Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Panik atak siyaset
22 Kasım 2019 Cuma, 08:36

Yönetim sistemlerinin başarıya ulaşması için gereken bazı ortak noktalar vardır. Oxford Üniversitesi yönetim bilim dalı profesörlerinden Vernon Bogdanor' a göre: katı ideoloji, ahlaki kaygı ve panik hali başarılı bir yönetimin düşmanlarıdır.

Tarihsel anlayışa ters düştüğü için, ideolojiyi temel alan bir yönetimin başarılı olma şansı çok azdır. Böyle bir yönetimin ürünü, deney ve yeniliğe açık bir toplum değil, kapalı bir düşünce sistemi olacaktır. İdeoloji saplantısının ağına takılan yönetimler, problemlere çözüm bulmaktan ziyade, benimsedikleri ideolojinin çizdiği katı tavizsiz yolda hareket ederler.

1960 ve 1970'li yıllarda Harold Wilson/James Callaghan dönemi İngiliz İşçi Partisi hükümetlerinin ekonomik sorunlara çözüm üretmesinin önündeki en büyük engel, ideolojinin koyuluğuna saplanıp kalmalarıydı. İşçi Partisi, 1950'lerde muhalefet partisi olarak zamanının çoğunu, "karma ekonomiyi kabul edip etmeme" sorununu tartışarak boşa harcamıştır. Karma ekonomiyi nasıl başarılı bir şekilde uygularız konusunu düşünmemiştir.

Türkiye 'yi ele aldığımızda çok rahat görebiliriz ki, artık Türk halkı, ideolojik partilerden ziyade, 'catch-all party' yani toplayıcı parti olarak adlandırılan, her toplumsal kesimden oy almayı amaçlayan, bu nedenle de mümkün olan en geniş seçmen kitlesine ulaşmak ve onların desteğini almak için her yöntem ve aracı kullanan siyasi partilere oyunu veriyor. Türkiye gibi çok farklı ideolojileri, çok farklı grupları bünyesinde barındıran bir ülke için, istikrarın sağlanması noktasında katı ideolojik temellerde kurulmayan bu toplayıcı partilerin önemi anlaşılmış durumdadır. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin başarılı yürüyüşüne bu açıdan bakmak mümkündür. Çünkü Türk siyaset tarihine baktığımızda, başka bir partiden bölünüp de, 2002 yılında girdiği ilk seçimlerde meclisin 2/3 sandalyesini kazanıp kesintisiz bir şekilde 17 yıldır yönetimde olan başka bir parti karnesi göremiyoruz. Bu da Türkiye'de her alanda istikrarın ve büyümenin sağlanabilmesi için 'catch-all' partilere ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.

İngiliz İşçi Partisi örneğinde olduğu gibi, Türkiye'deki hükümetlerin de ekonomik sorunlara çözüm üretmesinin önündeki engel, ideolojiye saplanıp kalmalarıdır. Örneğin devletin küçülmesi yani özelleştirme söz konusu olunca; özelleştirmeyi nasıl başarılı bir şekilde uygularız düşüncesinin yerini, statükocu katı ideolojik refleksle "özelleştirmeyi kabul edip etmemek" tartışılmıştır.

Bu tavırları yüzünden, devlete yük olan kurumların özelleştirilmesinde sonuçta çok ciddi zararlar ettiğimiz gecikmeler olmuştur.

Bu konuda Telekom özelleştirmesi çarpıcı bir örnektir. Türkiye'nin dış borcunun 17 milyar dolar olduğu dönemde Telekom 40 milyar dolara satılacaktı. Meclis'ten özelleştirme yasası çıkarıldı fakat Anayasa Mahkemesine götürülen yasa iptal ettirildi. Muhalefet "bu yasa Türkiye'nin bağımsızlığını zedeler " görüşü ile Anayasa mahkemesine gitmişti.

Kuruluş dönemlerinde devlet öncülük yapmıştır ama geciken özelleştirme; kurumların arpalık olarak kullanılması sonucu verimliliği azaltmış, yolsuzluk ve ahlaki erozyona neden olmuştur. Devleti; basma, pazen, kundura üretmek, tütüncülük ve bunun gibi alanlardan el çektirerek, asıl görevi olan eğitim, savunma gibi alanlara yoğunlaşmasını sağlamak devlet kurumunun saygınlığını artırır. Özelleştirme sayesinde, buzdağının görünen kısmında devlet küçülürken, buzdağının görünmeyen kısmında aslında devlet büyümekte ve itibar kazanmaktadır.

Başarılı bir yönetimin diğer bir özelliği de hiperaktif değil, sınırlarını bilen bir yönetim olmasıdır. Çünkü hiperaktif yönetimler paniğe yatkın olurlar. Panik halinde alınan kararlar bazen kabuk bağlamayan yaralara dönüşür. Genel olarak, "yerelde daha çok görülen" iktidara gelişin ilk aşamalarında pek çok hiperaktif yönetim örneği görülür. Yeni gelen ulusal boyutta hükümetler, yerelde belediyeler ilk iş olarak kendi parti programları doğrultusunda kanunlar/yönetmelikler çıkartıp, önceki dönemin uygulamalarını, programları hiçe sayarak istikrarsızlığa neden olabilirler. Ya da panik halinde aldıkları kararlarla geri dönülemez yollara girebilirler.

Başarılı bir yönetimin başka bir özelliği de, geçmişin sorunlarından daha çok geleceğin sorunlarıyla ilgilenmesidir. Ermenistan bu konuda güzel bir örnektir. Sürekli sözde soykırımı dile getirmesi, yani geleceğin değil de, geçmişin sorunlarıyla daha çok ilgilenmesi kötü bir yönetime sahip olduklarının göstergesidir. Sürekli göç veren, gayri safi milli hâsılası dünya ortalamasının çok altında seyreden, diasporadan gelen hazır para nedeniyle ekonomisi bir türlü büyüme trendi yakalayamayan, dünya devletler muvazenesinde söz sahibi olamayan Ermenistan'ın yöneticileri yıllardır geçmişin sorunlarını kaşımaktan medet ummaktadırlar. Oysaki sokaktaki Ermenilerin soykırımla ilgilenecek durumları yoktur. Yöneticilerinin, sözde soykırımı Avrupa ülkelerine kabul ettirmek için sarf ettikleri eforu, ekonominin düzeltilmesi, göçlerin engellenmesi, eğitime yatırım yapılması için sarf etmelerini istemektedirler.

Sonuç olarak, başarılı bir yönetimin özelliklerini, katı ideolojik temellere dayanmamak, panik halinde olmamak, sınırlarını bilmek ve geçmişin değil de geleceğin sorunlarıyla ilgilenmek olarak sıralayabiliriz. Başarılı yönetimler önceki yönetimleri suçlayıp, devri sabık peşinde koşmaz. Yönetime gelirken seçmene sunduğu projeleri uygular. Sakin ve kararlı yürür. Yani ölçüsüz bir heyecan peşinde koşanların, (burada hisler aklın önüne geçer, yalan, inkar, hesapsız ve aldatıcı vaatler vardır) hayal kırıklığına neden olması kaçınılmazdır.
İstanbul Belediyesini nedense bu pencereden izliyorum.