Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Suriye'de ne işimiz var? Öyle mi? -2-
01 Kasım 2019 Cuma, 08:19

Barış Pınarı Harekâtı'nın, Türkiye için ne denli hayati bir konu olduğunu; kopan fırtınadan anlamak mümkün. Belli olan bir şey var ki son bir asrı aşan zaman diliminde dünyada önemli olayların lobi görevini üstlenen yapılar burada da devrededir. çünkü; haritada bırakın Suriye'nin kuzeyini, Suriye'yi bile gösteremeyecek insanlar harekat hakkında beyanat vermektedir.
Hindistan açıklama yapıyor, "istikrarın bozulmaması için Türkiye'nin harekatı durdurması gerekir" Suriye'de bir istikrar var ki sormayın gitsin.
Çin Türkiye'nin güvenlik endişelerini haklı buluyor fakat bir süre sonra orada da harekatın durdurulmasından dem vuruluyor.
Bütün bu çelişkiler, lobilerin devreye girip verdirdiği beyanatlardır. (Hatta 1905 Rus devrimi, 1908 Abdülhamit'in tahttan uzaklaştırılması, 1911 Çin devriminin arkasında aynı lobinin olduğu söylenir.)
Türkiye bütün engellemelere rağmen geri adım atmamış sonuçta; ABD ve Rusya gibi iki kanatla anlaşma yapmayı başarmıştır. Gerek Amerika'da ve gerekse Avrupa'da, Türkiye "bütün istediklerini aldı" görüşü ifade edildi.
Türkiye'de ise süreç hükümet karşıtlarınca siyasi rant penceresinden takip edilmiştir. Böyle durumlarda milli bir başarıya ortak olunur, tebrik etmek bile ortaklıktır sahiplenmektir. Gölgeleme gayretleri hiç yakışmamıştır.
Bu tip anlaşmalarda senin kadar karşı tarafında tezleri vardır. Önemli olan senin ne aldığındır.

Karşımızdaki devletlerin beyanları tezlerini kabul ettiren taraf olduğumuz yönündedir.
Bir kıyaslama olarak Lozan madde 59'a bakalım "Yunanistan, Anadolu'da, savaş yasalarına aykırı olarak, Yunan ordusu ya da Yunan yönetiminin eylemleriyle işlenmiş zararları onarma yükümünü kabul eder. Öte yandan, Türkiye, Yunanistan'ın, savaşın uzamasından ve savaş sonuçlarından doğan mali durumunu dikkate alarak, onarımlar karşılığı olarak, Yunan Hükümetine karşı yöneltebileceği her türlü zarar-giderim isteminden kesinlikle vazgeçer"
Maddede söz edilen konu Polatlı'ya kadar Anadolu işgali yaptırılan Yunanistan'ın ödemesi gereken savaş tazminatıdır. İsmet İnönü, Batı Cephesi Komutanı olması hasebiyle Yunan ordusunun çekilirken Ege ve Marmara Bölgesine yaptığı zararı bizzat gözleriyle görmüştü. Nitekim o günlerde Vakit Gazetesi muhabirine verdiği beyanatta İnönü; Yunan'ın Anadolu'da yaptıkları tahribatın maddi değerinin bir milyar beş yüz bin altına vardığını, yanan iki yüz seksen bin evin ise üç yüz milyon lira kıymet kaybına sebep olduğunu, götürülen hayvan ve eşyanın da yedi yüz milyon lira kıymetinde olduğunu söylemişti.(toplamda iki milyar beş yüz bin altın) Yunan da bizden göç eden Rumların mallarına karşılık tazminat istemişti. TBMM'de yaptığı konuşmada İnönü 4 milyon altın istediğimizi söyler. Sonuçta bize bunlardan vazgeçmemiz telkin edildi biz vazgeçtik ama Osmanlı'dan kalan borçları 1954 yılına kadar ödedik.
İşin garibi itilaf devletleri ayrıca bizden 30 milyon lira altın savaş tazminatı istedi 10 milyon lira olarak kabul edilip ödendi.
Burada amacım Lozan'ı tartışmak değildir. Burada görülen şudur; Kurtuluş Savaşı'nın galibiyiz, Yunanı denize dökmüşüz Lozan'a gitmişiz. Birinci Dünya Savaşı'nın galibi devletler karşısında; Ankara'da TBMM öncülüğünde kurulan yeni devletin tanınmasını sağlamak uğruna bu tavizler verilmiştir.
Öyle ölümler gösterdiler ki sıtmalara razı geldik. Biz tazminat isteyince onlar da bizden tazminat istediler. İngiltere savaşın uzamasından bizi sorumlu tuttu ve devamlı tazminat istedi. Osmanlı'nın parasını verip sipariş ettiği iki gemimizi bize vermedi ve bunu Lozan'a madde olarak koydu. Ayrıca Almanya'dan alacaklarımıza da el koydu. (devamı yarın)