçdaroğlu CHP’sinin politikalarını benimsemediği için Ak Parti’ye geçen ve Ağrı’dan belediye başkanı seçilen Savcı Sayan.
Önceki akşam TGRT’de katıldığı “bu akşam” adlı açık oturum da dedi ki:
”Bugün Türkiye’de bir darbe yapılırsa şaşırmayın”
Açıkçası, 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden tam 10 yıl geçmişken yeniden darbe sözünü duymak bile insanın tüylerini ürpertiyor.
Bu çarpıcı iddiayı köşeye taşımaya imtina ediyorum ancak, yakın siyasi tarihimizde hiç de beklemediğimiz bir anda böyle bir girişimle karşı karşıya kaldığımız gerçeğini de asla unutmamak gerekiyor ve her daim devlet, millet olarak tetikte olmalıyız.
Eğer bir siyasetçi bu iddiayı TV’den açıklıkla dile getirebiliyorsa, mutlaka bunun araştırılması lazım.
Savcı Sayan katıldığı açık oturumlarda sözünü esirgemeyen dobra biri olarak biliniyor. 2014 yılında CHP’den koptu ve Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde lehine çalışmalarda bulundu.2019 yılında da memleketi Ağrı’dan belediye başkanı seçildi. Başarılı çalışmalar yaptı.
Kürt camiası üzerinde de bir hayli ağırlığı olan isim. CHP’yi de o koptuğu günden bu yana en ağır şekilde eleştirenlerin başında geliyor.

BU İDDİA MUTLAKA ARAŞTIRILMALI
Durup dururken “darbe yapılırsa şaşırmayın” demesi öyle ortaya havadan atılmış siyasi söylem olmasa gerek.
Altını doldurmadığı bir kelimenin nelere yol açacağını bilecek kadar da deneyimli bir siyasetçi.
TV kanalında program yapımcısının şaşkınlık içinde “Ne dediniz, kim yapacak darbeyi?” sözlerine istinaden iddiasını yeniledi:
“Bakınız ben söyleyeyim size. Ben Özgür Özel’in yüreğini biliyorum, benim çok küçüğümdür. Ben zamanında onun parti büyüğü idim. Özgür Özel’in şu anda kullandığı dil ve Özgür Özel tayfasının devlete, bayrağa yargıya okuduğu meydan, sokak hareketleri 15 Temmuz’dan 3 gün önce fetöcülerin ağzındaki kelimelerle, hareketlerle birebir aynı.”
Savcı Sayan iddiasını gerekçelendirirken sözünün kesilmesine fırsat vermeden uyarısını sürdürdü:
“Bir insan 2 kez aynı hatayı yapmamalı. Eğer bir insan elini deliğe koyduysa, eli ısırıldıysa ikinci defa deliğe koymamalı. Türkiye şu anda böyle bir durumla karşı karşıyadır”.
Devamında da CHP ile ilgili şunu söyledi:
“ Bazı gazeteciler Özgür Özel ile Kılıçdaroğlu’nun rekabetini tartışıyorlar, ya rakip değiller. Kılıçdaroğlu şu anda yargının meşru genel başkan ilan ettiği genel başkanı. Özgür Özel sahte genel başkan, korsan genel başkan. Çünkü, delegelerin iradesi çalınarak elde edilmiş bir genel başkan.
İKTİDARA YÖNELİK NEFRET DİLİ KÖRÜKLENİYOR
Tüm ülke oturmuş, CHP içindeki çift başlılıktan kaynaklanan kavgayı izliyoruz. Ülkenin içeride ekonomik krizi hat safhada iken, çarşı-pazar yangın yeri olmuşken, dışarıda da güvenlik meselesi ön planda iken iktidarın alternatifi diye bakılan ana muhalefet partisi millete sırtını dönmüş, koltuk kavgası veriyor. Günün her saati medya ve TV kanallarından bu cephede yeni yeni son dakika gelişmelerini takip etmekten başımız döndü. 1946’daki genel seçimlerden sonra siyasi tarihinde ilk defa tek başına iktidar koltuğuna bu kadar yakın olan bir parti, ancak bu kadar kendini önce rüşvet, yolsuzluk batağına atıp sonra da bölüp parçalayabilirdi.
Endişem de korkum da burada.
Savcı Sayan’ın “darbe iddiası” elbette üzerinde önemle durulması ve araştırılması gereken bir konu. Bu iddiaya kuşku ile yaklaşıp, Sayan’ın diğer tüm sözlerine katılıyorum. Kullanılan dil önemli diyor. Doğru. Hadi kendini bölüyorsun, parti seçmenini de karşı karşıya getiriyorsun. Bari bu milleti dış tehditlerin ardı arkasının kesilmediği en çok birlik ve beraberlik içinde olmamız gerektiği şu dönemde ayrıştırmasalar iyi olacak. Aynı zamanda iktidara karşı da bir nefret dili almış başını gidiyor. Son derece tehlikeli bir durum…
Provası da gözümüzün önünde cereyan ediyor. Parti binaları önündeki kargaşa ve çatışmalardan sonra dün TBMM önünde taraflar arasında yaşanan arbede tansiyonun yükseleceğinin habercisi.
Siyasi parti genel başkanlığı ve devlet adamlığı da böyle kritik dönemlerde sağduyulu olmayı gerektirir. Anayasa Mahkemesi’nce Rahmetli Necmettin Erbakan’ın Milli Nizam Partisi, ardından Fazilet Partisi ve 1998’de Refah Partisi kapatıldığında ne partililer ne de seçmen bugün CHP’li Özgür Özel’in ve arkadaşlarının kullandığı dili kullanmamış, sokağa dökülmemişlerdi.
Yine tek başına iktidarı alan AK Parti’ye 2007’de 27 Nisan e-muhtırası verildiğinde ve 2008 yılında da kapatma cezası ile karşı karşıya kaldığında partinin lideri Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları devlete meydan okumamışlardı. Partilileri sokağa dökecek dil ve eylemlerden imtina etmişlerdi.
Adaletin meşru hukuk nezdinde ve demokrasinin de sandıkta tecelli etmesini beklemişlerdi.
Karşılığını da kat be kat aldılar.