Mesleğe ilk başladığımız yıllarda, panellerde dinlediğimiz iklim değişikliği uyarıları sanki uzak bir geleceğin meselesiydi.
“Bir gün olur” denilen ne varsa, bugün Bursa’nın kapısında. Üstelik kapıyı nazikçe çalmıyor; sert, hızlı ve geri dönüşü zor bir şekilde kendini hatırlatıyor.
Evliya Çelebi’nin “sudan ibaret” diye tarif ettiği bu şehir, artık suyu konuşmak zorunda. Hem de her zamankinden daha ciddi bir tonda…
Geçtiğimiz yaz yaşanan kuraklık, barajların kuruma noktasına gelişi, Çınarcık’tan yapılan takviyeler ve açılan yüzlerce kuyu…
Bunların hiçbiri hafızamızdan silinmiş değil.
Ardından gelen yağışlarla birlikte barajların dolması kısa süreli bir rahatlama sağladı. Ama asıl soru hâlâ ortada duruyor:
Ya o yağışlar hiç gelmeseydi?
İşte tam bu noktada, Bursa Hakimiyet’in YouTube kanalında yayınlanan Mahfel programında, Bursa Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar’ın değerlendirmeleri, meselenin çerçevesini net biçimde ortaya koyuyor.

DOLULUK ORANI GÜVENCE DEĞİL
Bugün Nilüfer Barajı’nın doluluk oranı yüzde 100’e ulaşmış durumda. Genel ortalamada da yüzde 97’ler konuşuluyor. Rakamlar sevindirici…
Ama Dindar’ın altını çizdiği kritik bir gerçek var:
Barajların dolu olması, su sorununun çözüldüğü anlamına gelmiyor.
Nilüfer Barajı yapıldığında Bursa’nın su ihtiyacının 2030’a kadar karşılanacağı söylenmişti.
Peki sonra ne oldu?
Bursa hızla büyüdü. Nüfus arttı, sanayi genişledi. Doğancı ve Nilüfer barajları yetersiz kaldı, devreye Çınarcık Barajı girdi.
Bugün de 2060 yılına kadar yeterli olacağı ifade ediliyor.
Ama aynı hızla büyümeye devam edersek, o projeksiyonların da tartışmaya açılması kaçınılmaz.
Üstelik Çınarcık suyunun bir bölümünün sanayiye verilmesi planları da düşünüldüğünde, bu sürenin daha da kısalması ihtimal dahilinde.
Çünkü mesele sadece ne kadar suya sahip olduğumuz değil; o suyu nasıl yönettiğimiz.
Yaz aylarında artan sıcaklıkla birlikte buharlaşma devreye giriyor. Daha kullanmadan kaybedilen ciddi bir miktar var. Kaçak oranlarının yüzde 50 seviyelerinde olması ise başlı başına bir alarm.
Yani bir yanda doğa kaybettiriyor, diğer yanda altyapı…
Su tüketiminin dağılımına baktığımızda tablo daha da netleşiyor. Kullanılan suyun yaklaşık yüzde 70’i tarımda, yüzde 15-20’si sanayide, kalanı ise diğer alanlarda tüketiliyor.
Bu veri bize açık bir gerçeği gösteriyor:
Su krizini konuşacaksak, önce tarımı konuşacağız.
Dindar’a göre çözüm sadece sulama tekniklerini iyileştirmek değil. Asıl mesele, suya göre üretim yapmak.
Yani her ürünü her yerde yetiştirme alışkanlığından vazgeçmek.
Daha az su isteyen ürünler, verimli sulama yöntemleri ve planlı üretim…
Aksi halde aynı döngü kaçınılmaz şekilde devam edecek.
SANAYİ DÖNÜŞMEDEN BU İŞ OLMAZ
Bursa gibi sanayi yoğun bir kentte, su meselesini sanayiden bağımsız düşünmek mümkün değil.
Artık sadece üretmek yetmiyor. Nasıl ürettiğiniz, en az ne ürettiğiniz kadar önemli.
Kullanılan su miktarı, geri kazanım oranı, atık suyun arıtılması…
Dindar’ın dikkat çektiği önemli başlıklardan biri de şu:
Atık suyun geri kazanımı ve yeniden kullanımı artık bir tercih değil, zorunluluk.
Çünkü mesele sadece suyun varlığı değil; suyun kalitesi de en az onun kadar kritik hale gelmiş durumda.
