Hava Durumu

Enflasyon düşüyor mu, yoksa biz sadece düşmesini mi izliyoruz?

Yazının Giriş Tarihi: 04.04.2026 08:12
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.04.2026 08:14

Türkiye ekonomisi bir süredir ince bir ip üzerinde yürüyor.
Bir yanda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yönetimindeki programla enflasyonu düşürme çabası, diğer yanda ise jeopolitik risklerin giderek büyüyen gölgesi…

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları bir ayı geride bırakırken, bu gelişmenin en kırılgan noktalarından biri yine Türkiye oldu. Çünkü enerji faturası kabardıkça, bunun zincirleme etkisi doğrudan enflasyon üzerinden hissediliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun dün açıkladığı verilere göre mart ayında aylık enflasyon yüzde 1,94, yıllık enflasyon ise yüzde 30,87 olarak gerçekleşti. Beklentilerin bir miktar altında kalan bu tablo, ekonomi yönetimi açısından “kontrol altında” bir görünüm sunuyor.

Ama sahadaki gerçek daha sert.
ENAG verilerine göre mart ayında enflasyon yüzde 4,10, yıllıkta ise yüzde 54,62.

İki veri arasındaki fark bir yana, asıl mesele şu:
Vatandaşın hissettiği enflasyon hangisine daha yakın?

Çünkü kira artış oranının yüzde 32,82 olarak belirlendiği bir ortamda, 40 bin liralık bir kira bir anda 53 bin lirayı aşıyor.
Bu tablo, kâğıt üzerindeki enflasyonla hayatın gerçeği arasındaki mesafeyi açıkça ortaya koyuyor.

ŞİMŞEK’İN PROGRAMI VE KIRILGAN DENGE

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, son açıklamasında enflasyondaki gerilemeye dikkat çekerken, özellikle gıda ve hizmet enflasyonundaki düşüş eğilimini vurguluyor.

Aynı zamanda kritik bir mesaj veriyor:
“Jeopolitik gelişmelerin etkilerini sınırlamak için gerekli adımları atıyoruz.”

Bu cümle, yeni dönemin ipucunu veriyor.
Çünkü artık mesele sadece iç dinamikler değil; dışarıdan gelen her dalga, içerideki dengeleri doğrudan etkiliyor.

Şimşek’in işaret ettiği “mali alan” ve gerektiğinde devreye alınacak eşel mobil benzeri uygulamalar, olası enerji şoklarına karşı bir tampon olarak görülüyor.
Ancak o tamponun ne kadar dayanıklı olacağı, savaşın seyrine bağlı.

Nitekim bunun ilk sinyali sahada hissediliyor:
Motorinin litresi 78 liraya dayanmış durumda.
Ve yönü hâlâ belirsiz.

AKÇAY’IN UYARISI: “SADECE BUGÜNE BAKMAYIN”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Osman Cevdet Akçay ise tartışmaya farklı bir pencere açıyor.

Akçay’a göre bugünkü tabloyu anlamak için şu soruyu sormak gerekiyor:
“Bu politikalar uygulanmasaydı ne olurdu?”

Verdiği cevap oldukça çarpıcı:
“Enflasyon yüzde 150-200 bandına çıkabilirdi.”

Bu yaklaşım, ekonomi yönetiminin kendisini sonuçla değil, önlenen riskle anlattığını gösteriyor.

Ancak Akçay’ın bir başka tespiti daha var ki en az bunun kadar önemli:
“Bu sürecin zorluğunu topluma anlatmakta eksik kaldık.”

Yani teknik olarak ilerleyen bir program var ama toplumsal ikna hâlâ eksik.

ASLINDA MESELE TAM BURADA BAŞLIYOR

Kağıt üzerinde enflasyon düşüyor.
Ama gelirler aynı hızla artmıyor.

Asgari ücret yılbaşında yüzde 27 arttı Emekli maaşları yüzde 12,19 yükseldi İlk üç aylık enflasyon, emekli zammının neredeyse tamamını götürdü Asgari ücret artışının ise yarısını eritti

Yani rakamlar gerilese de alım gücü gerilemeye devam ediyor.

Önümüzde kritik bir eşik var: Temmuz ayı.

Emekliler enflasyon farkını alacak.
Peki ya asgari ücretliler?

Eğer bir ara düzenleme yapılmazsa, milyonlarca çalışan yıl sonuna kadar aynı maaşla artan fiyatlara karşı mücadele etmek zorunda kalacak.

PROGRAM İŞLİYOR, PEKİ HAYAT?

Bugün masanın iki tarafı var:

Ekonomi yönetimi açısından:
Program işliyor.

Vatandaş açısından ise soru çok daha basit:
“Benim hayatım neden kolaylaşmıyor?”

