Dilin (Lisanın) kadar varsın (4)

Yazının Giriş Tarihi: 14.01.2022 11:14

Modern çağda kendi iradesiyle harf devrimi yapan iki ülke çıkmıştır. Biri biz biri de İsrail. Biz Arap yazısını bizi geri bıraktırdı diyerek terk ederken; İsrail, hemen bütün Yahudi vatandaşları Latin alfabesini bildiği halde tersinden bir harf devrimi yaptı ve iki bin yıl önceki ölü ve öğretilmesi çok zor olan İbrani alfabesini diriltti.

(Satılık İmparatorluk, Mustafa Armağan, s.192 Bkz. Türk Dil Devrimi, Dr. Kamile İlner, s.41, Türk Dil Kurumu Yay.1976)

Çankaya köşkünde 3 Ekim 1934 günü İsveç kralı Oscar Gustaf Adolf  şerefine yemek veriliyordu. Gazi yemekte yapacağı konuşmanın metnini ister, getirilen metni alıp kürsüye geçer ve okumaya başlar. “Altes Ruayâl, Bu gece, yüce konuklarımıza, Türkiye’ye uğur getirdiklerini söylerken duyduğum, tükel özgü bir kıvançtır. Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız ataç özlüklerin tüm ıssıları olarak baysallık, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar ve en güzel utkuyu kazanmaya anıklıyorlar….” Gazi Paşa şaşkın bir yüz ve zoraki gülümsemeyle yerine oturdu. İsveç kralı teşekkür konuşması için kürsüye giderken, Gazi Paşa sol yanında oturan İsmet Paşa’ya döndü: “Bir şey anladın mı?” Paşa hayır dedi. Gazi Paşa ben de anlamadım dedi ve sinirlendi. O anda kararını verdi. Bu saçmalık çıkmaz sokaktı

(Cumhuriyetin Tozlu Sayfaları, Prof. Dr. Mehmet Çelik, s.205-206,Hayat Yay.)

Gazinin çok yakınında bulunan Falih Rıfkı Atay anlatıyor: “Atatürk denemeden yılmayan ve denemenin ara sıra gülünç de olsa, bütün külfetlerine katlanan gözü pek bir devrimci idi. ‘Türkçenin öz gücü nedir, anlayalım’ dedi ve hepimizi hiçbir yabancı söz kullanmadan yazmaya ve konuşmaya davet etti. O günlerde beş on satır yazabilmek için yemek masası etrafında dört döndüğümü hatırlarım. Yunus Nadi daha kolayını bulmuştu: Osmanlıca yazıyor,  içeride Tarama dergisinden Öztürkçeye çevirtiyordu. Ertesi gün kendi yazdıklarını kendi anlamıyordu”

(Falih Rıfkı Atay, Atatürk ve Özleştirme, Dünya Gazetesi, 17 Temmuz 1966).

Prof. Avram Galanti (Dilbilimci Yahudi yazar)   “Arabî Harfleri Terakkimize Mâni Değildir” adlı eseriyle İslâm medeniyeti harflerini müdafaa etmiştir. Yine çağdaş Ermeni Yazarlardan Sevan Nişanyan dil devriminde asıl gayenin “Batı kültürünü benimsemekten çok, İslâm kültürünün entellektüel köklerini kurutmak” olduğunu dile getirmiştir.

(Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet, Kırmızı Yayıncılık, İstanbul 2008, sayfa 253.)

Falih Rıfkı Atay’ın söylediğine göre namaz bile Türkçe kıldırılacaktı. Hatta bunun için zamanın Diyanet İşleri Akif’i ikna ederek ondan bir Kuran meali hazırlamasını isterler. Meali hazırlayan Akif onu Diyanete vermez. Ömrünün son yılarında Mısır dönüşü bunun sebebini dostuna açıkladı: “Meal güzel oldu, hatta umduğumdan daha iyi. Fakat onu verirsem namazda okutmaya kalkarlar. Ben o vakit Allah’ın huzuruna çıkamam ve Peygamberin yüzüne bakamam” cevabını verdi. (Tarih Şuuruna Doğru 2,İbrahim Refik, s.100-101,Albotros Yay) 

Cemil Meriç’in dediği gibi 3 Kasım 1928’den itibaren kütüphaneler birer tuğla yığınına dönecek, 900 yıllık birikimin üzerinden asfalt geçirilecekti. Bir gün önce alim olanlar ertesi gün ilkokula başlayan birer öğrenci haline gelecekti 

( Satılık imparatorluk,Mustafa Armağan,s.189,Timaş Yay.)   

