Hava Durumu

BUSİAD, felsefe ve Dilara Pelin Çolak

Yazının Giriş Tarihi: 26.05.2024 07:41
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.05.2024 07:41

İnsanlık tarihine göz attığınızda hep ortak bir senaryo ile karşılaşırsınız. İyi ve kötünün savaşı.  Mitolojiden, destanlara; resimden, heykele; romandan, şiire; sinemadan, televizyona; bilimden, dogmaya; kutsal kitaplardan, kutsal öğretilere kadar her alanda bunun çeşitli örneklerine tanık olursunuz.

Bu olmazsa olmaz özünde evrenin temelini oluşturur. Evrenin oluşumuna göz attığınızda madde ve anti maddesiz; enerji ve anti enerjisiz; kara delik ve beyaz deliksiz bir evren düşünülemezdi.  

13.8 milyar yıl önce böylece büyük patlama (big bang) ile ortaya çıkıp, her geçen zaman biriminde büyümeye devam eden bu evrenimizde her şey yolunda gidiyordu.

4.6 milyar yıl önce güneş diye tanımladığımız yıldızımız toz bulutundan 4.55 yıl önce güneş olmaya ve çevresindeki gezegenleri çekim kuvvetiyle çekmeye ve bir sistem oluşturmaya başladı.  Bu böyle devam ederken dünyamız kendi kendine takılıyordu. Yaklaşık 4.5 milyar yıl önce Mars büyüklüğünde Theia adı verilen bir gezegen durup dururken gelip bize çarptı. Bu çarpışmada sıcak lav parçaları ayrıldı ve biz ay olacağız dediler. Ve dünyanın çevresinde dönmeye başladı.

Buraya kadar da bir sıkıntı yoktu evren kendi kendine takılmaya devam ediyordu. Yaklaşık 1 milyar yıl sonra dünyada okyanuslarda mavi-yeşil alg adını verdiğimiz fotosentez yapan organizmalar oluşmaya başladı. Bu niye önemliydi. Yaşam diye tanımladığımız ortamımız için gereken oksijen bu fotosentezlerle çok uzun yıllar içinde oluştu. Şu anda yüzde 21‘lik bir oksijen içinde yaşıyoruz. 2 milyar yıl önce ancak bu fotosentezlerle yüzde 1 olabilmişti.

Bu süreçte de bir sıkıntı yoktu. Evren ve dünyamız kendi kendine takılıyordu. Bu arada dünyadaki yok oluş ve yeniden başlayışları bir kenara bırakıyorum. İş uzamasın. Her şey yolunda giderken bitkiler ve diğer canlılar yavaş yavaş oluşurken, 300 bin yıl önce homo sapiens ve yaklaşık 160 bin yıl önce de homo sapiens sapiens ortaya çıkmaya başladı. Bu ortaya çıkmakla da kalmadı 40 bin yıl önce de konuşmaya başladı.

Düşünmeye başlamıştı, konuşmaya da başladığında dünyada sorunlar artmaya başladı. Bu kalktı sorular sormaya, onlara yanıt aramaya; çevresinde olup biteni anlamaya çalışmaya başladı. Sevgili Homo spiens sapiens sana ne sorulardan. 13.8 milyar yıl içinde o dönem 30 yıl bile sürmüyor ömrün, hayatını yaşa git. Yok olmaz dedi. Başımıza bilimin temeli felsefe ve bilimi çıkartmaya başladı. Sonra kalktı ben keşfedeceğim dedi dünyaya yayıldı. O da yetmedi ben icat edeceğim dedi mumla ne güzel yaşarken; cebimizdeki paranın büyük bölümünü alan elektriği icat etti. Yetmedi kapitalizm diye bir şey çıkardı. O da yetmedi vahşisini getirdi. Bir tüketim canavarı olarak hayata devam etmeye başladık.

***

Yazının başında yazdım. Özünde zıtların birliğini anlatmaya çalıştım. İyi ve kötü tek başına olsa bir anlam ifade etmiyor. Güzel ve çirkin de öyle. Diğer örnekler de öyle.  Dolayısıyla yaşam ve ölüm de biri olmadan diğerinin olmayacağı bir şey. Şöyle bir nasıl olduğunuzu düşünün. Bilmediğiniz bir coğrafyada, tanımadığınız bir adam ve kadın bir nedenle bir yerde birbirini tanıyor. Evleniyor.  Milyonlarca spermden sadece biri tek yumurta hücresinin zarını deliyor ve içine giriyor. Artık sperm de yok yumurta hücresi de yok. Onlar ölüyor zigot doğuyor ve bu gelişerek böyle devam ediyor. 9 ay 15 gün sonra karanlık gürültülü bir yerden çığlıklar atarak dışarı çıkıyorsunuz. Kimse size sormuyor? Nasıl bir anne, nasıl bir baba istersiniz? Hangi ülkede doğmak istersiniz? Hangi ırktan ve dinden olmak istersiniz?

