Bursa Hakimiyet’in YouTube kanalında yayınlanan ve benim hazırlayıp sunduğum Gözlem Kulesi programının bu haftaki konuğu, AK Parti 23’üncü dönem Bursa Milletvekili Hayrettin Çakmak oldu. AK Parti’nin kuruluş sürecinde kurucu il başkanlarından biri olarak tanınan Çakmak, Bursa siyasetini yakından bilen isimlerden. Türkiye siyasetine dair görüşlerini de zaman zaman kaleme alıyor.
Programda hem Bursa’daki yerel tabloyu hem genel siyaseti hem de son günlerin en çok konuşulan başlığı olan “Terörsüz Türkiye” sürecini ele aldık.
Çakmak’ın özellikle yerel yönetimlere ilişkin değerlendirmeleri dikkat çekiciydi.

Çakmak, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in seçimi kazanmasını farklı bir pencereden yorumluyor ve seçimlerden hemen sonra yine birlikte yaptığımız programda kullandığı cümleyi tekrarlıyor:
“Aslında Bozbey kazanmadı, biz kaybettik.”
Ona göre belirleyici olan, seçmenin sandığa gitmemesi. Son seçimde yaklaşık 210 binlik seçmen artışına rağmen oy farkının 9 bin 113’te kalmasını bu tabloya bağlıyor. CHP oyunun büyük ölçüde sabit kaldığını, asıl kırılmanın kendi seçmenlerinin sandığa gitmemesi olduğunu söylüyor.
Bozbey’in güçlü halkla ilişkiler yönüne özellikle vurgu yapıyor. Bayram aramaları, mesaj trafiği, vatandaşla kurduğu sıcak temas… Bunların siyaset açısından önemli olduğunu kabul ediyor. Hatta Bozbey’in her bayramda ve özel günlerde kendisini aradığını hatırlatarak, belediye başkanlığı için imzasının bulunduğu pek çok ismin aramadığını; buna rağmen Bozbey’in bu nezaketi gösterdiğini ifade ediyor. Ancak şu vurguyu da özellikle yapıyor: Belediyecilikte asıl ölçü “eser”dir.
Bozbey’in Nilüfer dönemine atıf yaparak yıllar önce kahvehane toplantılarında sorduğu soruyu da hatırlatıyor:
“On yılda on eser yapmış olması gerekir, üçünü söyleyin.”
Yerel yönetimde algı ile icraat arasındaki farkın altını çizen Çakmak, özellikle su krizi üzerinden sert bir eleştiri yöneltiyor:
“Belediye başkanının görevi kenti susuz bırakmamaktır. Vatandaş hizmet beklerken ‘yapacağız’ demek yetmez, ‘yaptık’ diyeceksin. Vatandaş o ‘tık’ sesini duymak ister. Şu an Bursa’dan ‘tık’ sesi gelmiyor, ‘tısss’ sesi geliyor.”
Belediyecilikte basiret ve planlama vurgusu yaparken, malzeme ihalesinden montaj sürecine kadar teknik hazırlığın önemine değiniyor. Ona göre sorun, süreci yönetememek.
BASKIN SEÇİM OLUR MU?
Genel siyasete geldiğimizde en çok merak edilen başlık erken ya da baskın seçim ihtimali.
Çakmak, 2026 sonbaharına ilişkin ihtimali düşük görüyor. Böyle bir kararın sürpriz olacağını ifade ediyor. 2027’de yapılacak bir seçimin ise “baskın” olarak nitelendirilemeyeceğini düşünüyor.
Cumhurbaşkanı’nın üçüncü dönem adaylığı için Meclis kararı gerektiğini hatırlatıyor ve seçim takviminin teknik boyutuna işaret ediyor. CHP’nin belediyeler üzerinden yaşadığı tartışmaların siyasi tabloyu etkilediğini, ancak bunun tek başına erken seçim gerekçesi olmayacağını belirtiyor.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE: “BU ADIM KAÇINILMAZDI”
Türkiye’nin son dönemde en yoğun tartıştığı başlık ise “Terörsüz Türkiye” süreci. TBMM’de kurulan komisyon raporunu incelediğini söylüyor. Raporu, “taslak ama önemli bir zemin” olarak değerlendiriyor.
Terörün 1984’ten bu yana Türkiye’ye getirdiği ağır bedelin altını çiziyor. Açıklanan resmî rakamların ötesinde, dolaylı kayıplarla birlikte trilyon dolarlık bir maliyetten söz ediyor. Boşalan köyler, yapılamayan yatırımlar, kaybedilen üretim kapasitesi… Ona göre mesele yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda kalkınma meselesi.
Sürecin başarıya ulaşması için sadece iktidarın değil, muhalefetin de sorumluluk alması gerektiğini dile getiriyor. Özellikle CHP’nin kenardan yorum yapan değil, sürecin içinde yer alan bir pozisyon üstlenmesi gerektiğini vurguluyor.
Devletin temel şartının ise net olduğunu belirtiyor:
Silah bırakmanın ve örgütsel yapının tamamen tasfiye edildiğinin güvenlik birimlerince teyidi. Ardından hukuki düzenlemeler.
2009’daki açılım sürecini ve 2013’teki girişimleri hatırlatıyor.
“Bir şeyi çözeceksen çıkıp çözeceksin” diyor.
Uluslararası konjonktüre de dikkat çekiyor. Ortadoğu’daki gerilim, Rusya-Ukrayna savaşı ve bölgesel kırılganlıkların ortasında Türkiye’nin kendi iç meselesini çözmek zorunda olduğunu ifade ediyor.
“Etraf ateş çemberiyken, kendi evinin içini temizleyemezsen ayakta kalamazsın.”
Program boyunca Çakmak’ın çizdiği çerçeve netti:
Yerelde icraatın ölçüsü somut sonuç, genelde ise iç cepheyi tahkim etmek.
Siyasette algı, iletişim ve mesaj elbette önemli. Ancak onun ifadesiyle vatandaşın kulağı başka bir sesi arıyor:
“Tık” sesini.