Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Kutsal darbeler ve egemenlerimiz -1-
29 Kasım 2019 Cuma, 08:32

Kutsal darbe başlığının nedeni; çok partili siyasal sistemimizde yapılan ya da yaptırılan askeri darbe/muhtıra gibi antidemokratik müdahalelerin tamamı cuma günlerine denk getirilmesidir. (27 Mayıs 1960,12 Mart 1971,12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 ve15 Temmuz 2016)
Ayrıca 27 Nisan e-muhtırası tarih olarak bilinçli bir seçimdir iddiası, bazı tarihçiler tarafından dile getirilir. Neden bir gün önce ya da birkaç gün sonra değil de 27 Nisan? Çünkü 27 Nisan 1909 günü Sultan Abdülhamit Han tahttan indirilmişti.
Her müdahale sonrası gerekçe ve meşruiyet tartışması yaşanmıştır fakat hiçbir zaman sınıfsal düzeyi ciddi bir entelektüel sorgulamaya tabi tutulmamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Osmanlı'nın külleri üzerinde inşa edilmiştir. İstanbul bürokrasisi bilahare yeni devlet içinde yerini almada çok gecikmedi. Her ne kadar monarşiden cumhuriyete geçmiş olsak da, bazı temel alışkanlıklar zihinlerde devamlı olarak pratik alan aramış ve bulmuştur..
Öyle ki bütün dünya ile tezat teşkil edecek derecede yapılanmalar oluşmuş, batıdaki sağ tanımına uyan eylemler bizde sol kanat/sol olduğunu iddia edenler tarafından sergilenmiştir.
Osmanlı döneminden gelen iki kanattan biri, İttihat ve Terakki, Halk Fırkası (10 Kasım 1924 Cumhuriyet Halk Fırkası, dördüncü kurultayda da CHP adını almıştır) ve 27 Mayıs'a uzanan takvim. Bu çizgi/bu yapılanma Atatürk'ün sağlığında yeni devlet için oturtmaya çalıştığı değişim süreci hariç tutulduğunda "devletçi seçkinci" bir dünyayı işaret eder. Merkezcidir, birinci önceliği devlettir, halk sonradan gelir. Atatürk sonrası ise halk bir obje olmaktan öteye geçememiştir. Böylesine bir devletçi yapılanma batıda "sağ" olarak tanımlanır. Bu geleneğin temsilcilerinin batıcılığı da tepeden inmeci ve dayatmacı olup batı modernizmiyle sınırlıdır. Sonuçları itibariyle Atatürk'ün işaret ettiği muasır medeniyet çizgisinden uzaktır.
Uzun bir zaman diliminde bu çizgi merkez güçleri elinde tuttuğundan dolayısıyla devlete hakim olduğundan, yerine gelenler ve gelecek olanlar da bu kadronun devamı mahiyetinde olmuştur.
Bu nedenle başarılmış darbeler hiçbir zaman devletçi seçkinci kesimin sınıfsal çıkarlarına zarar vermez/vermemiştir. Hatta bu kesim demok-ratik trendin yükseliş gösterdiği anlarda kaybeden olduklarından, darbelerde kaybettiklerini kar payı ile geri alırlar.
Türkiye'de sağ diye nitelenen yapılanma aslında sol bir refleks/tepki çizgisinde hizalanır. Merkeze karşı bir başkaldırı söz konusudur. Osmanlı döneminde özellikle son dönemlerde saltanat bürokrasisi, halktan bir hayli kopuktu ama batı modernizmine de özen gösteren bir yapıdaydı ve tek partinin milli şeflik dönemi uygulamaları halktan kopuk bir sürecin iki ayrı kilometre taşlarıdır. Özetle, Jakoben ve dayatmacı merkeze karşı Demokrat Parti'nin seçim zaferi bu yönüyle bir halk hareketi ve sol olarak tanımlanacak bir reflekstir. Sürecin devamında Adalet Partisi, Turgut Özal'ın Anavatan Partisi ve AK Parti, çevreden merkeze taşınmanın adresi olmuştur.
Dikkat edilirse, yapılan bütün antidemokratik müdahalelerde iş başında Türkiye'deki tanımıyla sağ partiler vardır. Nedeni de, bütün dünyada merkeze karşı sol diye nitelenen refleksler ya bu partiler tarafından bizzat ya da bu partiler döneminde toplumsal boyutta gerçekleşmiştir.
1946 yılından bu yana tek başına iktidar olamayan CHP ne zaman devletçi seçkinci görüntüsünden uzaklaşıp çevreye göz kırptıysa seçimlerden birinci parti çıkmıştır. Ecevit bu başarıyı yakalarken çıkış noktası olarak "Türkiye'de ilerlemeci atılımların sadece tepeden yapılan değişikliklerle olamayacağını ekonomik gücün de yayılması/el değiştirmesi gerektiğini ileri sürüyordu" Haftaya devam edelim.