Eskiden suyu doğal bir kaynak olarak görürdük. Bugün tablo değişti.
Su artık ekonomik, çevresel ve hatta milli güvenlik boyutu olan stratejik bir varlık.
Üretimden ticarete kadar her alanda belirleyici hale geliyor. Avrupa’nın karbon düzenlemeleri ve yeşil mutabakat süreci, üretimde kullanılan su ve enerji miktarını doğrudan etkiliyor.
Yani Bursa’daki bir fabrikanın kullandığı su, sadece çevreyi değil, ihracat kapasitesini de belirliyor.
Konuştuğumuz mesele sadece suyla sınırlı değil.
Hava kirliyse, o kirlilik toprağa iniyor. Topraktan suya karışıyor. Döngü büyüyor.
Bursa’nın coğrafi yapısı, sanayi yoğunluğu ve trafik yükü, özellikle kış aylarında hava kirliliğini daha belirgin hale getiriyor. İnegöl gibi bölgelerde ölçülen değerlerin zaman zaman sınırların kat kat üzerine çıkması, bu gerçeği gözler önüne seriyor.
Toprakta ise başka bir risk var:
Kontrolsüz gübre ve kimyasal kullanımı…
Bu durum hem suyu hem toprağı hem de insan sağlığını doğrudan etkileyen bir zincir oluşturuyor.
Bugün barajlar dolu olabilir. Musluklardan su akıyor olabilir.
Ama bu tablo kalıcı değil.
Dindar’ın en net uyarılarından biri şu:
“Doluluk oranları rehavete yol açmamalı.”
Çünkü su sınırsız bir kaynak değil. Yağışlar azaldığında, buharlaşma arttığında ve biz aynı alışkanlıklarla tüketmeye devam ettiğimizde, geçen yaz yaşadıklarımızın tekrar etmeyeceğinin hiçbir garantisi yok.
Bursa bir yol ayrımında.
Ya suyu hâlâ “nasıl olsa var” diyerek tüketecek…
Ya da onu gerçekten bir değer olarak görüp yönetmeyi öğrenecek.
Bugün alınacak kararlar, sadece bu yazı değil, önümüzdeki yılları belirleyecek.
Çünkü mesele artık çok net:
Su varsa hayat var… Yoksa gerisi sadece bir hatıra.
YENİ BAŞKANVEKİLİ SU TARİFELERİNDE NE YAPACAK?
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Nilüfer Belediye Başkanlığı dönemine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında geçen hafta tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
Bozbey’in tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılması üzerine, CHP’li üyelerin katılmadığı meclis toplantısında Nilüfer Belediye Meclisi’nden gelen Büyükşehir Meclis Üyesi Şahin Biba, 61 oyla Büyükşehir Belediye Başkanvekili seçildi. Seçim öncesinde Büyükşehir Belediye Meclisi önünde tansiyon yükselmiş, zaman zaman gerginlikler yaşanmıştı.

Şahin Biba, seçildiği toplantının ardından yarın yapılacak ilk Büyükşehir Belediye Meclisi toplantısına başkanlık edecek. Toplantı gündemi yoğun. Ancak kamuoyunun asıl merak ettiği konu, yeni Başkanvekili Biba’nın bir süredir Bursa’da tartışma konusu olan su fiyatlarıyla ilgili nasıl bir tavır alacağı.
Başkan Mustafa Bozbey, görevden ayrılmadan önce bu konuda gelen şikayetlere, “Faturaları katı atık bedelleri yükseltiyor. İlçe başkanları istediği için karar çıktı, ben karşıydım” yanıtını vermişti. Bunun üzerine AK Parti grubu, Bozbey’in katılmadığı son meclis toplantısında konuyu gündeme aldırmak için teklif vermiş, ancak bu teklif gündeme alınmamıştı.

Şimdi gözler Şahin Biba’da.
Ancak dikkat çeken bir detay var: Büyükşehir Belediye Meclisi’nin yarınki toplantı gündeminde su tarifeleri ve katı atık bedellerine ilişkin herhangi bir madde yer almıyor.