Ak Parti'nin içinden, adeta keskin kılıç gibi geçen iki konudan birincisini, "Ak Parti'nin Moriskoları"nı okudunuz. Bugün ise ikincisini, "Ak Parti'nin Turfaları"nı paylaşacağım sizlerle.
Kitap aşinaları için, "turfa", Mizancı Murat'ın, "Turfanda mı Yoksa Turfa mı?" isimli romanını çağrıştıracaktır hemen. Fakat yeni başlayanlar için "Turfanda mı Yoksa Turfa mı?" romanına ve yazarı Mizancı Murat'a dair kısa bir bilgi paylaşımı yapalım.
Efendim, Tanzimat döneminin fikir adamlarından olan Mehmet Murat, çıkardığı Mizan Gazetesi'yle özdeşleştiği için adı, Mizancı Murat olarak kalmıştır. Roman, Cezayir'de büyümüş, Fransa'da tıp eğitimi almış, sonrasında ise ülkesine hizmet etmek için İstanbul'a gelmiş Mansur isimli idealist bir gencin sarsıcı hikayesini içerir.
Mansur, devletine hizmet etmeyi en büyük gaye olarak benimsemiş olmasına karşın, görev yaptığı yerdeki olumsuzluklar onu hayal kırıklığına uğratır. Bu yakıcı hayal kırıklığı üzerine kurgulanan eser, devrinin bütün çarpıklıklarını, yöneticilerin beceriksizliklerini ve ahlaki bozulmuşlukları ele alır ve hırpalayıcı bir üslupla eleştirir.
Mizancı Murat, "Turfanda mı, Yoksa Turfa mı?" isimli eserinde, “Turfanda” sözcüğünü “yeni ortaya çıkan”, “Turfa” sözcüğünü ise, “değeri düşük, kaçınılması gereken” anlamında kullanmıştır. Kitap, içerdiği derin fikirlerle kendi döneminde ses getirdiği kadar, ele aldığı sorunların günümüzde de geçerli ve hala tartışılıyor olması bakımından önemini yitirmemiştir.
Mesela, Mizancı Murat'a göre, devlet sadece rejim şekli demek değildir. Onu her kademede yöneten idareciler meselesi birinci derecede ehemmiyete haizdir ve Osmanlı'nın gerilemesinin başlıca sebebi, hakiki devlet ve idare adamlarının kıtlığıdır. Rejimi, sadece bir yönetim şekli olarak gören Mizancı Murat, "Onun iyi veya kötü işlemesi yöneticilere bağlıdır" der. "Haysiyet", "dürüstlük", "liyakat", "malumat" gibi hasletleri, sadrazamdan köy muhtarına kadar varlığı aynı derecede şart olması gereken vasıflar olarak görür ve yönetenle yönetilen arasındaki uçurumun ancak bu şekilde kapanabileceğini söyler.
***
Şimdi, Mizancı Murat'ın, "Turfanda"sına ve "Turfa"sına bir virgül koyup, başlıkta vurguladığımız Ak Parti'nin "Turfa"sına değinelim. Hatırlarsanız, Ak Parti'nin Moriskolarını, Ak Parti'de hüküm sürmeye başlayan AKP'lilerin, yeterince "AKPlileşmediklerini" düşündükleri Ak Partilileri partiden sürmeleri olarak yorumlamıştık ve "Yoksa bu kadar Ak Partilinin Ak Parti dışında ne işi olabilir?" diye de sormuştuk.
İşte bu sürülen ve "Moriskolar" olarak nitelediğimiz Ak Partilileri, partinin turfandaları, yani, "yeni ortaya çıkan"ları, yenilikçileri olarak görebiliriz. Partide kalanları ve sonradan gelenleri ise hepsi olmasa bile en azından bir kısmını icraatlarına bakarak partinin turfaları, yani, "değeri düşük, kaçınılması gereken"leri olarak görmek mümkün.
Mümkün, zira gün geçmiyor ki; "haysiyet", "dürüstlük", "liyakat" gibi Ak Parti'nin varlık sebebi olan hasletleri mumla aratacak davranışlar sergilenmesin. Bu turfalar yüzünden Ak Parti, uydurma bir sisteme duçar edilmiş, hayat lütfettiklerinin lütfüne muhtaç hale getirilmiştir.
Oysa Ak Parti, bir "Erdemliler Hareketi" olarak turfandalarıyla çıktığı yolda kurguladığı, kullandığı kuşatıcı dil ile kendi hikayesini yazan bir yapıydı. Sorunları çözen, çözemediği takdirde ise acıyı paylaşarak oluşan o manevi iklimin beslediği Ak Parti'yi meşrulaştıran ve meşhurlaştıran referans bu dokunaklı dil idi.
Bugün, partiye nüfuz eden ve çoğu trol niteliğindeki turfalar bu dilin tecrübesiyle yüksek temsil kabiliyetinden oldukça uzaklar. Ak Parti'nin dilinden ve hikayesinden bihaber olan bu turfalar, ödünç alınmış siyasetin sığ sloganlarıyla partiyi (davayı) savunmaya çalışıyorlar. Bu durum, Ak Parti için hayati bir sorun. Bu hayati sorun sebebiyle Ak Parti belki de ilk defa rakiplerine karşı açık veriyor, kaybediyor.
SON SÖZ:
Ak Parti, kendisini, bu kadar donanımsız turfaların eline bırakıp, dayatılan uydurma sistem çıkmazında hayat lütfettiklerinin, millet nezdinde karşılık bulmamış diliyle, siyasetiyle aynileşerek o kurucu, kuşatıcı vasfından ve "haysiyet", "dürüstlük", "liyakat" gibi varlık sebebi saydığı hasletlerinden, çıkış iddiası ve bu manadaki ideallerinden vazgeçemez. Vazgeçmemeli. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ak Parti'nin, turfalar elinde çoraklaşmış ikliminin, Moriskolar eliyle dışarıda yeşertilmesine razı olmamalı. Ak Parti'ye ait tüm iddialar, idealler her şeye rağmen yine Ak Parti'de boy atmalı. Eğer gerçekten istenirse bu o kadar da zor olmayacaktır. Bütün mesele, çıkış iddiası ve kurucu, kuşatıcı ilkelerden ne derece sapıldığıyla yüzleşmek ve zamanın ruhuna uygun yeni bir dille yeniden yola çıkmaktır. Halbuki; bu başarıldığında kim ne yaparsa yapsın Ak Parti'yi milletin gönlünden koparmak kolay kolay mümkün olmayacaktır.