Bursa, sadece bir tarih ve sanayi kenti değil;
aynı zamanda tarım ve gıdanın da kalbidir.
Zeytininden salçasına, dondurulmuş gıdadan unlu mamullere kadar sayısız markanın üretim merkezi olan bu şehir, geçtiğimiz günlerde bu yönüyle yeniden vitrine çıktı.
BTSO öncülüğünde düzenlenen Bursa Food Point ve Turfood Horeca fuarları, tam anlamıyla lezzetin uluslararası buluşması oldu.
Üç gün süren organizasyonda 36 ülkeden gelen alıcılar, 4 bine yakın sektör temsilcisiyle bir araya geldi.

KFA Fuarcılık, BTSO’nun vizyonuyla yeni nesil fuarcılık anlayışını bu kez gıda sektörüne taşıdı.
Dondurulmuş, işlenmiş ve paketli gıdaların yanında, soğutma sistemleri ve lojistik çözümleri de fuarın dikkat çeken başlıkları arasındaydı.
Etkinlik sadece ürünlerin değil, fırsatların da sergilendiği bir platforma dönüştü.
Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl, İngiltere’de yapmayı planladığı görüşmeyi bu fuarda gerçekleştirdi.
“Yurt dışına gitmeden distribütörümüzle burada buluştuk” diyerek fuarın başarısını özetledi.

Benzer şekilde Cardiment firması yetkilisi Bulut Ertürk, ilk katılımlarında 20 firmayla masaya oturduklarını söyledi.
Yabancı katılımcılar ise Bursa’daki atmosferi “samimi ve verimli” olarak tanımladı.

Kısacası, Bursa bu fuarlarla bir kez daha ‘üreten şehir’ kimliğini hatırlattı.
Sanayide olduğu kadar gıdada da küresel rekabete açık güçlü potansiyelini gösterdi.
Ve belki de en önemlisi, sofralarımızın bereketiyle ekonominin üretim gücünün aynı kökten beslendiğini bir kez daha kanıtladı.
******
ZEYTİN AĞACININ HİKAYESİ; DİKİLİ BİR UMUT
Önceki gün sitemizin bahçesine inip 2019 yılında diktiğim zeytin fidanını kontrol ettiğimde, kararmaya başlayan taneleri görünce içimi tarifsiz bir sevinç kapladı.
Demek ki bu yıl ilk ürünümüzü toplayacağız…
Bir fidanın yeşermesiyle bir insanın umudu arasında ince bir bağ vardır. Hele ki o fidan zeytin ağacıysa… Kökü sabırla toprağa tutunur, dalları gökyüzüne dua gibi yükselir.
Nazım Hikmet’in o bilge dizeleri gelir akla:
“Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin.”

Benim hikâyem de 2019’da, dönemin Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’in seçim kampanyasında başladı. Erdem, o gün salondaki herkese birer zeytin fidanı hediye etmişti.
Simgesel ama anlamlı bir armağandı: “Kök salın, üretin, doğaya tutunun” diyordu adeta.
Toplantıdan çıkarken, Gemlik Adliye Köyü’nde “Golivas” markasıyla üretim yapan dostum Okan Aras, “İstediğin yere ek, o toprağın bereketine inan,” demişti.
Ben de o fidana Manastır’daki sitemizin bahçesinde küçük bir yaşam alanı buldum.
Pandemi günlerinde sık sık yanına uğradım; Mayıs 2020’de iki katına uzamıştı.

Okan Aras o zaman şöyle demişti:
“Zeytini baba diker, oğul büyütür, torun yer.”
Ama benimki acele etti; torunları beklemeden meyve verdi.
Bu sonbaharda ilk hasadı yapacağız, kısmetse.
Ancak bu hikâyenin başka bir yanı var.
O fidana hayat veren Turgay Erdem bugün Kocaeli Kandıra Cezaevi’nde, bir soruşturma kapsamında tutuklu.
Hayatın garip bir cilvesi bu…
Bugün o ağacın gölgesinde durup kararan zeytinlere bakarken, yıllar önce yazdığım satırlar aklıma geldi.
Teşekkürler Turgay Erdem ve Okan Aras
Bir fidanla başlayan hikâye, bir umuda dönüştü.
Ve Gemlikli dostlarımızın duasıyla bitireyim:
“Allah ömrünü zeytin ağacı gibi uzun, bedenini zeytinyağı gibi sağlıklı, yuvanı da zeytin taneleri gibi bereketli yapsın.”
*****
YOLLAR YÜRÜMEKLE AŞINMAZ, İNSAN YÜRÜDÜKÇE YENİLENİR
Sağlıklı yaşam üzerine yıllardır çok şey söyleniyor. Kimine göre en iyi spor yüzmek, kimine göre koşmak…
Ama bilim insanları bir konuda hemfikir: En iyi spor yürümek.
Çünkü yürümek insanı hem bedenen hem zihnen tazeliyor.
6 bin mi, 10 bin adım mı? Cevabı tartışmalı.
Ama uzun yürüyüşlerin, kısa adımlardan çok daha kalıcı etkiler yarattığı artık biliniyor.
Yani mesele sayı değil, süreklilik ve kararlılık.
Bu konuda Bursa’da güzel bir örnek var.
Mudanya Üniversitesi Genel Sekreteri Ali Mollasalih, yürüyüşü bir yaşam biçimine dönüştürmüş bir isim.
Renkli kişiliğiyle tanınan Mollasalih, Yıldırım Belediye Başkan Yardımcılığı döneminden beri hareketli yaşamı hep önemser.

Tam 77 gündür her sabah yürüyüş yapıyor.
Üstelik sadece yürümüyor; sabah serinliğinde yürürken sosyal medyada kısa hikâyeler paylaşıyor.
Doğadan, insandan, hayattan küçük dersler çıkarıyor.
Mollasalih, yürüyüşü bir spor değil, yaşam konforu olarak görüyor.
Bir gün yürüyüş yapmadığında, “günü eksik yaşamış” hissine kapıldığını söylüyor.
Kendi ifadesiyle, “Vücuduna karşı suç işlemiş gibi” hissediyor.
Bu söz bana merhum 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in meşhur cümlesini hatırlattı:
“Yollar yürümekle aşınmaz.”
Ama belli ki insan yürüdükçe yenileniyor.
Çünkü her adım biraz düşünmek, biraz hafiflemek, biraz da kendine dönmektir.
Bugün beton sokaklarda zamana yetişmeye çalışanlara belki tek tavsiye bu olmalı:
Biraz yavaşlayın ama durmayın.
Yürüyün.
Çünkü yollar yürümekle aşınmaz; insan yürüdükçe hayata tutunur.