Bu iki gerçek arasındaki mesafe kapanmadıkça,
enflasyon düşse bile tartışma bitmeyecek.

Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değil.
Aynı zamanda mutfak, kira ve geçim meselesi.

Önümüzdeki aylar belirleyici olacak.
Savaşın etkisi büyürse, nisan ve mayıs enflasyonları daha sert gelebilir.

Ve o zaman yeniden aynı soruya döneceğiz:

Enflasyon gerçekten düşüyor mu…
yoksa biz sadece düşmesini mi izliyoruz?

700 YIL SONRA BURSA: BİR FETİH, BİR HAFIZA, BİR SORUMLULUK

Bursa, tarihin en kritik dönemeçlerinden birinin 700’üncü yılında yeniden kendi geçmişine bakıyor. Osmanlı’nın beylikten cihan imparatorluğuna yürüyüşünde belirleyici bir eşik olan Bursa’nın fethi, Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği etkinliklerle anılmaya başlandı.

Panorama 1326 Fetih Müzesi’nde açılan sergiyle verilen ilk mesaj ise açık: Bu şehir, kendi hafızasını yeniden diri tutmak istiyor.

Ancak Bursa’nın fethini sadece bir yıldönümü olarak görmek, bu büyük hikâyayı eksik okumak olur. Çünkü bu şehir, anlatıldığı gibi kolay alınmış bir şehir değildir. 23 yıllık bir hedefin ve yaklaşık 10 yıl süren bir kuşatmanın sonucunda kazanılmıştır.

Osman Gazi’nin kuşatma sırasında Balabanbey’den Bursa’ya bakarken dile getirdiği vasiyet ve Orhan Gazi’nin bu vasiyeti yerine getirmesi, bugün Tophane’de yan yana duran türbelerle somutlaşan bir iradenin göstergesidir.

İşte bu nedenle Bursa’nın fethi, yalnızca askeri bir başarı değil; aynı zamanda bir şehir kurma ve medeniyet inşa etme iradesidir.

Orhan Gazi, surların içine sıkışmış bir kenti almakla yetinmemiş, o kenti büyüten, geliştiren ve Balkanlara taşınacak bir şehir modelinin temelini burada atmıştır. Bugün “medeniyet” kavramı üzerinden söz söyleyen pek çok ülkenin tarihinden daha derin bir birikimden söz ediyoruz.

Dün başlayan etkinliklerin içeriği de bu yaklaşımı destekliyor. “Tablodan Mekâna” sergisiyle, Bursa’da geçen ve bugün dünyanın farklı müzelerinde sergilenen tabloların yeniden canlandırılması, tarihin sadece anlatılmadığını, aynı zamanda yeniden hissettirilmek istendiğini ortaya koyuyor.

Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ın konuşmasında özellikle vurguladığı iki başlık ise dikkat çekici: Fethin kan dökülmeden gerçekleşmiş olması ve Bursa’nın Roma’dan Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı bir medeniyet merkezi kimliği.

Bu vurgu önemlidir. Çünkü bir şehri büyük yapan yalnızca fethedilmesi değil, nasıl yönetildiği ve nasıl yaşatıldığıdır.

Programın devamına bakıldığında, yürüyüşlerden tarihi kent koşusuna, köy düğünlerinden rahvan at yarışlarına kadar uzanan geniş bir çerçeve görülüyor. Bu tablo, organizasyonun sadece bir anma programı olarak kurgulanmadığını; aynı zamanda kültürel sürekliliği canlı tutma çabası taşıdığını gösteriyor.

Ancak bütün bu çabanın ötesinde, 700’üncü yılın Bursa için ne ifade edeceği asıl belirleyici olacak. Eğer bu süreç yalnızca etkinlik takvimiyle sınırlı kalırsa, geriye hatıra fotoğrafları kalır. Ama bu yıl, kent belleğini güçlendiren ve ortak aidiyet duygusunu yeniden kuran bir dönüm noktasına dönüşürse, işte o zaman gerçek anlamını bulur.

Çünkü “700 yıldır buradayız” ifadesi, sadece geçmişe dair bir tespit değildir; aynı zamanda geleceğe yönelik bir iddiadır. Bu iddianın karşılığı ise ancak günlük hayatın içinde, şehirle kurduğumuz ilişkide ve bu mirasa gösterdiğimiz özenle ortaya çıkar.

Bursa bugün hâlâ büyüyen, değişen ve zaman zaman kimliğini tartışan bir şehir. Tam da bu yüzden bu tür yıldönümleri, yalnızca kutlama değil; aynı zamanda bir hatırlama ve kendini tartma fırsatıdır.

Ve belki de en doğru cümle şudur:
Bursa fethedilmedi sadece; Bursa inşa edildi.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.