Bazı isimler vardır; yaşama veda ettiklerinde sadece bir insanı değil, bir bakış açısını değil bir entelektüel birikimi de kaybedersiniz.
Sosyal medya hesabım dün 2018 yılında yaptığım ve Bursa Hakimiyet Gazetesi’ndeki röportajımı hatırlattı. Röportaja konu olan Aydın Boysan da onlardan biriydi.
5 Ocak, onun aramızdan ayrılışının yıldönümünü gösteriyor. Hem onu anmak hem de Bursa’ya bıraktığı eserleri tekrar kente ve yeni nesillere hatırlatmak istedim.
O röportajda ne mi anlattım?
Bugün Bursa’da yanından geçip gittiğimiz bazı yapılar var. Kimi zaman dönüp bakmadan, kimi zaman hikâyesini bilmeden… Oysa bazı binalar yalnızca beton, cam ve mermerden ibaret değildir. Bir dönemin ruhunu taşır.
Boysan’ın Bursa’nın kent mirasına hediye ettiği binanın öyküsü, 1950’li yıllarda, dönemin Bursa Valisi Cahit Ortaç aracılığıyla Aydın Boysan’a yapılan bir taleple başlıyor.

Rıza Biçen, Bursa’da bir ev yaptırmak istemektedir. Ama sıradan bir ev değil…
Geçmişin köşklerini hatırlatan, dönemi için son derece modern bir yapı.
100 kişilik kokteyl, 35 kişilik yemek… Beş yatak odası.

Boysan’ın “Neden beş?” sorusuna verilen yanıt, aslında bu hikâyenin özüdür:
“Sen Bursa’ya geldiğinde nerede kalacaksın?”
Mimarlık bazen çizgiden önce niyetle başlar.
Ortaya çıkan yapı bugün Villa Biçen olarak bildiğimiz, Bursa’nın en nitelikli sivil mimarlık örneklerinden biri olur.
Aydın Boysan Bursa’yı severdi.
Anne tarafından Bursalı olduğunu her sohbetinde dile getirirdi. Ama bu sevgi, kayıtsız şartsız bir hayranlık değildi.
“Doğduğumda Bursa düşman ayakları altındaydı” derdi,
“Bugün düşman yok ama gökdelenlerin ayakları var…”
Bu cümle, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ güncel.
Belki de Boysan’ı bugün yeniden hatırlamak bu yüzden önemli.
YARIM ASIR SONRA VİLLA BİÇEN
2006 yılında, aradan 52 yıl geçtikten sonra Villa Biçen’e röportaj için gazeteci arkadaşım Canan Güleç ile birlikte yeniden giren Boysan’ın anlattıkları da heyecan vericiydi.
Güleç, Boysan mermerlere dokunurken parmaklarının titrediğini…
Bahçedeki havuza bakarken gözlerinin dolduğunu… O yıllarda kaleme almıştı.
Bir mimarın, yıllar sonra kendi eseriyle karşılaşması kolay değildir.
Çünkü o an sadece bir bina değil, gençliğiyle, hayalleriyle ve zamanı kaçırmışlıklarla yüzleşir.

