Hava Durumu

Gebze’deki facia; Zemini görmeden göğe çıkıyoruz

Yazının Giriş Tarihi: 31.10.2025 08:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 31.10.2025 08:08

Gazeteciliğe başladığım ilk yıllardı. Diyarbakır’da hava eksi 26’yı görmüştü. Eski tip fotoğraf makinelerinin metal aksamı soğuktan ellerimize yapışırdı. O günlerde yaşanan bir başka soğuk gerçeği hiç unutmadım: Hicret Apartmanı’nın çöküşü.

1983 yılının Ocak ayında, Diyarbakır Şehitlik Semti’nde bir bina büyük bir gürültüyle yerle bir olmuştu. 93 kişi hayatını kaybetti.

Deprem yoktu. Sarsıntı yoktu. Sadece çürük zemin, kaçak katlar ve eksik mühendislik vardı.

Aradan tam 42 yıl geçmiş. Ama manzara değişmemiş.
Kocaeli Gebze’de 7 katlı bir bina hiçbir sarsıntı olmadan çöktü.
Aynı aileden dört can gitti. Geriye, 18 yaşında bir genç kız kaldı.

Üstelik bu kez olayın adresi 1980’lerin ruhsatsız binaları değil.
Bina 2013 yılında yapılmış, yapı denetim hizmeti almış ve ruhsatı da tam.
O yüzden bu çöküşün daha da ürkütücü bir tarafı var.

ZEMİN Mİ, SİSTEM Mİ?

Kurtarma çalışmalarında binanın kolon ve kiriş görüntülerine dikkat eden uzmanlar, betonarme yapısının zayıf görünmediğini belirtiyor. Kolonlar pürüzsüz, kirişler düzgün. Yani sorun yalnızca “yapı”da değil gibi.

Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Mehmet Yıldız’ın açıklaması bu noktada önemli:

“Yapı kaynaklı olabilir, zemin kaynaklı olabilir ya da her ikisinin birleşimi sonucu meydana gelmiş karmaşık bir durum olabilir.”

Yıldız’ın dikkat çektiği bir başka ayrıntı ise bölgedeki metro inşaatı.
Patlatma yöntemi mi, TBM yöntemi mi kullanıldı?” diye soruyor.
Zeminde killi tabaka ve kireçtaşı katmanlarıyla birlikte sismik boşlukların olabileceğini de hatırlatıyor.

Kısacası, “zemini iyi okumadan yapılan her yapı potansiyel risk taşır” diyor.

İYİ BİNA, KÖTÜ ZEMİNLE AYAKTA KALMAZ

Bu çöküş, bize bir kez daha gösteriyor ki bir binanın güvenliği yalnızca beton kalitesiyle ölçülmez.
İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Serdar Atilla Erdem de aynı noktaya parmak basıyor:

“Depremler insanları öldürmez, mühendislik hizmeti almamış binalar öldürür.
Kentsel dönüşümde öncelik, göçme riski taşıyan binalara verilmeli.”

Erdem, ayrıca İstanbul’da uygulanan ‘Yarısı Bizden’ kampanyasının Bursa’ya da getirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Haklı bir çağrı. Çünkü Bursa’nın da yapı stoğu, tıpkı Gebze gibi riskli.
Üstelik biz hâlâ “kentsel dönüşüm”ü estetik bir dönüşüm sanıyoruz.
Oysa mesele, yaşayıp yaşamama meselesi.

AYNI HATAYI KAÇ KEZ GÖMECEĞİZ?

Bir ülke düşünün…
Deprem olmadan binalar çöküyor.
Yapı denetimli binalar mezara dönüşüyor.
Odanın, belediyenin, bakanlığın uyarıları ise yıllardır aynı cümlelerle yineleniyor.

Demek ki sorun sadece mühendislikte değil.
Sorun sistemde.
Zemini bilmeden göğe çıkıyoruz.
Sonra o zemin bir gün, sabahın erken saatinde, altımızdan çekiliyor.

Ama bu tabloya sadece mühendislik gözlüğüyle bakmak da eksik olur.
Çünkü mesele teknik olduğu kadar kültürel bir meseledir.
Bu ülkede hâlâ “zemin etüdü” lafı, müteahhidin işini geciktiren bir prosedür gibi görülüyor.
Vatandaş ise zemin raporunu değil, mutfağın seramik rengini merak ediyor.
Bilincimiz, beton kadar sağlam olmalı. Yoksa mühendis ne kadar hesap yaparsa yapsın, sonuç değişmiyor.

Bir de meslek odalarına düşen görev var.
Uyarı yapmakla yetinmek değil, yerel yönetimlerle birlikte fiilen denetim mekanizmasına dahil olmak.
Her bina ruhsatı, hem inşaat hem jeoloji mühendisinin ortak imzasıyla verilmedikçe bu döngü kırılmayacak.

Çünkü bir bina, proje çizildiğinde değil; zemine ilk kazma vurulduğunda kaderini yaşamaya başlıyor.

Türkiye bir deprem ülkesi.
Ama artık mesele “deprem olursa ne olur” değil.
Deprem olmasa da çöken bir ülkede yaşıyoruz.

****

BAL VE BUÜ’NÜN GURURU

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nin bu yılki sahipleri açıklandı.
“Bilim ve Kültür” dalındaki ödül, Bursa Uludağ Üniversitesi’nin yetiştirdiği değerli akademisyen Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün’e verildi.

Bu ödül, yalnızca bir bilim insanının kişisel başarısı değil; Bursa’nın köklü eğitim geleneğinin bir yansıması aynı zamanda.
Zira Öğün Hoca’nın hayat çizgisine bakıldığında, neredeyse bütün eğitim serüveni Bursa’da geçmiş.
Ortaokuldan liseye, üniversiteden akademisyenliğe kadar tüm yolu, Bursa Anadolu Lisesi ve Uludağ Üniversitesi üzerinden şekillenmiş.

Kısacası, bu ödül aslında Bursa’nın entelektüel birikiminin tescili anlamını taşıyor.
Siyaset bilimi alanında yıllardır yaptığı çalışmalarla, düşünce dünyasına derinlik katan, entelektüel tartışmaları cesurca yönlendiren Öğün’ün bu ödülle onurlandırılması, Bursa akademi camiası için de özel bir gurur.

Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla bu gururu dile getirdi:
“Üniversitemiz emekli akademisyenlerinden Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülüne layık görülmüştür. Kıymetli hocamız başta olmak üzere ödül alan değerli sanatçı ve bilim insanlarını tebrik ediyor, ülkemize katkılarından ötürü teşekkürlerimi sunuyorum.”

Bu cümle, aslında bir rektör mesajından öte anlam taşıyor.
Çünkü Bursa Uludağ Üniversitesi’nin yetiştirdiği bir bilim insanının, ülke çapında en prestijli ödüllerden birine layık görülmesi hem akademinin hem de şehrin vizyonuna güç katıyor.

Bugün “bilim ve kültür” denince akla yalnızca teorik çalışmalar değil, topluma yön veren düşünsel cesaret de geliyor.
Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün, bu yönüyle hem düşünce dünyasına hem de Bursa’nın kültürel belleğine iz bırakmış bir isim.

Bu nedenle; BAL’ın öğrencisi, BUÜ’nün hocası olarak aldığı bu ödül, sadece bir şahsın değil, bir şehrin gururu.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.