Bursa son iki yıldır suyu konuşuyor ama artık bu tartışma yalnızca kuraklık başlığıyla sınırlı değil; doğrudan vatandaşın cebine dokunan, her ay hissedilen bir maliyet meselesine dönüşmüş durumda.
Geçtiğimiz yaz aylarında baraj doluluk oranlarını, kesinti risklerini ve su yönetimine dair eksiklikleri yazarken, bugün gelinen noktada konunun “fatura gerçeğine” evrilmesi aslında kaçınılmazdı.
Çünkü mesele hiçbir zaman sadece suyun varlığı ya da yokluğu değildi.
Mesele, o suyun nasıl yönetildiği ve vatandaşa hangi bedelle ulaştırıldığıydı.

31 Mart seçimlerinden sonra göreve gelen Mustafa Bozbey’in su fiyatlarında indirime gitmesi, ilk etapta kamuoyunda karşılık bulan bir adımdı. “Sosyal belediyecilik” vurgusuyla sunulan bu karar, özellikle dar gelirli kesim açısından umut verici bir gelişme olarak görülmüştü.
Ancak aradan geçen aylar içinde yapılan açıklamalar, bu indirimin sürdürülebilirliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu. BUSKİ’nin borç yükünün beklenenden ağır olduğunun sonradan fark edildiğine yönelik ifadeler, aslında yönetimsel planlamadaki eksikliğin de bir göstergesi oldu.
Vatandaş açısından ise tablo netleşti:
Faturalar yeniden yükseldi; katı atık bedellerinin de eklenmesiyle birlikte su faturaları ilk kez elektrik faturalarını aşar hale geldi ve su bir kez daha tartışmanın merkezine oturdu.
Bozbey’in, geçmiş dönemden Nilüfer Belediyesi’yle ilgili rüşvet ve yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanıp görevden alınmasının ardından, Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin AK Partili Şahin Biba’yı başkanvekili olarak seçmesiyle birlikte su tarifelerinde yeni bir düzenleme beklentisi oluştu.

Biba’nın BUSKİ Genel Kurulu’nu işaret ederek fiyatlarda düzenleme yapılacağını söylemesi, bu beklentiyi daha da somut hale getirdi.
Yarın yapılacak toplantı bu açıdan kritik.
Ancak belirleyici olan sadece indirim oranı değil.
Çünkü 1994’ten bu yana uygulanan aylık enflasyona endeksli artış sistemi, herhangi bir müdahale olmadığı sürece fiyatları yukarı çekmeye devam ediyor. Nitekim %4,18 olarak açıklanan nisan ayı enflasyonu, önümüzdeki günlerde doğrudan faturalara yansıyacak.
Bu nedenle alınacak kararın kalıcı etkisi, bu mekanizmaya dokunulup dokunulmayacağıyla doğrudan ilgili olacak.
RAKAMLARIN DİLİ: BURSA’DA SESSİZ SIÇRAMA
İnşaat Yüksek Mühendisi Ahmet Ünal’ın yıllardır Bursa’nın ulaşım, kentsel dönüşüm ve su politikaları üzerine hazırladığı raporlar ve yaptığı karşılaştırmalar, bugün yaşanan değişimin ne kadar çarpıcı olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.
Ünal’ın son değerlendirmesindeki en dikkat çekici veri şu:
Bursa, 2025 yılında 30 büyükşehir arasında suyu en ucuza kullanan 8. şehir konumundayken, bugün gelinen noktada en pahalı 8 şehir arasına girmiş durumda.
Bu, basit bir fiyat artışından öte, çok kısa sürede yaşanan sert bir konum değişikliğini ifade ediyor.
Bu değişimi daha somut görmek için şehirler arası tarifelere bakalım:
Su tarifelerinde karşılaştırma (ilk kademeler):
Bursa: 0–12 m³ → 57,65 TL
Kocaeli: 0–12 m³ → 38,49 TL
Ankara: 0–15 m³ → 52,94 TL
Antalya: 0–5 m³ → 14,97 TL
Hatay: 0–12 m³ → 34,19 TL
Erzurum: → 36,29 TL
Üst kademelerde fark daha da belirginleşiyor.
Bursa’da 21 m³ üzeri kullanım 167 TL’ye kadar çıkarken, diğer birçok büyükşehirde bu seviyenin oldukça altında kalındığı görülüyor.
Ortaya çıkan tablo açık:
Bursa artık sadece pahalı şehirler arasında değil, üst sıralara yerleşmiş durumda.
SORUN SADECE FİYAT DEĞİL
Ahmet Ünal’ın özellikle altını çizdiği nokta ise bu tablonun yalnızca rakamlardan ibaret olmadığı. Çünkü Bursa’daki kademeli tarife yapısı, ortalama bir ailenin tüketimini çok hızlı şekilde üst dilimlere taşıyor.
Bu da şu anlama geliyor:
Kağıt üzerinde makul görünen başlangıç fiyatları, fiiliyatta yüksek faturalar olarak geri dönüyor.
Yani problem yalnızca fiyat değil.
Fiyatı üreten sistemin kendisi.
SU ZENGİNİ ŞEHİRDE PAHALI SU GERÇEĞİ
Bursa, su kaynakları açısından Türkiye’nin en avantajlı şehirlerinden biri. Yer altı ve yer üstü zenginliği, tarih boyunca bu kenti “su şehri” olarak tanımlamış.
Ancak bugün gelinen noktada bu avantajın fiyatlara yansımadığı açıkça görülüyor.
Vatandaşın sorduğu soru bu yüzden çok net:
“Bu kadar suya sahip bir şehirde neden bu kadar pahalı su kullanıyoruz?”
Bu soru, teknik bir tartışmadan çok daha fazlasını ifade ediyor.
Doğrudan bir yönetim tercihini sorguluyor.

KATI ATIK BEDELLERİ: FATURANIN GÖLGESİ
Su faturalarının içinde yer alan katı atık bedelleri de tartışmanın önemli başlıklarından biri. Teknik olarak ayrı bir hizmet kalemi olmasına rağmen aynı fatura üzerinden tahsil edilmesi, toplam tutarı doğrudan artırıyor.
Geçmişte bu kalemin kaldırılması yönünde atılan adımların ilçe belediyeleri tarafından tepkiyle karşılandığı biliniyor. Bugün de benzer bir denge arayışı devam ediyor.
Ancak vatandaş açısından değişen bir şey yok:
Ödenen toplam rakam, doğrudan su faturası olarak görülüyor.
Sonuç olarak…
Bursa’da su meselesi artık sadece doğa şartlarıyla açıklanabilecek bir konu değil.
Bugün konuştuğumuz mesele, doğrudan planlama, yönetim ve tercih meselesi.
Yarın yapılacak BUSKİ Genel Kurulu bu yüzden önemli.

Ama asıl önemli olan, alınacak kararın ne kadar gerçekçi ve ne kadar kalıcı olacağı.
Çünkü Bursa’da herkes aynı sorunun cevabını bekliyor:
Bakalım Biba ne karar verecek?