Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Suriye'de ne işimiz var (!) Öyle mi?
25 Ekim 2019 Cuma, 08:36

Gazeteci Güneri Civaoğlu anlatıyor "1991 birinci Körfez Savaşı sırasında Suudi Arabistan'daydım. Bizim büyükelçi, ABD'nin büyükelçisine rica etti. Amerikan kuvvetlerinin komutanlığından "Bilgilendirme" randevusu aldı. Amerikalılar büyük bir oteli "komuta merkezine" dönüştürmüşlerdi. Beni bir Amerikalı yarbay aldı, duvarında Ortadoğu haritası asılı, brifing odasına götürdü. Akıcı ve düzgün Türkçe konuşuyordu. Daha önce Ankara'da görev yapmış. Saddam Hüseyin'e karşı yapılmakta olan hava harekâtını, başlayacak kara savaşını anlattı. Sonra mealen şu garip lafları etti. Çok ciddiydi...

"Biz savaştan sonra buralardan çekileceğiz. Geride bıraktığımız silahlar özellikle Kuzey'de Kürtler tarafından ele geçirilecek. Silahlanan Kürtler Türkiye'den toprak isteyecek. Ya istedikleri toprakları vereceksiniz, ya da savaşacaksınız." Duyduklarıma inanamıyordum. Türkiye Amerika NATO müttefikliği "Türkiye sınırlarına tecavüz, NATO'ya saldırı sayılır. Bu söyledikleriniz anlaşılır gibi değil" gibi itirazlarım oldu. Amerikalı yarbay hiç oralı değildi. "Biz gideceğiz, bölgede olacakları söyledim" gibi cevaplar verdi."

Yıl 2015 Beyoğlu'nda bir otelde Süryani, Rum, Ermeni ve Yahudi toplumunun temsilcileriyle kahvaltılı toplantıda, başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "'Fırat'ın batısına PYD geçmeyecek. Geçtiği anda da vururuz dedik. 2 kere de vurduk" sözüne karşılık "YPG Fırat'ı geçecek, sen de mal mal bakacaksın" deme cesaretini hangi güçlerden alıyordu dersiniz!

Osmanlı'nın yıkılışı süreci dahil; bu coğrafyada yapılanların tamamı önceden yapılan uzun vadeli planlarla hayata geçiriliyor.
Bugün önlemeye çalıştığımız hamle nedir? ABD Ulusal Güvenlik yetkilisinin ifadelerine göre Türkiye'nin güney sınırına paralel "İkinci İsrail Devleti" kurma hede fidir.
İsrail bu coğrafyada her zaman bir sopa gibi durmuştur. Sadece Filistin değil; körfez ülkelerine hep bu sopa gösterilmiştir. Arap ülkeleri sopa ile kavga edeceğine sopayı tutan elle kavga etselerdi, işin başında ellerindeki imkanları İsrail hamilerine karşı kullansalardı bu gün bu seviyeye gelinemezdi.

Bir diğer konu; İsrail ile İran arasında gördüğümüz kavga ise kavga değil göz boyamadır. Kısaca her şey zıddı ile kaimdir hesabıyla birbirlerini karşılıklı haklılaştırırlar. Özetle tahterevallinin bir ucu İran diğer ucu İsrail'dir.
İsim olarak karşımıza YPG PYD PKK olarak çıkan yapı, esasında tamamen ikinci İsrail'dir. 1991 yılında ABD'li yarbayın "toprak talebi" diye özetlediği de "Türkiye'nin bölünmesi" projesidir.
Türkiye 35 yıldır PKK terörü ile boğuşuyor. Ne zaman çözüm odaklı siyasi bir hamle yapılsa; kontrol edilemeyen olaylarla karşılaşıyoruz. Yukarıdaki plan sahipleri NATO sayesinde içimizdeki gizli yapılanmaları, kayıt dışı oluşumları da devreye sokarak imha ederek önleme yapmışlardır.

Gazeteci Uğur Mumcu PKK terör örgütü ile ilgili ulaştığı ilişkiler ağı için Turgut Özal'ı arar, Özal Eşref Bitlis'le görüşüp gelmelerini söyler, kendisi de çok güvendiği Adanan Kahveci 'ye bu durumu anlatır.
Bu sırrı bilen dört kişiden Uğur Mumcu 24 Ocak, Adnan Kahveci 5 Şubat, Eşref Bitlis 17 Şubat, Turgut Özal 17 Nisan 1993 yılı içinde arka arkaya çeşitli suikast yöntemleriyle öldürüldüler.
Olayın boyutu ve hasımlarımızın acımasızlığını göstermek için bu örneği verdim
Önlemeye çalıştığımız plan budur!

Yıllarca Nato'da müttefik olarak bir arada bulunduğumuz dost görünümlüler bu kirli tezgahın paydaşları olarak karşımızdadır.

Her platformda, güvenlikli bölge talebini dile getirmemize rağmen taleplerimiz duyulmadı, aksine gizli saklı olmaksızın Türkiye aleyhine ne gerekiyorsa yaptılar.
Laboratuvar ürünü Daeş diye bir terör örgütü ürettiler (ürettiler diyorum çünkü; Donald Trump Daeş'i Obama kurdu dedi) Daeş'le mücadele görüntüsü altında diğer terör örgütlerine legalite sağladılar ve ağır silahlarla donattılar. Sorduğumuzda ise; batılı dönekliği, batılı yalancılığıyla, batılı yüzsüzlüğüyle oyalamaya gittiler.

Uluslararası arenada haklı olmak yetmiyor! Güçlü olmak gerekiyor.
Bu durumlarda çok kez kurulan ilişkilerinde de silah gibi gücü vardır. Türkiye hem kendi ürettiği silahlarla hem de diplomatik alanda yaptığı hamlelerle bir oyunu bozuyor.
Bir tarafımızda ABD bir tarafımızda Rusya var.

Bu sürecin diplomasisi ip üstünde cambazlık gibi zor iştir. Bir an bile gözümüzü kapatamayız. Her an teyakkuzda olacağız.