Bursa’nın ulaşım başlığı açıldığında her defasında aynı cümleyi kurarım.
Eğer Türkiye’de kamu yatırımlarından yeterince pay alamayan, ulaşımda hep bir adım geriden gelen iller sıralaması yapılsa, Bursa ilk sıralarda yer alır.
Ne yazık ki dün bursahakimiyet.com.tr’de yayımlanan haber, bu tespiti bir kez daha doğruladı.
Editörümüz İsmail Karaduman, kamunun resmi duyurularını yakından izleyen, teknik metinleri sabırla okuyup kamuoyuna anlaşılır biçimde aktaran başarılı bir meslektaşımız. Karaduman’ın haberi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 29 Ocak 2026 tarihli resmi yazısına dayanıyor.
Ve o yazı çok net bir gerçeği ortaya koyuyor:
Bursa–Gemlik demiryolu projesinin ÇED süreci sona erdirildi.

Buraya özellikle dikkat çekmek isterim…
Bu karar, projenin tamamen iptal edildiği anlamına gelmiyor. Ancak Bursa sanayisinin yıllardır beklediği liman bağlantılı demiryolu hayali, bir süre daha rafa kaldırılmış görünüyor.
Oysa tablo ortada.
Bursa sanayisinin en temel talebi, Gemlik Limanı’na doğrudan demiryolu bağlantısı kurulması. Yıllık 30 milyon ton yük taşıma kapasitesi hedeflenen, Demirtaş OSB’yi de içine alan bu proje; sadece bir ulaşım yatırımı değil, Bursa’nın lojistik kaderini değiştirecek stratejik bir hamleydi.
Peki ne oldu?
Halkın bilgilendirilmesi toplantısı yapılmış, görüşler alınmış, takvim işlemiş…
Ancak ÇED sürecinin olmazsa olmazı olan “özel format bedeli” süresi içinde yatırılmayınca, mevzuat gereği dosya kapatılmış.
Bürokratik bir ayrıntı gibi görülebilir.
Ama Bursa açısından sonucu son derece ağır.
Çünkü bu kent, yıllardır şunu yaşıyor:
Projeler anlatılıyor, maketler gösteriliyor, hedefler açıklanıyor…
Sonra bir bakıyorsunuz, “mevzuat”, “takvim”, “öncelik değişikliği” denilerek her şey başka bir bahara kalıyor.
Şimdi soralım:
Bursa sanayisi daha ne kadar bekleyecek?
Limana demiryolu bağlantısı olmayan bir üretim merkezinin rekabet gücü ne kadar sürdürülebilir?
Demiryolu iptal edilmedi belki…
Ama bu şehir artık şunu çok iyi biliyor:
Rafa kaldırılan her proje, Bursa’nın zaman kaybıdır.
Ve Bursa’nın kaybedecek zamanı yok.
Kirazlıyayla’da yaşanan sürpriz değil, raporlara yazılmış sonuç
Bursa, Yenişehir’in Kirazlıyayla köyünde ortaya çıkan çevre felaketini konuşuyor.
Ancak yaşananlar, bir sabah ansızın ortaya çıkmış, kimsenin öngöremediği bir doğa olayı değil.
Deyim yerindeyse davul zurna çalarak gelen bir sürecin kaçınılmaz sonucu.
Felaketin hemen ardından, 28 Ocak 2026’da yaşananları kaleme alırken, bölgeye giden Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel’in sahadaki açıklamalarını, köylülerin itirazlarını ve ortaya çıkan idari tabloyu aktarmıştım.
Özel’in Kirazlıyayla’dan paylaştığı fotoğraflar ise, yaşananların boyutunu kelimelere ihtiyaç bırakmayacak kadar net biçimde ortaya koyuyordu.
O gün yazılanlar, yalnızca bir felaket sonrası tespit değildi.
Hasarın ardından verilen sözlerin, yürütülen sürecin ve kamuoyuna aktarılan taahhütlerin kaydıydı.
Dün ise Kirazlıyayla dosyasına bu kez bilimsel ve sert bir hatırlatma eklendi.
Jeoloji Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Mehmet Yıldız, yaşananları ne “beklenmeyen” ne de “öngörülemez” olarak tanımlıyor. Aksine, 2020 yılında hazırlanan raporları işaret ederek bugünkü tablonun yıllar öncesinden tarif edildiğini açıkça söylüyor.

