BM Genel Kurulu’nun tarihi aylar öncesinden belliydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da New York’a gidip kürsüden tüm dünyaya sesleneceği malumdu. Ancak Genel Kurula sayılı günler kala, alıştığımız diplomatik protokollerin dışında, tam da Trump’a yakışır bir davet geldi: “Erdoğan’ı Beyaz Saray’da ağırlayacağım” mesajı sosyal medya üzerinden duyuruldu. Üstelik gündem de açık açık yazılmıştı: Boeing yolcu uçakları, F-16 ve F-35 savaş uçakları…

O dakikadan itibaren geri sayım başladı. Erdoğan da yine sosyal medyadan “dostum” diye hitap ettiği Trump ile kapsamlı görüşmelere imza atacaklarını duyurdu. Bir yanda BM kürsüsünde Gazze fotoğraflarıyla bütün dünyaya seslenen bir lider, diğer yanda Beyaz Saray’da farklı bir misafir ağırlama protokolü uygulayan ABD Başkanı…
BM Genel Kurulu’nda Trump, klasik üslubuyla İsrail yanlısı mesajlarını verirken, Erdoğan Gazze’deki insanlık dramını belgelerle dünyaya duyurdu. Ardından gelen toplantılarda ise çok dikkat çekici bir sahne yaşandı: Trump, Avrupalı liderleri karşısına dizip “başöğretmen” edasıyla konuşurken, Müslüman liderlerle yaptığı oturumda Erdoğan’ı hemen yanına oturttu.

Diplomaside bazen bir cümleden çok, tek bir fotoğraf karesi her şeyi anlatır. İşte o kare, dünya basınında da en çok kullanılan kare oldu.
BEYAZ SARAY’DA ALIŞILMADIK KARŞILAMA
Beklenen gün gelip çattığında Beyaz Saray’ın merdivenlerinde farklı bir tablo vardı. Trump, Erdoğan’ı kapıya kadar çıkarak karşıladı, görüşme bitiminde aynı şekilde uğurladı. Bakanlarla, hatta Erdoğan’ın tercümanıyla bile ayaküstü sohbet etti. Bu alışıldık bir “Beyaz Saray protokolü” değildi, belli ki Trump’ın özel ilgisinin göstergesiydi.
İçeriye girildiğinde ise ABD Başkanı sık sık övgüler yağdırdı. “Bu adama büyük saygım var” sözünü birkaç kez tekrarladı. “Suriye yaptırımlarını onun isteği üzerine kaldırdım” diyerek, Türkiye lehine attığı adımı Erdoğan’ın şahsına bağladı. Hatta “Suriye’yi alan adam” diye övgüde bulunarak bu saygısını kayda geçirdi.

Ama Trump’ın gerçek karakterini bir başka sahnede gördük: Stratejik sivil nükleer işbirliği anlaşması imzalanırken yüzündeki sevinç, emlak ofisinde yeni bir satış kapatmış tüccarın sevinci gibiydi. ABD’lilerin ona neden “Bartercı Trump” dediğini anlamak hiç de zor olmadı.
ERDOĞAN’IN EKİBİ VE “ZEKİ ADAMLAR”
Oval Ofis’teki bir başka anekdot da dikkat çekiciydi. Türk heyetine dönerek “Bu adamlar çok zeki” dedi Trump. Ardından da kıskançlığını gizleyemedi: “Bu kadar zeki olmasalardı…” diyerek. Bu noktada Türkiye’nin yetişmiş bürokrat gücünün dünya çapında geldiği seviye bir kez daha görüldü.
ESAS MESELE: EŞİT MUHATAPLIK
Bütün bu başlıkların ardından geliyoruz asıl noktaya: Boeing uçakları, F-16 veya F-35 satışı, kısa vadeli ticari meselelerdir. Önemli olan, Türkiye’nin ABD karşısında geldiği yeni konumdur. Washington artık Ankara’yı müstemleke gibi göreceği bir ülke değil, eşit muhatap olarak kabul ediyor.

Turgut Özal’ın Baba Bush ile kurduğu özel diyaloğun ardından uzun yıllar yakalayamadığımız bir ikili ilişki atmosferi yeniden doğuyor. Erdoğan da bu yeni dönemin şifresini, gelecek nesillere tam bağımsız ve müreffeh bir Türkiye bırakma kararlılığıyla özetliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da uçakta yaptığı açıklamalarda ziyaretin önemini şöyle anlatıyor:
“Washington’dan memnun ayrılıyoruz. Atılan çamurlarla kirletilemeyecek kadar güzel bir ziyaretti. Trump ile çok kapsamlı görüşmeler yaptık. Gazze’de akan kanın durması, iki devletli çözümün kalıcı barışı getireceği konusunda mutabakatımız oldu. Amerika ile ilişkilerimizi karşılıklı saygı temelinde ilerletiyoruz.”

BM kürsüsünde Filistin fotoğraflarıyla yaptığı konuşmaya da vurgu yaptı Erdoğan:
“İsrail zulmü artık yalnızlaşıyor. Çocukların çaresizliği, ellerindeki boş tencereler dünyaya büyük hakikat tokadı indirdi. Filistin davası bugün dünden çok daha biliniyor.”
Trump ise görüşme sonrası Erdoğan’a övgülerini yineledi. İkili ticaret hedefinden savunma işbirliğine, Gazze’deki ateşkes arayışına kadar geniş bir yelpazede açıklamalar yaptı. En çok akılda kalan ise “Erdoğan’a büyük saygım var” sözlerini sürekli tekrarlaması oldu.
SON SÖZ
Tablo açık: ABD ile Türkiye arasında geçmişteki bağımlılık ilişkilerinin yerini, karşılıklı saygıya dayalı yeni bir denge arayışı alıyor. Trump’ın kişisel tarzı ne kadar pragmatik ve ticari olursa olsun, Washington’daki fotoğraf karesi artık bambaşka bir Türkiye’yi anlatıyor.
Kimi bu ziyareti sadece Boeing veya F-16 meselesiyle okuyabilir. Ama asıl mesele, Türkiye’nin dünyada artık sözü dinlenen, pazarlık masasında eşit oturan bir aktör olduğunun tescil edilmesi.
Erdoğan’ın uçaktaki şu sözü aslında hem ziyaretin hem de önümüzdeki dönemin şifresini veriyor:
“Bizden sonraki nesillere tam bağımsız ve müreffeh bir Türkiye bırakmakta kararlıyız.”
İşte asıl manşet burada gizli.