Hava Durumu

Kelimelerin kadar düşünürsün (20)

Yazının Giriş Tarihi: 06.05.2022 08:14
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.05.2022 08:14

Bugün ilköğretim çağındaki çocukların ders kitaplarındaki kelime hazinesi Amerika’da 71.681; Almanya’da 70.400; Japonya’da 44.224; İtalya’da 30.193; bizde ise 5, 6 bin civarındadır. Bu ne demektir. Bizde yetişen bir çocuk 5-6 bin civarında kelime ile düşünebilirken, Alman 70 bin Amerikalı 71 bin kelime ile düşünebiliyor. Yukarıda sayılan milletlere mensup olanlar ve başkaları, genellikle 30-40 bin kadar  kelimeyle hayal kurup, düşünüp, üretirlerken; elbette bizden farklı olacaklardır.  

(T Behram Akın, Y B.Bakiler ile Söyleşi, Gonca Çocuk Dergisi, sayı: 15. 2003, s. 23.) 

Konfüçyüs; “Bir kelime kararını, bir duygu hayatını, bir insan seni değiştirebilir” derken kelimenin ehemmiyetini anlatır. 

Mahatma Gandhi, “Söylediklerine dikkat et, düşüncelere dönüşür. Düşüncelerine dikkat et, duygularına dönüşür” diye devam uzunca bir dikkat tembihi vardır. O da sıralamaya kelimelerden başlıyor.

Yavuz Bülent Bakiler’in bir tespiti var: Japonya´da bir yılda basılan kitaplardan bin kişiye bin kitap düşüyor. Bizde, bin kişiye düşen kitap miktarı sadece (7) yedidir. Japonya´da bir kişi (ortalama olarak) bir yılda 24 kitap okumaktadır. Türkiye´de, ömürleri boyunca bir tek kitap okumayan milyonlarca insanımız var. Japonya´da 5-6 bin kişiye bir kütüphane düşüyor, bizde ise 64.000 kişiye bir kütüphane düşüyor. Evlerimizin %95´i kitapsız ve kütüphanesizdir. Dil konusunda devletin yanlış müdahalesi neticesinde önce Millî Eğitim Bakanlığımız, sonra da, annelerimiz, babalarımız bizi, dil fukarası olarak yetiştiriyorlar. Bizler diğer ülke insanları gibi düşünemiyoruz. Düşünmek, kelimelerle olur. Bizim Türkçemizdeki kaybımız ondandır. Hukuk Fakültesinde okurken her yarıyıl tatilinde eve bir bavul kitapla dönerdim. Annem bana çok büyük bir hüzünle bakar ve derdi ki: “Benim aslan oğlum o kitaplara verdiğin parayı leblebiye üzüme verip yesen daha faydalı olmaz mı?” Dilin önemini bilmediği ve Türkiye’nin üzerinde oynanan bir takım oyunlardan haberdar olmadığı için böyle söylerdi.

Namık Kemal "Bir insanın zekâsı, bildiği kelime sayısıyla orantılıdır. Yani bir insan ne kadar çok kelime bilirse, aklını da o nispette iyi kullanır. Ne kadar az kelime bilirse aklını kullanmakta zorluk çeker. Önüne konulan bir kitabı okusa bile anlayamaz. Kendisine anlatılanları kavrayamaz. Zayıf bir dile sahip olan insanlar, ancak, günlük basit ihtiyaçlarını giderebilirler. Edebî, ilmî, felsefî eserler veremezler."
Jean Deny (Türkçe dilbilgisi konusundaki çalışmalarıyla tanınmış 1879 doğumlu Fransız Türkolog) Türkçe için: “İnsan bu dilin yüce bir bilim akademisi müzakerelerinden çıkmış olduğu zannına düşmüş olabilir.” 

(T.N. Gencan, Dilimizin Şaşmaz Düzeni, Dil Yazıları, TDK Yay., Ankara 1988, s. 18)

Max Müller (1823-1900) Dilbilim adlı kitabında şöyle demektedir: “Türkçeyi söyleyip yazmak için en ufak bir istek beslenmemi ş olsa dahi, bir Türkçe grameri okumak bile gerçek bir zevktir. Bu öyle bir gramerdir ki, bir billur kovan içinde bal peteklerinin oluşunu nasıl seyredebilirsek onda da düşüncenin iç oluşlarını seyredebiliriz.”

Böyle bir dile sahipken tasfiyecilikle, uydurukça ile yapılan müdahale neticesinde kültür köprülerimizi dinamitledik maalesef.  Özleştirme hareketi, dili anlaşılması güç bir çıkmaza sürüklemişti. Bir akşam Atatürk, Şükrü Kaya’ya Öz Türkçe konuşmasını söylediğinde, Kaya kekeleyip kalır. Bu hadiseyi Falih Rıfkı: “İçişleri Bakanımız Orta Asya’dan gelip derdini anlatamayan birine benziyordu” diye anlatır.
Bu tip yaşanan olaylardan sonra Atatürk “Dili bir çıkmaza saplamışızdır” diyerek dilde tasfiyecilikten vazgeçmiştir. 

Bazı ilim adamlarımıza göre millet, kültür birliğinden ibarettir. Kültür, bir takım kimselerin sandıkları gibi roman okumak, gazete okumak, yüksek tahsil diploması almak değildir. Kültür, bir milletin konuştuğu dildir, o milletin dini inancıdır, tarih şuurudur, gelenekleri ve görenekleridir, güzel sanatlarıdır.

Başka milletlerin siyasi hâkimiyetleri altına giren milletler, kendi kültürel değerlerini kaybetmedikleri takdirde “İsrail örneğinde olduğu gibi”  bin yıl sonra iki bin yıl sonra tekrar derlenip toparlanıyorlar, yeniden siyasi istiklallerini kazanıyorlar. Ama dillerini kaybeden milletlerin bir daha derlenip toparlandıklarını, tarih sahnesine çıktıklarını hiçbir kitap yazmıyor (Yavuz Bülent bakiler)

Mesele Dil mi? Din mi?

Yavuz Bülent Bakiler bu mevzuda şunları söylüyor ”Ezan Türkçe okunsun“ diye duyuyorsunuz.“peki arkadaş ezan Türkçe okununca sen gelip kılacak mısın?” Bu ezanda on tane kelime var ve zaten altı tanesi Türkçeleşmiştir. Seni rahatsız eden dört kelime mi? Peki ama Türkçeye her gün İngilizceden giren kelimelere itirazın yok. Bütün derdin şu on kelimelik ezan mı?” diye sorsanız bu kişilerin esas maksatlarının dilden ziyade din olduğu görülür.
 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.