Bursa tam anlamıyla bir deprem kenti. Çevresi dokuz kollu ahtapot gibi faylarla çevrili. Bu gerçek artık kimseyi şaşırtmıyor ama hâlâ yeterince ürkütmüyor da.
Oysa bilim bize her gün aynı şeyi söylüyor: Bursa’nın en öncelikli meselesi dirençli bir şehir olmak.
17 Ağustos’ta bu köşede “Depremde direnç, ulaşımda yeni hatlar: Bursa Modeli” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıda Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Ergül Halisçelik’in deprem ve ulaşım sorunlarını masaya koyuşuna dikkat çekmiş, JICA ile yürütülen 42 aylık projeden söz etmiştim. Dün Merinos’ta yapılan 5. ortak koordinasyon toplantısı, bu sürecin nereye geldiğini gösterdi.

Toplantıya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’i temsilen katılan Halisçelik, hem projenin geldiği aşamayı hem de bundan sonrası için hedefleri anlattı. “Riskin olasılığını değiştiremiyoruz ama etkilerini minimalize edebiliriz” sözleriyle depremin kaçınılmazlığını, ama zararın azaltılabilir olduğunu vurguladı.

Üç temel hedef belirlendi: Deprem ve bina risk analizlerinin tamamlanması, kapsamlı bir kentsel dirençlilik planının hazırlanması ve bu planın şehirdeki diğer mekânsal planlarla uyumlu hale getirilmesi. Halisçelik’in ifadesiyle işte bu yaklaşım “Bursa Modeli” olarak tanımlanıyor.

Bu defa sanayi tesislerinin sürece dahil edilmesi de önemli bir yenilik oldu. Tokyo örneği alınarak, Bursa’daki 17 organize sanayi bölgesinden 14’ünde çalışmalar yapıldı. “Bir deprem sadece binaları değil, üretim zincirini de etkiler” diyen Halisçelik, olası kayıpların hem üretime hem de ihracata yansıyacağını hatırlattı.
Açıklanan rakamlar ürkütücü. Yaklaşık 536 bin bina üzerinde yapılan son değerlendirmelere göre, yüzde 15’inin riskli olduğu ortaya çıktı. En kötü senaryoda 95 bin binanın hasar göreceği, 16 bine yakınının yıkılabileceği öngörülüyor.
Halisçelik’in de altını çizdiği gibi, mesele yalnızca verileri ortaya koymak değil, bu verilerle dönüşüm kararlarını yönlendirmek. Bursa’da dönüşüm, rant hesabıyla değil bilimsel bulgularla yapılmak zorunda.
17 Ağustos’ta yazdığım gibi, bu proje yalnızca konutları değil, kentin ekonomik damarlarını da kapsıyor. Yani mesele yalnızca belediyenin değil, bütün şehrin meselesi. Bursa sanayisiyle, ticaretiyle, üniversiteleriyle, sivil toplumu ve kamu kurumlarıyla aynı masada buluşmak zorunda.
Sonuç ortada: Deprem gerçeğini ertelemek mümkün değil. Bugün atılacak her adım, yarın kurtarılacak hayatların ve ayakta kalacak bir kentin teminatı olacak. “Bursa Modeli” işte bu yüzden, yalnızca Bursa için değil, Türkiye için de örnek alınabilecek bir yol haritası.
HER KRİZ YENİ FIRSATLAR DOĞURUR: BURSA’NIN LİBYA AÇILIMI
Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANASİAD) bundan tam 20 yıl önce Eyüp Kutlucan’ın öncülüğünde kurulduğunda, Bursa iş dünyasına yeni bir pencere açmayı amaçlıyordu. Bugün geldiğimiz noktada, bu pencerenin yalnızca şehrimize değil, sınırlarımızın çok ötesine uzandığını görüyoruz.
Şubat 2024’te olağanüstü kongrede bayrağı devralan, Ocak ayındaki seçimde de güven tazeleyen Başkan Hakan Birkan, beraberindeki Genel Sekreter Safa Çınar ve Başkanvekili Ali Kamil Göral ve Hakan Birkan, beraberindeki basından sorumlu yönetim kurulu üyesi Sadiye İnal, ile birlikte Bursa Hakimiyet gazetesinin yeni ofisini ziyaret ederek projelerini anlattı.

Sohbetimizde üye sayısını 49’dan 120’ye çıkaran bir yönetim değil, aynı zamanda Bursa iş dünyasına yeni ufuklar açmayı hedefleyen bir ekip gördüm.
İç piyasadaki daralmanın iş insanlarını zorladığı bir dönemde ANASİAD’ın en dikkat çekici hamlesi Libya açılımı oldu. İşin ilginç tarafı, bu sürecin fitilini de derneğin Libyalı bir üyesi ateşlemiş. Onun girişimiyle başlayan temaslar, Birkan ve ekibinin ısrarlı çalışmasıyla ciddi bir işbirliğine dönüşmüş durumda.

Bir yıldan fazla süredir süren karşılıklı ziyaretler meyvelerini vermeye başlamış. BTSO’nun fuar şirketi KFA ile imzalanan anlaşma, iş dünyasının yatırım adımları, hatta Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel’in tarımsal ürünlerle ilgili bağlantıları… Bunların her biri, “kriz içindeki Libya” derken gözden kaçırmamamız gereken fırsatları işaret ediyor.

Elbette Libya denilince akla ilk gelen güvenlik sorunları ve ödemelerle ilgili sıkıntılar oluyor. Ancak Birkan’ın verdiği mesaj şu: “Sorunlar büyük ölçüde aşıldı.” Dahası, Trablus’un yanı sıra Bingazi ve Mısrata’da da kapılar ardına kadar açık. Mısrata’dan gelen “Gelin yer verelim, ortak olalım, inşaat yapın” daveti bunun somut göstergesi.
Üstelik yatırım avantajları da iştah kabartıyor:
Elektrik Türkiye’ye göre beş kat ucuz. 49 yıllığına bedelsiz arazi tahsis ediliyor. İlk yatırımlardan 8 yıl vergi alınmıyor. İşçilik ücretleri Türkiye’nin çok gerisinde.
Diplomatik düzeyde de Türkiye’nin eli güçlü. Libya Büyükelçisi Güven Begeç’in yatırımcılara verdiği destek, bu süreçte Ankara’nın sahada iş dünyasıyla omuz omuza olduğunu gösteriyor.
Birkan’ın şu sözü aslında bütün bu çabanın ana fikrini özetliyor:
“Libya zor bir dönemden geçiyor. Biz bu süreçte yanlarında olur, kalkınmalarına destek verirsek, ileride çok daha büyük iş imkanları doğacaktır.”
Krizlerin içinde fırsatları görebilenler, yarının güçlü aktörleri oluyor. Bursa iş dünyası için Libya pazarına açılan bu kapı, belki de önümüzdeki yılların en stratejik adımlarından biri olarak kayda geçecek.
ANASİAD’ın 20. yılında ortaya koyduğu vizyon, bize bir kez daha hatırlatıyor: Krizler geçici, fırsatlar kalıcıdır.