Ak Parti, bir siyasi partinin çıkabileceği en uç noktayı belirledi, fakat adına "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" denilen ucube yapıya geçeli beri, yola çıkış iddiasını unutmuş havasıyla varış noktasını ıskalamışa benziyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu gerçeğin farkında olmalı ki; Van kongresinde teşkilatına Ak Parti'nin hedefinin, "85 milyonun gönlüne girmek..." olduğunu söyleyip, "Bu hedefin uzağında kalan her neticenin muhasebesini cesaretle yapmak boynumuzun borcudur..." dedi.
Benzetmede hata olmaz; Erdoğan, sürüsünü gözleyen bir çoban titizciğiyle ve büyük bir şevkle teşkilatına bakıp, "85 milyonun gönlüne girmek..." gibi ileri bir hedef belirlemiş olsa bile teşkilatından kendisine aynı gözle bakmayan ve hedefi umursamayanlar var. Aksi olsaydı, geçmişte tek başına kazandığı bütün şehirleri son seçimde, üstelik MHP'nin de desteğine rağmen kaybeder miydi?
Madem ki; murat, bu yakıcı gerçeğin cesaretle muhasebesini yapmak; o halde öğüt kapısı açık olanlara çorbada tuz kıvamında bir katkı koyayım.
***
İkarus; Yunan mitolojisinde yer alan ve pek çok kişiyi derinden etkileyen bir karakterdir. İkarus'un sarsıcı hikayesi, insanları, özgürlük, cesaret, tevazu ve otokontrol üzerine düşünmeye sevk eder.
Mitolojiye merakı olanlar aşinadır, fakat biz yine de yeni başlayanlar için İkarus'un hikayesini özet geçelim.
Oğlu İkarus ile mahkum olan Daidalus'un aklına, kurtulmak için ahşap bir sistem üzerine bal mumu ve tüylerden kanat yapma fikri gelir. Baba Daidalus, belli bir uğraşın sonunda iki çift kanat yapmayı başarır ve birini oğluna birini de kendine takar.
Artık uçmaya hazırdırlar.
Fakat, Daidalus, kanatlanmadan önce oğluna, alçaktan uçarsa denize düşeceğini, yüksekten uçarsa güneş ışınları yüzünden kanatlarını kaybedeceğini söyler. Dengeli bir şekilde uçması gerektiği ikazından sonra uçmaya başlarlar.
Ne var ki; İkarus, babasının ikazını unutur. Uçmanın verdiği aşırı özgüvenle daha da yükseğe çıkmak ister. Nihayet, güneş, bal mumundan kanatlarını eritir ve neye uğradığını bilemeyen İkarus denize düşerek ölür.
***
Bu hikaye bana, 28 Şubat süreciyle mahkum edilen Milli Görüş'ü hatırlatır. Mahkum Milli Görüşçüler, tıpkı Daidalus'un ahşap sistem üzerine tüy ve bal mumundan kanat yapması gibi; Ak Parti iskeleti üzerine, demokrasiden, özgürlüklerden, insan haklarından, tevazudan, vefadan, davadan, ehliyet ve liyakatten kanat yaptılar. Artık hem kendileri uçmaya hem de ülkeyi uçurmaya hazırlardı.
Uçmadan evvel, Daidalus'un, oğlu İkarus'a yaptığı öğüt gibi; "Ey oğul, Bey'sin, bundan sonra öfke bize, uysallık sana, güceniklik bize, gönül almak sana, suçlamak bize, katlanmak sana, acizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana, geçimsizlikler, anlaşmazlıklar bize, adalet sana, kötü göz, şom ağız, kem söz bize, bağışlamak sana, bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana..." sözleriyle nasihat edildiler.
Ne var ki; uçmanın verdiği keyifle güneşe kadar giden; gittikçe de her şeye üsten bakarak ve kendini üstün görmeye başlayarak cayır cayır yanan İkarus gibi; iktidarın/gücün verdiği ölümcül hazla kibri güneşe değen, nasihat tutmaz partililer, Ak Parti'yi yerel seçimlerde özellikle de Bursa'da göz göre göre ateşe attılar.
SON SÖZ:
Şimdi gelelim, "İkarus Sendromu"na. Mitolojideki İkarus'un, babasının söylediklerini dinlemeyip güneşe yakın uçtuğu için balmumundan kanatlarının yanması gibi; "Ey oğul..." diye başlayan nasihati unutup, "Dediğim dedik, çaldığım düdük" deme asabiyetine, "İkarus Sendromu" diyoruz. Dolayısıyla, "İkarus Sendromu" yaşayan Ak Partililer, bu gidişle yerel seçimlerdeki "yenilgi" kıvılcımını harlatıp hem kendilerini hem de Ak Parti'yi yakacaklar.