Villa Biçen bugün Uludağ Üniversitesi Vakfı’ndan kiralanmış, BURTOM’un yönetim merkezi olarak hizmet veriyor.
Burtom Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Erol Kılıç’ın da ifade ettiği gibi, yapı özgünlüğü bozulmadan ciddi bir restorasyondan geçirilmiş durumda.
2018’deki röportajımda da irdelemiştim;
Girişinde bina ve eklentilerinin merhum Rıza Biçen tarafından Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı’na bağışlandığı yazıyor ama eksik olan bir şey var.
Bu yazının yanına bir de Aydın Boysan’ın adını ve bu yapının hikâyesini anlatan bir plaka olmalı.
Çünkü şehirler, ancak hatırladıkları kadar şehir kalır.
5 Ocak’ta Aydın Boysan’ı anarken mesele sadece bir mimarı hatırlamak değil.
Bursa’ya iz bırakmış bir aklı, bir üslubu, bir vicdanı hatırlamaktır.
Ve belki de kendimize şu soruyu sormaktır:
Bugün Bursa’ya eli değenler, yarın hangi hikâyeyle anılacak?
İŞ DÜNYASI 2026’DA NELERİ ÖN GÖRÜYOR?
Ekonomi konuşurken çoğu zaman bugüne takılıp kalıyoruz. Oysa iş dünyası için asıl mesele, bugünü anlamaktan çok yarını okumak.
Bursa Mühendis ve Mimar İş İnsanları Derneği’nde (BUMİAD) düzenlenen “Piyasalarda Bayrak Değişimi ve 2026’ya Dair Beklentiler” başlıklı buluşma, tam da bu yüzden önemliydi.
Açılışta konuşan BUMİAD Başkan Vekili Zarif Ayşe Güler, iş insanlarının yalnızca üretimle değil, oluşturdukları ekonomik değerle ülke kalkınmasına katkı sunduğunu hatırlattı. Aslında bu vurgu, toplantının ruhunu da özetliyordu:
Riskleri doğru okumak, belirsizliklere karşı hazırlıklı olmak ve geleceği bugünden planlamak.
Bu çerçevede sözü alan İş Leasing Marmara Bölgesi Şube Müdürü Ergün Önder, küresel ekonominin siyasal ve sosyal gelişmelerden bağımsız düşünülemeyeceğini açık bir dille ortaya koydu. Ukrayna’dan Ortadoğu’ya, Asya-Pasifik hattından İran krizine kadar uzanan tablo, sürekli bir belirsizlik hali yaratıyor.
Önder’in özellikle İran üzerinden yaptığı uyarı dikkat çekiciydi. Rejim değişikliği ihtimalinin yalnızca bölgeyi değil, Türkiye ekonomisini de doğrudan etkileyebileceğini söyledi.
Mülteci baskısı, artan maliyetler ve yeniden üç haneli enflasyon ihtimali, geleceğe dair senaryoların en karanlık olanlarından biri.

Ancak toplantı yalnızca riskleri konuşmadı, yol haritası da sundu.
Önder’in altını çizdiği önemli başlıklardan biri, döviz tercihleri oldu.
Yatırımlarda euro, borçlanmalarda ise dolar vurgusu, aslında 2026’ya giderken finansal reflekslerin nasıl şekillenmesi gerektiğine dair net bir işaretti. 2025’teki yabancı para girişlerinin büyük ölçüde euro endeksli olması da bu tespiti güçlendiriyor.
Geleceğe dair asıl kırılma noktası ise teknoloji başlığında kendini gösteriyor.
Robotik sistemler, yapay zekâ ve dijitalleşme, artık bir tercih değil, zorunluluk. Önder’in ifadesiyle, insan işgücünün yerini robot işçilerin alacağı bir döneme giriyoruz. Bu durum verimliliği artırırken, beraberinde işsizlik riskini de büyütüyor.
Bir başka başlık ise kripto paralar.
Dijitalleşmeyle birlikte kripto varlıkların uluslararası ekonomide daha görünür hale geleceği görüşü, iş dünyası için önemli bir uyarı niteliğinde. Önder’in, firmaların portföylerinde yüzde 1,5 ila 3 oranında kripto varlık bulundurması gerektiğine dair önerisi, geleceğin finans diline bugünden aşina olma çağrısıydı.
Altın cephesinde ise beklenti daha temkinli. 2026’nın ilk çeyreğine kadar yükselişin süreceği, yılın ilerleyen dönemlerinde ise daha yatay bir seyir öngörülüyor.
Toplantının sonunda verilen mesaj netti:
Gelecek uzakta değil. Kapıyı çalmıyor, çoktan içeri girmiş durumda.
Mesele, bu yeni döneme hazırlıksız yakalanmamak.
BUMİAD’daki buluşma, iş dünyasına tam da bunu hatırlattı.