Hava Durumu

Gemlik’in imanını kim gevretti?

Yazının Giriş Tarihi: 03.04.2026 08:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.04.2026 08:04

Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu artık inkâr edilen bir gerçek değil; ancak asıl mesele bu gerçeği kabul etmekten çok, onunla nasıl yaşadığımızdır. Çünkü Anadolu, biz unutsak bile depremi unutmuyor ve zamanı geldiğinde bu gerçeği hatırlatmakta tereddüt etmiyor. İşte tam da bu yüzden mesele sadece fay hatları değil; o fayların üzerinde kurduğumuz hayatın ne kadar sağlam olduğu.

Buradan Bursa’ya baktığımızda ise karşımıza garip bir çelişki çıkıyor. Şehir aslında neyle karşı karşıya olduğunu biliyor. Fay hatları belli, zemin yapısı yıllardır raporlarla ortaya konmuş, riskli bölgeler tek tek işaretlenmiş. Hatta olası bir depremde yaşanabilecek tabloya dair ciddi çalışmalar yapılmış durumda. Buna rağmen kentsel dönüşümün hâlâ arzu edilen hızın gerisinde kalması, ister istemez şu soruyu akla getiriyor:

Bursa gerçekten hazırlık sürecinde mi, yoksa hazırlık yaptığını mı düşünüyor?

6 Şubat felaketinin yıldönümünde Bursa Teknik Üniversitesi’nde yapılan toplantıda ortaya konan veriler, bu sorunun boşuna sorulmadığını gösteriyor. Bursa’nın riskli yapı oranı yüzde 20’ye dayanıyor. Bu sadece teknik bir veri değil; şehrin ciddi bir bölümünün potansiyel tehlike altında olduğunu anlatan açık bir uyarı.

Daha çarpıcı olan ise BTÜ Deprem Araştırma Merkezi Müdürü Eyübhan Avcı’nın Bursa’nın zeminini Hatay ile benzeştirmesi. Gemlik ve Mudanya’nın İskenderun’a, ova kesimlerinin Hatay’a benzetilmesi, aslında yıllardır konuşulan ama tam anlamıyla yüzleşilmeyen bir gerçeği yeniden önümüze koyuyor.

Yani sorun bilinmezlik değil, hareketsizlik.

Bu tablonun en hassas noktalarından biri ise hiç kuşkusuz Gemlik. Yarım asrı aşan bir süredir Gemlik’te yaşayan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:

Bu ilçede deprem sadece bilimsel bir konu değil, aynı zamanda psikolojik bir gündem. Büyük Marmara depremi öncesinde tüm gözlerin Gemlik fayı üzerine çevrildiğini, Japon uzmanların sismik cihazlarını İznik ve Gemlik hattına yerleştirdiğini hatırlıyoruz. Ancak deprem beklenen yerde değil, daha kuzeyde gerçekleşti.

1999 sonrası süreçte dönemin Gemlik Belediye Başkanı Mehmet Turgut’un davetiyle ilçeye gelen merhum Aykut Barka ile yapılan değerlendirmeler de hafızalarda. Geyve-İznik-Gemlik hattındaki enerjinin büyük ölçüde boşaldığı yönündeki tespitler, o gün için bir nebze rahatlama yaratmıştı. Ancak bu örnek bile tek başına şu gerçeği ortaya koyuyor: Deprem sadece bilim değil, aynı zamanda belirsizliktir.

Dün ise Gemlik yeniden gündemdeydi.

Bu kez açıklamalarıyla dikkat çeken isim isabetli tahminleri nedeniyle deprem kahini olarak nitelendirilen Prof. Dr. Şener Üşümezsoy oldu.

Bir yakınını ziyaret için geldiği İznik’te yaptığı değerlendirmelerde, özellikle Marmara ve Gemlik üzerine ortaya koyduğu görüşler, uzun süredir kamuoyunda yer eden büyük deprem senaryolarına itiraz niteliği taşıyor.