Yakup Kadri Karaosmanoğlu: “Atatürk Türkçenin arınmaya başladığı sıralarda bir gün bize, yani yanında bulunan gazete yazarlarına “bir tek Arapça ve Farsça kelime kullanmayacaksınız” dedi. Bu emri yerine getirmekte ne kadar zorluk çektiğimizi tahmin edersiniz. Nihayet bir zaman sonra artık yazamaz, yazılanları anlayamaz, istediklerimizi anlatamaz olmuştuk. İşte bunu gören Atatürk, bu iş bana olmayacak gibi görünüyor, mutlaka bir yol bulmalıyız’ demişti. (Mustafa Kemal Paşa’dan Kamal Atatürk’e, Süleyman Kocabaş, s.128,Mutlu Basım Yay.2013)
Kendisi de bir dilci olan Atatürk dönemi Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali Yücel, anlatıyor: Bir gün hızlı dil devrimcisi biri geldi. Gün isimlerinin Türkçe olmamasının yüz kızartıcı olduğunu belirterek dedi ki: “Salı dışındaki tüm gün isimleri Arapça ve Farsçadır”. Mesela Pazar, Pazartesi, Çarşamba, Perşembe Farsça; Cumartesi ve Cuma ise Arapçadır. Ben bu mahzuru gidermek için gün isimleri buldum. Önüme bir liste koydu ve işte dedi Türk günlerinin Türkçe isimleri. Listeye baktığımda hafakanlar bastı. Pazar: Gezgün (tatil günü gezilir), Pazartesi: Öngün, (haftanın öndeki günü) Salı: İşgün, Çarşamba: Güçgün, Perşembe: Koşgün,  (güç, koşturulan iş günleri) Cuma: Yorgün, Cumartesi: Bitgün olmuştu. (işten yorulup bitkin olma)  Bu ezik tip sorsan iyi bir şey yapıyordu. Oysa “baltayla çınar kesip, çapa ile kavak dikiyordu” ama farkında değildi.

(Tarihi Hakikatler, c.1, s. 310).

Biraz tebessüm. 

(Bunlar ilk dönemler uydurma kelimelerden bir kaçı)

Milletvekili Saylav, Belediye Başkanı Şarbay Vali Darga Vasiyetname Tutsubeti Vasiyet Tutsu, Katip, Betimen Kanun Coşuk İadeli taahhütlü  Geritli bağıtlı  Zeka Anlak Şiddet Azış Takvim Çağbeti İddianame Savbeti Havadis Bilget Telâfi etmek Yetincemek Feragat Özgeçi  İntihar Ölünç Heykel Kurçak Devlet uydurur da vatandaş uydurmaz mı? (aşağıdaki kelimeler TDK tarafından üretilmedi. Uydurukça ile alay etmek için halkın yaptığı uydurmalardır). Otobüs: Çok oturgaçlı götürgeç Yumurta: Tavuksal fırtlangaç, Zil: Zırlangaç, Uçak: Gökkonut, İstiklâl Marşı: Ulusal düttürü,  Hostes: Gök konuksal avrat Restaurant: Sosyal Otlangaç Cerrah Yarman Problem: Zorlangaç

Soru şudur: Dil devrimi başarıya ulaştı mı?

El-cevap: Yüzde yüz başarıya ulaştı. Çünkü nesiller arası kültür kesildi. 80-90 sene önce yazılanları okuyup anlayamayan bir         nesil var artık. 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar

YAZARIN DİĞER YAZILARI