Birazdan okuyacaklarınızın son çıktısını ilk cümleden paylaşmak istiyorum. Konu eğitim. Aktörler ise kısır basiretin, yüce beyhudeliğin azizi olmuş sendika başkanlarıdır. Eğer, aralarında hala idrak yolları iltihaplı olmayanlar varsa, onların yüzüne haykırıyorum: Derin bir ümitsizlik ekiyorsunuz!
Efendim, ben, asabı bozuk bir yazı gündelikçisi olarak yazıma başlık seçerken ve başlarken başım dönene kadar düşünüyorum. Nitekim, o başlığın altına sığdırdıklarım, çoğu zaman eşsiz hilebazların hunharca giriştiği iftira yarışına karşı asil bir iddianame niteliği taşıyor.
Bugünün konusunu "eğitim" olarak seçince, aklıma ilk gelen kelime "ümitsizlik" oldu. Aktörler de son zamanlarda yaptıklarıyla adeta yüce beyhudeliğin azizi olarak heykelleşen sendikacılar olunca, derinden bir "ah" çekip, "Derin bir ümitsizlik ekiyorsunuz!" diye başlamaktan ve "Piyasa çok canlı, kimin kimi sattığı belli değil" demekten kendimi alamıyorum.
İnanın, eğitimde, bu kadar umudun eksildiği bir dönem belki de hiç yaşanmadı. Öyle ki; eğitim, Ak Parti'nin yirmi yılı aşkın tek başına iktidar serüveninde hiç başarılı olamadığı tek alan.
Kuşkusuz bu acı/acıklı durumun birden fazla sebebi vardır. Fakat benden bir sıralama yapmam istense; ilk sıraya, Ak Parti'nin gölgesinde semiren, semirdikçe de adaleti ve liyakati öldürüp hem eğitimin hem de Ak Parti'nin köküne kibrit suyu döken Eğim-Bir-Sen'i ve onun kibir kapasitesi ölçülemez boyutlara ulaşan başkanlarını yazarım.
Hadi, çemberi daraltıp bir de örnek verelim. Mesela, Eğitim-Bir-Sen'in Bursa başkanı Ramazan Acar'ın insanı yolculuktan bıktıran, yoldan soğutan icraatları muzaffer bir boşluktan ibarettir.
Ramazan Acar, bugün işgal ettiği yerde; bütün çekilen acıları, sıkıntıları, çileleri boşa çıkartan, bütün hayalleri, ümitleri, idealleri boşluğa düşüren, bütün emeğe, alın terine, samimiyete fitne katan "gölgeler kralı" gibi duruyor. Üzülerek söylüyorum, ama kendisine oy vermeyen her üye infaz edilmeyi çoktan hak etmiştir, onun gözünde...
İktidarın gölgesinde göbek büyütenler böyle de muhalefetin gölgesinde göbeğini kaşıyanlar farklı mı sanıyorsunuz! Onların durumu daha da içler acısı.
Mesela, adı her ne kadar "Eğitim-İş" olsa da eğitimden gayri her işe kendisini memur etmiş bir sendika var, bilirsiniz. Bu, 28 Şubat kalıntısı sendika, sindiremediği gerçeklerle karşı tarafı sindirmek için adeta bir provokatör gibi çalışıyor. Dahası, eğitimi de eğitimcilerin hak-hukuk arayışını da alenen sabote ediyor.
Bunlar, sadece benim düşüncem değil. Birkaç gündür, sendikalar arasında "İş bırakma bahane, sendikal rant şahane" başlığıyla gündemi kasıp kavuran bir kavga yürüyor.
İşin özeti şu: Bursa'da zamları yetersiz bulan 6 eğitim sendikası iş bırakarak ortak eylem kararı alıyor. Fakat Eğitim-İş'in başını çektiği üç sendika, ( Eğitim-Sen ve Hür-Sen) diğer üç sendikayı (Genç Eğitim-Sen, TÖB -Sen, Eğitim Gücü-Sen)
yanlarında istemiyor. "Aramıza katılsanız bile pankarta logonuzu koymayacağız ve konuşma hakkı vermeyeceğiz" diyorlar. Haliyle, dışlandıklarını düşünen sendikalar, hak-hukuk arayışının bizzat sendikalar tarafından sabote edildiğini ileri sürüyorlar.
Komediye bakar mısınız? Solcu geçinen Eğitim-İş, solcu geçinen diğer sendikaları yanında bile istemiyor.
"Solcu geçinen" diyorum, zira muhalefet maskesi altında iktidar sendikasına adeta aparat olan bu "Zihin dikişleri atmış" sendikaların derdi ne eğitim ne öğretmenler ne de hak-hukuk arayışıdır. Kendi kişisel çıkarları üzerine kurdukları rant çarkını döndürmek için utanmadan insanlara kara çalmanın yanında son kullanma tarihi geçmiş gündem üzerinde tepinerek boş teneke misali sadece ses çıkarıyorlar. Bunu yaparken kendi yoldaşlarına bile tahammülleri yok.
Açıkçası, biri, birini istemiyor, biri diğerinden rol çalıyor, öbürü berikini satıyor. Eğitim-Bir-Sen ise hepsini parmağında oynatıyor. Yani, "Piyasa çok canlı, kimin kimi sattığı, (kimin kimi kullandığı) belli değil."
Bu, iktidar sendikasına yancı olmayı içine sindirebilen yalan haberci sözüm ona solcu sendikaların biri diğerini yanında istemediği eylemi yapmış olsalar bile "Dostlar alışverişte görsün" kabilinden bir adım öteye gitmeyecek. Çünkü, sözde şikayet edecekleri konularda herkes alacağını aldı vereceğini verdi. Süreç çoktan bitmiş durumda. Bu saatten sonra yapılacak her iş, eylem göz boyamak adına kuru bir şovdan ibarettir.
SON SÖZ:
Sohbeti noktalarken, bu akıl tutulması yaşayan sendikalardan pozitif olarak ayrışan Türk Eğitim-Sen'in hakkını da teslim etmek isterim. Sol taraftakiler, iktidar sendikasına kukla olma pahasına birbirlerine çelme takarak "sendikal rant" peşinde koşarken; iktidar sendikası, kibrin ölümcül cazibesine kapılıp, Ak Parti'nin körü körüne kötülenmesi pahasına kendini eğlendirmek için kendi üyesine bile tuzak kurarak aklınca kuklacı rolüne soyunurken; Türk Eğitim-Sen, Bursa'da kimseyi incitmeden, kırıp dökmeden, hak arama adına hakkıyla sendikacılık yapmaya çalışıyor. Haliyle eğitimciler için sisli havada yön gösteren yol işareti gibi parlıyor. Keşke bütün sendikalar böyle olsalar da verecekleri emek mücadelesinde bir emekçi olarak biz de yanlarında olsak.