Uzun yıllardan beri hem akademik görevinde hem de Bursa siyasetinde yakından takip ettiğimiz Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu, İYİ Parti’den Bursa milletvekili seçildikten sonra partinin genel başkandan sonra en önemli pozisyonlarından biri olan TBMM Grup Başkanlığı görevine getirilmişti.
2023 seçimlerinde aday olmayan Tatlıoğlu, Bursa Uludağ Üniversitesi’ndeki görevine dönerek, geçmişte olduğu gibi yeniden Bursa’nın “İsmail hocası” olmaya devam ediyor.
Bu arada Mudanya Üniversitesi’nde mütevelli heyeti üyeliğini de sürdüren Tatlıoğlu, Bursa Hakimiyet’in YouTube kanalında İrem Deniz’in hazırlayıp sunduğu Mahfel programına konuk oldu.
Programın formatında yaptığımız değişiklikle ben yer alarak savaş, ekonomi ve Bursa başlıklarında sorular yönelttik. Tatlıoğlu’nun verdiği yanıtlar, sadece güncel başlıklara değil, Türkiye’nin yön arayışına ve Bursa’nın yerel sıkışmışlığına da ışık tutan tespitler içeriyordu.
Aşağıda, öne çıkan değerlendirmeleri başlıklar halinde aktarıyorum.

ORTADOĞU’DA SAVAŞ: “BU SÜRECİN RASYONALİTESİ YOK”
Tatlıoğlu, İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan süreci değerlendirirken, bunun geçmiş müdahalelerden farklı bir karakter taşıdığını vurguladı. Irak, Suriye ve Libya örneklerinde görülen uluslararası zemin ve meşruiyet tartışmalarının bu süreçte bulunmadığını ifade etti.
Sürecin doğrudan İsrail-Amerika eksenli ilerlediğini söyleyen Tatlıoğlu, bunun dünya kamuoyu nezdinde ciddi bir kırılma yarattığını belirtti.
ABD’nin İsrail’e verdiği desteğin, diğer ülkeler gözünde saygınlığını zedelediğini ifade eden Tatlıoğlu, gelişmeleri “dünya vicdanında büyük yara” olarak tanımladı.
İran’ın toplumsal yapısına dikkat çeken Tatlıoğlu, milli şuur ve vatan duygusunun bu tür süreçlerde belirleyici olduğunu vurguladı. İran’ın Irak ya da Suriye ile aynı kategoriye konulamayacağını ifade ederken, benzer bir durumun Türkiye için de geçerli olacağını söyledi.
“Bunu hesap etmediler” ifadesiyle bu noktaya dikkat çeken Tatlıoğlu, böyle bir tehdit karşısında Türkiye’de 86 milyonluk ortak refleksin oluşacağını dile getirdi.
Mevcut tablonun sürdürülebilir olmadığına işaret eden Tatlıoğlu, bu sürecin hem siyasal dengeleri hem de uluslararası aktörlerin konumunu etkileyecek sonuçlar doğuracağını belirtti.
EKONOMİ: “SADECE EKONOMİK POLİTİKALARLA ÇÖZEMEZSİNİZ”
Ekonomi başlığında Tatlıoğlu’nun değerlendirmeleri, sorunun teknik değil daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye’de enflasyonun temelinde Merkez Bankası rezervlerinden başlayan kırılganlıklar ve döviz ihtiyacı olduğunu belirten Tatlıoğlu, bu durumun dış politika tercihlerine kadar uzanan bir etki alanı oluşturduğunu ifade etti.
Türkiye’nin dövize yüksek maliyetle ulaşan bir ülke haline geldiğini vurgulayan Tatlıoğlu, bu nedenle ekonomik sorunların yalnızca klasik politikalarla çözülemeyeceğini söyledi.
Ekonominin aynı zamanda bir beklenti ve güven meselesi olduğunu dile getiren Tatlıoğlu, toplumdaki karamsarlığın doğrudan sosyal göstergelere yansıdığına dikkat çekti.
