Bursa yıllardır hızlı sanayileşmenin, yoğun göçün ve kontrolsüz büyümenin yükünü taşıyor.
Bir zamanlar “yeşil” unvanıyla tanınan kent, bugün gri tonların hâkimiyetinde.
Havası kirli, Nilüfer Çayı başta olmak üzere su kaynakları alarm veriyor, Marmara Denizi ise müsilajdan kirliliğe uzanan zincirin en ağır halkasını taşıyor.
Bu tabloyu uzun süredir yazıyorum. Çevre başlığı artık romantik bir doğa hassasiyeti değil; doğrudan halk sağlığı, şehir ekonomisi ve gelecek meselesi.
Dün gelen iki haber ise tüm sorunları ortadan kaldırmasa da önemli bir eşik niteliğinde. En azından “denetim” ve “itiraz” mekanizmalarının çalışabildiğini göstermesi bakımından dikkat çekici.
ORHANELİ TERMİK’TE OMBUDSMAN KARARI
İlk gelişme, Orhaneli’ndeki termik santral ile ilgili.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey bir süre önce yaptığı çevre konulu basın toplantısında, belediye tarafından mühürlenmesine rağmen üretimin devam ettiğini ifade etmişti. Bu açıklama kamuoyunda tartışma yaratmış, idari yetki ve denetim sınırları yeniden gündeme gelmişti.
Süreci hukuki zemine taşıyan ise Bursa Barosu oldu. Baro’nun başvurusu üzerine Kamu Denetçiliği Kurumu inceleme yaptı.

Kurumun tavsiye niteliğindeki kararında; Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ile Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün denetim yükümlülüklerini yeterince yerine getirmediği yönünde tespitlere yer verildiği açıklandı.
Baro Başkanı Metin Öztosun ve Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu üyeleri tarafından yapılan açıklamada, kararın hukuka uygun bulunduğu ve sürecin takipçisi olunacağı vurgulandı. Çevre örgütlerinden DOĞADER ve bölge muhtarlarının da sürece dahil olması dikkat çekici.
Burada altı çizilmesi gereken nokta şu: Ombudsman kararları bağlayıcı değil, tavsiye niteliğinde. Ancak idarelerin bu tavsiyeye nasıl yaklaşacağı, çevre yönetimi açısından önemli bir sınav olacak.
Eğer karar gereği denetimler sıkılaştırılır ve somut adımlar atılırsa, bu yalnız Orhaneli için değil, Bursa’daki tüm sanayi tesisleri için emsal oluşturabilir.
GEMLİK’TE KAPASİTE ARTIŞINA İPTAL
İkinci gelişme ise Gemlik’ten geldi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Gemlik’te faaliyet gösteren Marmara Entegre Kimya Sanayi A.Ş.’nin kapasite artışı projesini iptal ettiğini açıkladı.
Daha önce açılan dava sonucunda yürütmeyi durdurma kararı verilmişti. Bakanlığın iptal kararıyla birlikte süreç resmen sona ermiş oldu.

Gemlik Kent Konseyi’nin, sivil toplum kuruluşlarının ve meslek odalarının yürüttüğü itiraz süreci bu kararın arka planında yer alıyor. Kent Konseyi Başkanı Sedat Akkuş, açıklamasında verilen mücadelenin mahkeme kararıyla sonuçlandığını ve iptal kararıyla teyit edildiğini belirtti.
Proje kapsamında mevcut üretimin 12 bin tondan 50 bin tona çıkarılması planlanıyordu. Marmara kıyısındaki bir ilçede kapasite artışı başlığının doğal olarak hassasiyet yaratması anlaşılır bir durum. Özellikle Marmara Denizi’nin son yıllarda yaşadığı ekolojik kriz düşünüldüğünde, her yeni sanayi adımı kamuoyunda daha yakından izleniyor.

ÇEVRE ARTIK “KENAR BAŞLIK” DEĞİL
Bu iki karar, çevre mücadelesinin sadece sokak tepkisinden ibaret olmadığını; hukuki ve idari kanalların da işletilebildiğini gösteriyor.
Elbette bu gelişmeler Bursa’daki hava kirliliğini bir günde bitirmeyecek. Nilüfer Çayı yarın sabah berrak akmayacak. Marmara Denizi bir kararla eski sağlığına kavuşmayacak.
Ancak şunu söylemek mümkün:

Denetim mekanizması işletildiğinde ve itiraz hakkı kullanıldığında sonuç alınabiliyor.
Bursa’nın bundan sonraki asıl sınavı ise şu olacak:
Bu kararlar istisna mı kalacak, yoksa yeni bir çevre yaklaşımının başlangıcı mı olacak?
Kent büyüyor. Sanayi üretimi devam ediyor. Ekonomik gerekçeler her zaman güçlü argüman olarak masaya konuyor.
Ama artık şu gerçek daha yüksek sesle dile getiriliyor:
Temiz hava, temiz su ve sağlıklı çevre lüks değil; anayasal bir hak.
Bursa’nın geleceği de tam bu dengeyi nasıl kuracağına bağlı.