Çok klasik bir cümle olacak ama Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti; acı ise hâlâ ilk günkü kadar taze.
O sabahın sessizliği, ardından gelen uğultu, televizyon ekranlarına yansıyan ilk görüntüler… İnsan hafızası bazı anları silmiyor.
Aynı gün içinde 7’nin üzerinde iki büyük depremin yaşanması dünya literatüründe ender rastlanan bir tabloydu. Etki alanının büyüklüğü, yıkımın şiddeti ve zeminin belirleyici rolü hepimizin zihnine kazındı.
50 bine yakın canımızı kaybettik.
Hayatta kalanların travması, enkaz başında bekleyenlerin çaresizliği, yardıma koşanların yorgunluğu… Bu yük kolay taşınmıyor.
Felaketi yaşayanlar kadar, o bölgeye koşan arama kurtarma ekipleri, kamuoyuna gerçeği aktarmak için günlerce sahada kalan gazeteciler de o günlerin izini hâlâ taşıyor.
6 Şubat’ın yıl dönümünde, o günlerin canlı tanıklarından biriyle yeniden yüzleştik.
Nilüfer Arama Kurtarma (NAK) ekibinde görev alan Pınar Bulmuş, Bursa Hakimiyet’in YouTube kanalında yayınlanan İrem Deniz’in hazırlayıp sunduğu Mahfel programında anlattı yaşadıklarını.

Pınar ve NAK ekibi, enkaz altından 23 kişiyi canlı çıkarmayı başarmış. Kahramanmaraş merkezindeki Ebrar Sitesi’nde yaklaşık bin 400 kişinin hayatını kaybettiği o enkazda bir hafta çalışmışlar.
Biz televizyon başında mucize beklerken, onlar soğukta, uykusuz, bitkin ama vazgeçmeden çalışıyordu. Kurtardığı her canı anlatırken gözleri parlıyordu Pınar’ın… Kaybettikleri için ise sesi titriyordu.
O gün kurtardığı insanların bugün hâlâ arayıp sorması, görüşmeye devam etmeleri belki de bu işin en anlamlı tarafı. Birinci yıl dönümünde verilen plaket ise sadece sembolik; asıl ödül, kurtarılan hayatlar.
Ben de depremden birkaç ay sonra Hatay’ı dolaşmıştım.
Bir zamanlar sokaklarında dolaşmaktan keyif aldığım, damak çatlatan lezzetleriyle aklımda kalan o kadim şehri yerle bir halde görmek içimi acıtmıştı.
Aradan geçen sürede devlet, çok büyük bir organizasyonla asrın felaketinden asrın inşasına uzanan bir süreci yönetti.
Deprem bölgesinde yürütülen çalışmalarla 455 bin 357 konut ve iş yeri tamamlandı.
367 bin 995’i konut, 65 bin 672’si köy evi, 21 bin 690’ı iş yeri…
On bir ilde, 174 ayrı alanda, binlerce şantiyede gece gündüz süren bir inşa süreci.
Hatay’dan Malatya’ya, Kahramanmaraş’tan Adıyaman’a kadar geniş bir coğrafyada yeni mahalleler, uydu kentler, okullar, çarşılar kuruldu.

Tarihi yapılar ayağa kaldırıldı, şehir merkezleri yeniden şekillendi.
Elbette hiçbir konut kaybedilen bir canın yerini dolduramaz.
Ama yaraların sarılması, hayatın yeniden kurulması için bu adımların önemi büyük.
Ve şimdi…
Gelelim Bursa’ya.
Türkiye bir deprem ülkesi. Bunu yıllardır yazıyorum.
Deprem ve fay hatları bu coğrafyanın kaderi ve gerçeği. Önemli olan bu kaderin kedere dönüşmemesi.
Ne yazık ki Bursa’da hâlâ topyekûn bir seferberlik havasına girmiş değiliz.
Fay hatları biliniyor.
Zemin yapısı biliniyor.
Riskli bölgeler biliniyor.
Depremde ne kadar zarar görebileceğimiz de aşağı yukarı hesaplanmış durumda.
Ama kentsel dönüşüm hâlâ istenen hızda değil.
Bursa Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen “6 Şubat Depremleri Perspektifinden Bursa” toplantısında ortaya konan tablo oldukça çarpıcıydı.
Uzmanlar, Bursa’nın depremde en büyük hasarı alabilecek ilk 5 il arasında olduğunu açıkça dile getirdi.
Rektör Prof. Dr. Naci Çağlar’ın verdiği rakamlar önemli:
Kentteki binaların yaklaşık yüzde 10 ila 20’si riskli olabilir.
Özellikle 1980 öncesi yapılar ve zemin sorunu bulunan bölgeler ciddi tehlike barındırıyor.

AFAD İl Müdürü Mehmet Buldan, afet yönetiminde önemli mesafe alındığını, ancak dirençli kentler için tüm paydaşların birlikte çalışması gerektiğini vurguladı.
Deprem Mühendisliği Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Eyübhan Avcı’nın uyarısı ise daha net:
Bursa’nın zemin yapısı Hatay ile benzer özellikler taşıyor.
Gemlik ve Mudanya İskenderun’un aynısı, Osmangazi, Nilüfer ve Yıldırım’ın ova kesimleri ise Hatay’ın benzeri.
Alüvyon zemin, sıvılaşma riski, özellikle Ankara yolu altındaki mahalleler, Gemlik ve Mudanya…
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kamil Bekir Afacan da zeminin deprem etkisini büyüttüğünü hatırlatıyor:
Sındırgı’daki bir depremin Bursa’da hissedilmesi, zeminin yumuşaklığına dair önemli bir işaret.

Bu uyarılar yeni değil.
Ama artık görmezden gelme lüksümüz yok.
Kentsel dönüşüm yalnızca yeni binalar yapmak değildir.
Mevcut riskli yapılarla cesurca yüzleşmek, ekonomik, sosyal ve siyasi bedelini göze almak demektir.
6 Şubat bize şunu öğretti:
Deprem olduğunda konuşmak kolay, olmadan önce harekete geçmek zor.
Ama şehirler tam da böyle korunur.
Bursa sanayi kenti.
Nüfus yoğunluğu yüksek.
Fay hatlarına yakın.
Zemin açısından hassas.
Bu gerçeklerle birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Bugün yıl dönümü…
Yine anacağız, yine gözlerimiz dolacak, yine “unutmayacağız” diyeceğiz.
Asıl mesele şu:
Hatırlamak sadece acıyı tazelemek için mi, yoksa ders almak için mi?
Eğer ders almak içinse;
dirençli Bursa’yı konuşmayı bırakıp inşa etmeye başlamak zorundayız.
Çünkü deprem unutsa bile,
biz unutsak bile,
o bizi asla unutmuyor.