Bu çerçevede doğum oranının 1.09’a gerilemesini, toplumun geleceğe dair umut kaybının somut bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Tatlıoğlu’na göre, orta vadeli programlar tek başına yeterli değil; asıl ihtiyaç duyulan şey, topluma güven veren bir yön ve hikâye.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE VATANDAŞLIK TARTIŞMASI
Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin değerlendirmelerinde Tatlıoğlu, bu konudaki yaklaşıma yönelik eleştirilerini açık şekilde dile getirdi.
Devletin, vatandaşın onurunu ve milli duygularını zedelemeyecek bir çizgide hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Tatlıoğlu, Türkiye’nin üniter yapısına dikkat çekerek, tek resmi dil ve ortak vatandaşlık tanımının korunması gerektiğini söyledi.
Ancak burada önemli bir ayrım da yaptı. Geçmişte yaşanan dil yasaklarını eleştirerek, insani ve vicdani açıdan kabul edilemez uygulamaların doğru olmadığını açıkça ifade etti.
“Ulus devlet tek etnik kökene dayanmaz” vurgusu, Tatlıoğlu’nun bu başlıktaki yaklaşımını özetleyen cümle oldu.
BURSA: “ULAŞIM ÇÖZÜLMEDEN HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEZ”
Bursa başlığında Tatlıoğlu’nun tespitleri, kentin uzun süredir konuşulan sorunlarını bir kez daha hatırlatıyor.
Bursa’nın İstanbul’a ya da Ankara’ya değil, aslında dünyaya uzak kaldığını söyleyen Tatlıoğlu, ulaşım meselesini bu çerçevede ele aldı. Özellikle demiryolu yatırımlarının yetersizliğine dikkat çekti.
Bir şehrin öne çıkabilmesi için kolay ulaşılabilir olması gerektiğini vurgulayan Tatlıoğlu, “Bursa’ya ulaşmak bir gün demek” ifadesiyle kentin zaman ve erişim kaybını özetledi.
Sanayi açısından Avrupa’ya entegre bir yapıya sahip olan Bursa’da, artan maliyetler ve finansmana erişim sorunlarının üretimi zorladığını belirtti.
Ancak mesele sadece üretim değil. Bursa hem dışarıdan ulaşılması hem de şehir içinde hareket edilmesi zor bir kent görünümünde. Bu durum yatırım kararlarından günlük yaşama kadar geniş bir alanı etkiliyor.
Tatlıoğlu’nun özellikle altını çizdiği bir diğer konu ise yerel yönetim refleksi.
Geçmiş dönemlere atıf yaparak, Türkiye’de birçok şehirde güçlü yerel aktörlerin önemli projelere imza attığını hatırlatan Tatlıoğlu, Bursa’nın bu anlamda geri kaldığını ifade etti.
“Bursa’nın güçlü politikacılara ihtiyacı var” cümlesi, bu bölümün en dikkat çekici tespiti oldu.
Yerelde güçlü, Ankara ile doğrudan temas kurabilen, hızlı karar alıp sonuç üretebilen bir siyasi profilin eksikliğine işaret eden Tatlıoğlu, bu durumun kentin birçok başlıkta gecikmesine yol açtığını dile getirdi.
Başka bir ifadeyle, Bursa’da sorun sadece proje üretmek değil; üretilen projeyi Ankara’da takip edecek, sonuç alacak siyasi gücün eksikliği.
Bu tespit, Bursa’nın yıllardır konuştuğu ulaşım, sanayi ve planlama sorunlarının neden bir türlü çözülemediğine dair önemli bir çerçeve sunuyor.
SON NOT
Program boyunca Tatlıoğlu’nun değerlendirmelerinde öne çıkan ortak nokta, başlıklar farklı olsa da meselelerin birbirinden kopuk olmadığıydı.
Savaşın etkisi ekonomiye, ekonomi topluma, toplumun hali ise siyasete yansıyor.
Bursa ise bu büyük resmin içinde, uzun süredir aynı başlıklarda çözüm arayan ama karar mekanizmalarında yeterince ağırlık koyamayan bir şehir olarak öne çıkıyor.