Olası kabine değişiminde değişmesi kuvvetle muhtemel bakanlardan birisi de Ticaret Bakanı Ömer Bolat.
Neden mi?
"Bugün, canım ülkemde yaşadığım bir absürtlüğü sizinle paylaşmak istiyorum..." diyen vatandaş içini dökmüş. Ben de içtenlikle dökülen içi dışa dökeyim ki; belki birileri memleketin dökülen taraflarını toplamaya mesul hisseder kendilerini.
Efendim, hikaye şu: Bursa'da ekmeğinin peşinde koşan küçük ihracatçımız, Hollanda'ya bir konteynır mal gönderiyor. Konteynır, Borusan'ın kendi limanından gemiye yüklenmek üzere yine kendi araçlarıyla alınıyor.
Konteynır gümrüğe giriyor, fakat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele ekipleri, paketi "şüpheli" bulduğu için X-ray cihazına sokma kararı alıyor...
Buraya kadar her şey normal...
Fakat o da ne? Borusan'ın limanında X-ray cihazı olmadığı için konteynır, X-ray cihazı olan Gemport Limanı'na götürülmek isteniyor. Ekmeğinin peşindeki vatandaş, düşüyor paketinin peşine, liman liman geziyor.
Tamam, gezdiği, gördüğü onun olsun, biz gelelim günün sonunda yediği kazığa... Gümrük, vatandaştan, paketi diğer limandaki X-ray cihazına sokmak için ekstradan 1750 lira daha istiyor. Bitmedi, gümrük, paketi Borusan'dan Gemport'a götürüp getirmek için ekstradan beş bin lira da nakliye ücreti talep ediyor.
Haliyle vatandaş da soruyor: Kolluk kuvvetlerinin kamu güvenliği için bir işlem yapmasında sorun yok. Fakat ben neden liman liman gezdiriliyorum ve benden haksız yere ekstradan X-ray ve nakliye parası isteniyor? Liman işletmesinin ekstradan para istemesi bir nevi haraç almak değil midir?
Şu halde, asabı bozuk bir yazı gündelikçisi olarak biz de Bakan'a soralım: Vatandaş, liman için zaten parasını ödediyse, limanın sunması gereken hizmetleri yerine getirmemesinin faturası bir daha neden ihracatçıya kesiliyor?
İhracatçımızın anlattığına göre, liman ücretlerinde de zaten dünyaya nal toplatıyormuşuz. Öyle ki; "Polonya'da 100, Almanya'da 175-260, Çin'de 100-150 dolar olan liman ücreti, Türkiye'de 350-400 dolar"mış.
Aslına bakarsanız, buna pek şaşırdığım söylenemez. Nitekim, son yıllarda adeta altüst olmuş ekonomiyle birlikte; ulaşımdan, gıdaya, eğitimden sanata kadar hemen her alanda zirve yapmış enflasyon ve hayat pahalılığında dünyada elimize su dökecek ülke yok zaten.
Türkiye'de ekonominin kötü olduğu, işçisinden emeklisine, ihracatçısından iş insanına kadar herkesin malumu. Bu cendereden çıkmak için devletin liyakat temelinde daha şeffaf, kararlı, kolaylaştırıcı, ufuk açıcı ve yol gösterici olması gerekirken, iş bilmezlerin eliyle işleri daha da zora sokması anlaşılır gibi değil.
Bu, bize ulaşan sadece bir şikayet. Kim bilir bilmediğimiz daha ne sıkıntılar yaşanıyordur limanlarda. Ticaret Bakanı Ömer Bolat'a çağrımızdır. İhracatın önünü açacak her türlü kolaylığı sağlayın lütfen. Oturduğunuz koltuk, size bunun için emanet edilmedi mi?
SON SÖZ:
Ak Parti'yi halk nazarında muteber kılan en önemli özelliği; kaba, kibirli, hantal bürokrasiyle savaşıydı ki; iktidarı boyunca birçok alanda hatırı sayılır bir ilerleme de sağladı. Ne var ki; adına "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" denilen ucube yapıyla birlikte güçlü bakanların yerlerine bürokratlar oturmaya başlayınca güçbela kapıdan kovduğumuz bürokrasi bacadan girmekle kalmadı, bir de baş köşeye bağdaş kurup oturmuş oldu. Sadece limanlarda değil, hastaneden postaneye birçok alanda aynı aymazlığı fazlasıyla görmek mümkün. Bir deli, keyfinin kahyası öyle istedi diye bir kuyuya taş atıyor, kırk akıllı kırk günde o taşı çıkaramıyor. Ne yazık ki; bu aymazlık insanlar için bir cezaya dönüşüyor. Haliyle ülkede ceza çekmeniz için suçlu olmanıza gerek kalmıyor, dürüst olmanız yetiyor.