Marmara’da 8 büyüklüğünde bir deprem için yaklaşık 500 kilometrelik bir fayın kırılması gerektiğini, oysa bölgenin toplam uzunluğunun bunun çok altında kaldığını vurguluyor.

Ancak asıl dikkat çeken bölüm, Gemlik’e ilişkin sözleri… Üşümezsoy’un ifadesiyle, “Gemlik’in imanını gevrettiler.”

Yani yıllardır dile getirilen büyük deprem senaryolarının, bilimsel zeminden çok algı üzerinden şekillendiğini savunuyor. Ona göre bölgede yaşanan sarsıntılar büyük fay kırılmalarından değil, küçük ölçekli fay hareketlerinden kaynaklanıyor ve bu hareketlilik büyük bir yıkım üretme potansiyeli taşımıyor.

Tam da bu noktada durup düşünmek gerekiyor:

Gerçekten Gemlik’in imanını kim gevretti?

Korkuyu sürekli diri tutanlar mı, yoksa bugün çıkıp “o kadar da değil” diyenler mi?

Çünkü Türkiye’de deprem meselesi çoğu zaman iki uç arasında sıkışıp kalıyor. Bir yanda felaket senaryolarıyla toplumu sürekli tedirgin eden bir dil, diğer yanda ise riskleri küçümseyerek rehavete kapı aralayan bir yaklaşım var.

Oysa gerçek, bu iki uç arasında bir yerde duruyor ve asıl tehlike de tam burada başlıyor: Tartışmaların eylemsizliğe dönüşmesi.

Bugün Bursa’nın önündeki asıl mesele, deprem olup olmayacağı değil; deprem olduğunda nasıl bir tabloyla karşılaşılacağıdır.

Ve bu sorunun cevabı, bilim insanlarının farklı görüşlerinden çok, bizim attığımız ya da atmadığımız adımlarda gizli. Şimdi daha net sormak gerekiyor:

Eğer bazı bilim insanları “risk o kadar büyük değil” diyorsa, bu Bursa’da dönüşümün yavaşlamasına gerekçe olabilir mi? Yoksa tam tersine, “hazır elimizde zaman varken” diyerek süreci hızlandırmamız mı gerekir?

Bu soruya verilecek cevap aslında Bursa’nın kaderini belirleyecek.

Çünkü zaman geçtikçe risk azalmıyor, sadece müdahale etme imkânı daralıyor. İşte tam da bu yüzden, bugün yapılan her tartışmanın sonunda aynı yere geliyoruz: Hazırlık yapılmadığı sürece hiçbir bilimsel görüş tek başına güvence değildir.

Meseleyi Marmara Denizi ölçeğinde düşündüğümüzde ise tablo daha da büyüyor. Bu bölge, Türkiye’nin en yoğun nüfusunu ve ekonomik merkezlerini barındırıyor. İstanbul, Bursa, Kocaeli hattı sadece bir coğrafya değil; aynı zamanda ülkenin üretim gücü. Bu nedenle burada yaşanacak bir deprem, yalnızca yerel bir afet değil, doğrudan ülke meselesidir.

Bu yüzden tartışmalar ne yönde olursa olsun değişmeyen bir gerçek var:
Risk ortadan kalkmıyor, sadece biz onunla nasıl yüzleşeceğimizi erteliyoruz.

Sonuç olarak Gemlik için yapılan açıklamalar bir nebze nefes aldırabilir. Bursa için ortaya konan veriler ise uyarı niteliğini koruyor. Marmara genelinde ise belirsizlik hâlâ en güçlü gerçek olarak karşımızda duruyor. Ancak bütün bu tartışmaların ortasında, gözden kaçırılmaması gereken bir başka gerçek daha var:

Rahatlatan sözler de korkutan senaryolar da geçici…
Kalıcı olan tek şey, alınan ya da alınmayan önlemler.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.