Çevre kirliliğinin yarattığı sonuç bu; Bursa Maalesef kötü kokuyor.
Koronavirüse yakalananların yaşadığı “anosmi” yani koku kaybına uğramış gibiyiz. Yoksa dışarıdan gelenlerin “Bu kokuyla nasıl yaşıyorsunuz?” sorusu bu kadar sık sorulmazdı.
Yaklaşık 10 yıl önce aynı konuyu yazmıştım. O günden bugüne değişen bir şey olmadı, aksine kurak mevsimlerde sorun daha da arttı.

Geçtiğimiz günlerde bursahakimiyet.com.tr. Editörü İsmail Karaduman, Panayır Mahallesi’nden whatsapp ihbar hattına gelen dere ve hava kirliliğini haber haline dönüştürmüştü.

Karaduman, Panayır’ı anlatırken, Spor Müdürümüz Barış Yalım, koku mu dediniz siz gelin 23 Nisan Mahallesi’ni görün demişti.
Artan şikayetler üzerine ben de kişisel gözlemlerimi yazayım;

30 yıldır Gemlik’te yaşayıp her gün Bursa’ya işe gelip giden biri olarak, Dürdane sırtlarından inerken gördüğüm manzaralar beni hep heyecanlandırır.
Kışın karla kaplı Uludağ zirvesi, yazın yemyeşil ovayla buluşur, Osmanlı’nın bu kadim kenti bana selam verirdi. Ama son yıllarda, ne yazık ki, bu selamın yanına ağır bir koku ve kirli bir tabaka eklendi.
Ovaakça’ya doğru ilerlerken Bursa’nın üstünü örten sarımsı kirli tabakayı hemen fark edersiniz. Yazın sarı, kışın sarı-gri bir renk… Birkaç kilometre sonra bu tabakanın kokusu da aracınızın içine dolar, camları kapatmak zorunda kalırsınız.
Kentin içine biraz daha girdiğinizde ise darbeyi asıl burada yersiniz. İstanbul yolunda, düzenlemeler yapılmasına rağmen hâlâ simsiyah akan Nilüfer Deresi karşınıza çıkar. Ardından kent meydanına yöneldiğinizde Uludağ’ın siluetini kapatan Doğanbey TOKİ konutları çirkinlik abidesi gibi dikilir.
Sadece İstanbul yolu değil… Yazın Yıldırım’ın Samanlı tarafına ya da 23 Nisan Mahallesi’ne yolunuz düşerse benzer bir tabloyla karşılaşırsınız. Hele Çevre Yolu’ndan geçenler bilir: Bir yanda Hamitler çöplüğü, karşısında arıtma tesisleri… Yaklaşık 10 kilometrelik bölüm boyunca burun direğini sızlatan bir koku eşlik eder size.

İşte “Yeşil Bursa”dan geriye kalan manzara bu.
Uzmanların teşhisi
Kişisel gözlemler bir yana, uzmanların teşhisleri de çarpıcı.
En büyük neden, arıtma tesisi olmayan fabrikaların kimyasal atıklarını Nilüfer Çayı ve kollarına boşaltması. Arıtma tesisi olduğu hâlde gizli deşarj yapan sanayiciler de cabası. Denetim zayıf olunca dereler simsiyah akıyor. Organize sanayi bölgelerindeki biyolojik arıtma tesislerinden yayılan hidrojen sülfür de kokuya tuz biber oluyor. Hamitler Evsel Atık Deposu da başka bir kaynak. Evsel atıkları ayrıştırıp değerlendiremediğimiz için doğal olarak çürüme kokusu ortaya çıkıyor.
Resmî rakamlar da bunu doğruluyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre Bursa’nın hava kalitesi Türkiye’de hep ilk beşte.
Çözüm için işbirliği şart
Uzmanlara göre Bursa’nın kokudan kurtulması için:
Nilüfer Çayı’na yapılan tüm deşarjların engellenmesi, (Bu konuda özellikle Büyükşehir belediyesi geçtiğimiz aylarda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ile birlikte önemli bir çalışmaya imza atmış Nilüfer Deresi’ne 155 kaçak deşarj tespit edilerek bunlar betonla kapatılmıştı) Fabrikaların baca gazı ve atıklarının sürekli denetlenmesi, Kirletici sanayilerin kent dışına kurulacak ihtisas bölgelerine taşınması gerekiyor.
Peki o sarı tabaka? Bursa’nın coğrafi yapısı yüzünden çökme problemi yaşanıyor. Lodos zaman zaman bu tabakayı dağıtıp kente nefes aldırıyor ama yüksek yapılaşma hava dolaşımını engellediği için birçok bölgede etkili olamıyor.
Sonuç ortada: Sorunu çözmek için kamu, sanayi ve toplum birlikte hareket etmek zorunda. Kamu yatırım yapacak, denetleyecek; sanayici de maliyet bahanesiyle hava ve suyu kirletmeyecek.
Çünkü başka Bursa yok.
NİLÜFER ATIK SU KANALI; BU SONUÇ NORMAL
Bir de hatırlatma yapmak istiyorum;
Bandırma Onyedieylül Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Müsilajla mücadele için kurulan bilim kurulu üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, ocak ayında Nilüfer Çayı’na mercek tutmuştu.
Yaptığı ölçümlerde, Uludağ eteklerinde içme suyu kalitesinde doğan Nilüfer’in Balat köprüsünden itibaren dördüncü sınıf suya gerilediğini, yani tarımsal sulamada dahi kullanılamayacak hale geldiğini ortaya koymuş, “Nilüfer artık bir akarsu değil, üzeri açık bir atık kanalıdır” tespitini yapmıştı.

Sarı’ya göre sorun yıllardır biliniyor, toplantılar yapılıyor, eylem planları açıklanıyor ama somut iyileşme yok. Kaçak deşarjlar, gizli sanayi atıkları ve kontrolsüz üretim çayı zehir kanalına dönüştürüyor.
Çözüm ise yeni bir “Acil Eylem Planı”: tüm tarafların katılımıyla hazırlanacak, denetime açık, süreli ve sonuç odaklı bir yol haritası.
Aksi halde Bursa’nın bağrından doğan bu çay, kentin simgesi değil utancı olmaya devam edecek. Ve Nilüfer zehir akmayı sürdürdükçe, Marmara Denizi de nefes alamayacak.