Yıldız’ın “Bu felaket sürpriz değildir” ifadesi, bugüne dair bir yorumdan çok, zamanında dikkate alınmayan uyarıların altını kalın çizgilerle çiziyor.
Özellikle dikkat çekilen başlıklardan biri, atık barajının bulunduğu alanın eğimi.
Nihai ÇED raporunda yer alan yüzde 15–30 arası eğim, bu barajın neden daha en başından risk taşıdığını ortaya koyuyor. Bu durum, bugün keşfedilmiş yeni bir teknik tespit değil; raporlara yazılmış, defalarca dile getirilmiş bir gerçek.
Aynı raporlarda, baraj gövdesinde oluşabilecek bir hasar halinde tüm atıkların Yenişehir Ovası’na akacağı açıkça ifade ediliyor. Bugün yaşananlar da, bu cümlelerin kâğıt üzerinde kalmadığını gösteriyor.
Yıldız’ın açıklamalarında öne çıkan bir diğer başlık ise atıksu meselesi.
Projede, atık barajında biriken suların arıtılarak yeniden kullanılacağı belirtiliyor ancak bu arıtmanın nasıl yapılacağına dair tek bir somut teknik veri bulunmuyor. Flotasyon tesisinde suyun geri kazanılacağı söyleniyor, fakat sistemin detayları projede yer almıyor. Buna rağmen, “atıksu oluşmayacağı” iddia ediliyor.
Yıldız bu noktada net konuşuyor:
Bunun teknik olarak mümkün olmadığını söylüyor ve kaçınılmaz sonucu işaret ediyor: Yeraltı sularının kirlenmesi.
Kirazlıyayla’nın coğrafi konumu bu uyarıları daha da ağırlaştırıyor.
Bir yanında İznik Gölü, diğer yanında Yenişehir Ovası bulunan bir bölgeden söz ediyoruz. Dolayısıyla mesele, yalnızca bir maden sahasının sınırları içinde kalmıyor; tarımı, içme suyunu ve bölgesel ekolojik dengeyi doğrudan ilgilendiriyor.
Proses suyunun hangi kaynaklardan karşılanacağı da bir başka kritik başlık.
Yenişehir Ovası, İznik Gölü, Göllüce Sulama Kooperatifi ve açılacak kuyular üzerinden yapılan planlamaya dikkat çeken Yıldız, tarımsal sulama amacıyla tahsis edilmiş suların başka amaçlarla kullanılmasının yasal olmadığını hatırlatıyor. İznik Gölü’nün mevcut seviyesinin bile bugünkü ihtiyaçları karşılamakta zorlandığı bir dönemde, bu projelere nasıl onay verildiği sorusu önem kazanıyor.
Bir diğer başlık ise süreç yönetimi.
2019’da “ÇED Olumlu” kararı verilen maden işletmesi için kapasite artışı ve ikinci atık barajı süreci devam ederken, mevcut barajın kapasitesinin aşıldığı ve bu süreç tamamlanmadan kısmi bir yıkım yaşandığı ifade ediliyor. Buna rağmen, tehlikeli atıkların çevreye yayılmasına karşın günlerce kamuoyuna açıklama yapılmaması, Yıldız’ın özellikle altını çizdiği bir başka nokta.

ÇED raporlarına yönelik eleştiriler ise Kirazlıyayla’nın münferit bir örnek olmadığını gösteriyor. Jeolojik, jeoteknik ve hidrojeolojik risklerin yeterince değerlendirilmediği, raporların bilimsel temelden uzak hazırlandığı ve bazı dosyalarda sahte imza tespitlerinin bulunduğu yönündeki ifadeler, meselenin boyutunu genişletiyor.
Felaketin ardından Ercan Özel’in sahadaki açıklamaları, yaşanan tabloyu ve idari mesajları kayda geçirmişti.
Mehmet Yıldız’ın son değerlendirmeleri ise aynı tabloya bu kez bilimin sert ve soğuk ışığını tutuyor.

Kirazlıyayla’da mesele artık “ne oldu?” sorusunun çok ötesinde.
Bilimin yıllar önce söylediğiyle, bugün yaşananların neden bu kadar örtüştüğü sorusu, bütün çıplaklığıyla ortada duruyor.