Hiçbir şeyi, seçemediğiniz ortamda dünyaya geldikten sonra birileri ağzınıza bir şeyler sokmaya çalışıyor. Karşınızda saçma sapan hareketler yapıyor. Bir süre sonra ayağa kalkıyorsunuz her geçen gün ve yıl sizin omuzlarınıza sorumluluklar yüklemeye başlıyorlar.

Ve öykü ne zaman nerede nasıl biteceğini bilmediğiniz bir biçimde devam ediyor.

İşte kendinizi fark etmeye başladıktan sonra işin suyu çıkıyor. Seçimler yapmaya başlıyorsunuz. O seçimler sizi siz yaparken kimilerine göre kaderiniz oluşturuyor.

BU KADAR ŞEYİ NEDEN YAZDIM?

BUSİAD Danışmanlığı yaptığım dönemde Mehmet Arif Özer’in başkanlığında Prof. Dr. Ali Ceylan’ın yönetimde olduğu süreçte Özer ve Ceylan “Açık Kapı Toplantıları” diye bir proje ortaya atmıştı. Bu proje kapsamında Felsefe Toplantıları başlatıldı.

Yine bu değerli toplantıların birinde felsefeci ve sosyal medya içerik üreticisi Pelin Dilara Çolak’ı dinleme fırsatımız oldu. Bu genç isim felsefenin yaygınlaştırılması, farkındalığının arttırılması noktasında sosyal medyayı çok iyi biçimde kullanan bir kişi, onun youtube kanalının tam 500 bin takipçisi var.

Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) ile Bursa Felsefe Kulübü’nün birlikte düzenlediği Açık Kapı Toplantıları / Felsefe Söyleşilerinin 2023-2024 döneminin altıncı ve son toplantısı BUSİAD Evi’nde yoğun bir katılımla, “Gündelik Hayatta Felsefe Kullanımı” başlığıyla gerçekleştirildi.

Toplantının yönetimini üstlenen BUSİAD eski Başkanlarından Mehmet Arif Özer, felsefenin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından da önem verilen bir alan olması gerektiğini söyledi. Özer, “Geleceğimizi sorgulayan gençlere bırakmak istiyorsak, felsefi düşünceyle eğitmemiz gerekir. Bilgi zaten sonradan geliyor. Felsefe yaygınlaştırılmalı” dedi.

Özer, daha sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu, felsefeci, araştırmacı ve sosyal medya içerik üreticisi Pelin Dilara Çolak’a söz verdi. Çolak, konuşmasında “Ben kimim? Nasıl bir dünya kavrayışım var? Yaşamı nasıl anlamlı hale getirebilirim? Stres ve kaygıyla nasıl baş edebilirim? Neşe ve mutluluğa nasıl erişebilirim?” sorularına felsefeyle cevap aradı.

ÇOLAK NELER DEDİ?

Pelin Dilara Çolak, özetle şunları söyledi:

Bana gelen soruların farklı olmasını beklersiniz ama öyle değil. Ortak sorular var. Hayatın anlamı nedir? Bu yaşamın bir anlamı var mı? Stresle nasıl baş edebilirim? gibi sorular geliyor. Bu süreç çok şey öğretti bana. Dijital platformlarda en az akademi hayatımdaki kadar şey öğrendim.

Mutluluk ya da yaşam felsefesi dediğimizde biz aslında 2 bin 500 yıllık köklü bir gelenekten bahsediyoruz. Aristoteles, ‘Esasen tüm eylemlerimizin tek amacı vardır o da mutluluktur’ diyor. Mutluluk dışında her şey mutluluk için yapılır. Mutluluk kendisi için istenir. Felsefe hayatımızı değiştirmemizi getirir. Amacımız, felsefe yaparken davranışlarımızı değiştirebilmek olmalı. Aristoteles mutluluk derken, hazlara göre yaşamayı değil, ruhun erdemlerine uygun davranışı anlatıyor. Mutluluk, süreç içinde yapıp etmelerimizle kendi kendini inşaa eder.”

SON SÖZ

Güzel bir etkinliği yaşadık. Toplantının sonunda güzel sorular soruldu. Ve o sorulara da güzel yanıtlar varildi.

Keyifli bir akşamdı.

İyi ki felsefe var.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.