Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Kutsal darbeler ve egemenlerimiz (2)
06 Aralık 2019 Cuma, 08:55

Osmanlı'dan günümüze gelenekte ve temsilcilerinde hiçbir değişiklik yoktur. Hatırlanacağı gibi Cumhurbaşkanı'nı halk seçsin tezine karşılık, halka güven duymayan devletçi seçkinci kesim karşı çıkmıştı. Çünkü bu yapılanma içinde olanlar şunu iyi biliyordu; hiçbir zaman halk, onların isteklerine uyan bir Cumhurbaşkanı seçmeyecekti.

Zaten halka güvenmedikleri içindir ki, bu geleneğin temsilcileri egemenliği/halk iradesini (bir yere kadar dercesine) belli mekanizmalarla kontrol altına almıştır. Her ne kadar 1961 Anayasası 1982 Anayasası'na göre daha özgürlükçü gözükse de, egemenliğin kullanımı; halkın/halkın meclisinin elinden alınmış oluyordu. Oysa Atatürk'ün 1924 Anayasası'nda, egemenliğin kullanımı tamamen Millet Meclisi'ndedir. Burada ileri sürülen gerekçe ne olursa olsun, demokrasilerde bu gerekçelerin hepsi aşılır. Zaten en önemli gerekçe Demokrat Parti'nin son dönemlerindeki tedbirci antidemokratik uygulamalarıdır. Oysa bunun katbekat fazlası, 'tek parti' döneminde yapılmıştır. Ama darbe, Demokrat Parti'ye karşı yapılmıştır. Çünkü DP, devletçi seçkinci kesimi temsil etmiyordu.

1961 Anayasası, meclisi denetlemek için darbecilerin tabii üye olduğu senatoyu da getirmiştir. Zaten yasama/meclis; Anayasa Mahkemesi ile, yürütme; Danıştay ile kontrol altındadır. Kısaca bürokrasi egemenliğin kullanımına ortak edilmiştir. İşin en önemli yanı, 1961 Anayasası'yla bürokratik yönetim geleneği önceki duruma kıyasla daha fazla sağlamlaştırılmıştır.

Bu olumsuz gelişmeler, 1950 seçimlerinde çevrenin merkeze galip gelmesinden kaynaklanmıştır. Takip eden süreçte, 27 Mayıs ve 1961 Anayasası ile Türkiye'de birinci sınıf bir demokrasiye gidişi engellemenin radye temelleri atılmıştır.

Üstelik hiç sıkılmadan, 27 Mayıs'ı 'hürriyet ve anayasa bayramı (!)' olarak kutladık İşin gerçeği, bize darbe alkışlattırıldı. Solumuzda sağımızda darbeleri iyi darbe, kötü darbe diye kategorize ettik ve sahiplendik.

Demokrat Parti karşıtlığı; Türk solunda darbe karşısında ilkesel kırılmaya neden olmuştur. Küçümsenemez bir kesim 27 Mayıs'a pozitif bakıca; ortaya çıkan paradoksun izahı yoktur.

İdris Küçükömer hoca 1969 yılında yayımladığı "düzenin yabancılaşması" adlı kitabında "Türkiye'de sol diye bilinenler sağdır, sağ bilinenler ise sol. Çünkü İttihat ve Terakki'den CHP'ye uzanan gelenek, asker-sivil bürokratik oligarşiyi temsil eder. Buna karşı Serbest Fırka'dan Demokrat Parti'ye uzanan çizgi ise, yoksul halkın içinde örgütlenmiş, gücünü halktan almıştır" diyordu. Küçükömer hoca yukarıda açıklamaya çalıştığımız tespitin akademik patentinin sahibidir.

DEMOKRASİ SADECE BİR SANDIK MESELESİ DEĞİLDİR

Eğer Türkiye'de demokrasi istiyorsak; demokrasi sözcüğünün önüne sadece "birinci sınıf" diye bir ek koyabiliriz. Çünkü demokrasi sadece bir sandık meselesi değildir. Totaliter liderler de sandıktan çok yüksek oylarla çıkmışlardır.1982 Anayasası da yüzde doksan iki oranında kabul görmüştür sandıkta. Ama Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk görev başındayken "bu anayasa butlandır" demiştir. Demokrasi bilinçlere yerleşip davranışlara yansımadıkça hangi düzenlemeleri yaparsanız yapın demokratik bir ülke olamazsınız. Ne yazık ki bizim ülkemizde antidemokratik müdahalelere meşruiyet kazandırma pahasına "militan demokrasi" tezleri ileri sürülmüş ve taraftar bulmuştur. Militer bir çağrışımın olduğu yerde demokrasiden söz etmek tutarsız olduğu kadar da komiktir, "tuzlu şeker" gibi abuk bir ifadedir.

ŞİMDİ NEYİ TARTIŞIYORUZ?

Milli irade, egemenliğin kullanımı, hukukun üstünlüğü.

"Egemenliğin kullanımı denetlenebilir mi?" sorusuna yukarıda anlatılanlar ışığında "denetleyen her kimse, egemen olan da odur" demekten başka doğru yanıt seçeneği yoktur.

Bürokrasi olağanüstü dönemlerde kendi lehine yasalar çıkarmıştır. Sonra da 'Her şey hukuk içinde yapılıyor " iddiasını seslendirmiştir. Oysa 'yasal olan her şey, hukuki değildir' 1961'den bugüne, yüksek yargıda alınan önemli kararlar (yasa ve yönetmelik iptalleri, parti kapatmaları vb) hep tartışma konusu olmuştur. Nedeni de vesayetin biçimlendirdiği fay hatlarıdır.

Bugün sadece adalet bakanlığının değil, çok geniş bir katılımla hazırlanan yargı reformu strateji belgesi ile Türkiye hukuk tüneline girmiştir. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu; yapılacak değişikliklerle doların iki lira düşeceğini söylemesi paketin ne denli önemli olduğuna işarettir.