Hava Durumu

Gözlem Kulesi İstanbul’dan yükseliyor: Bursa’nın sözü Türkiye’ye

Yazının Giriş Tarihi: 23.03.2026 08:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.03.2026 08:12

Gazetecilik bazen bulunduğun yerle sınırlıdır, bazen de bulunduğun yerden taşar…

İşte biz, Bursa Hakimiyet olarak o eşiği geçtik.

Uzun süredir dijital medyada önemli bir karşılık bulan Gözlem Kulesi, artık sadece Bursa’nın değil, Türkiye’nin gündemini belirleyen isimlerin de adresi haline geliyor. Bunun ilk adımını da İstanbul’da attık.

18 Mart günü, İstanbul’daki stüdyomuzda gerçekleştirdiğimiz çekimle birlikte programımız yeni bir evreye girdi.

Yanımızda Yazı İşleri Müdürümüz Coşkun Saitoğlu, editörümüz Burak Acar ve muhabirimiz Ceren Sümbül vardı.

Ama asıl mesele ekip değil…

Asıl mesele, Bursa merkezli bir yayın organının İstanbul’dan Türkiye’ye seslenmeye başlaması.

İlk konuğumuz da bu yeni dönemin ağırlığına yakışır bir isimdi: Prof. Dr. Ersan Şen.

“GÜÇ MÜ, HUKUK MU?” SORUSUNDAN BURSA’YA…

Program boyunca uluslararası hukuktan iç siyasete, ekonomiden seçim dinamiklerine kadar birçok başlığı konuştuk.
Ama dikkatimi çeken bir şey vardı:

Sorular ne kadar sert olursa olsun, cevaplar dönüp dolaşıp aynı yere geliyordu: Adalet ve denge.

Şen, dünyada terazinin artık güçten yana ağır bastığını açık açık söyledi.
Ama Türkiye söz konusu olduğunda, cümlelerini daha dikkatli kurdu.

“Söz değil, icraat zamanı” derken aslında sadece dış politikaya değil, içerideki beklentiye de işaret ediyordu.

Tam bu noktada kritik bir başlık daha açıldı:
“İsrail Türkiye’ye saldırır mı?”

Şen bu soruya net bir çerçeve çizdi.
İsrail’in böyle bir adım atmasının kolay olmadığını, Türkiye’nin caydırıcılığının hafife alınamayacağını vurguladı.
Hatta daha ileri giderek, Türk milletinin böyle bir tehdide “pabuç bırakmayacağını” ifade etti.

Bu cümle sadece bir güvenlik değerlendirmesi değil…
Aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel konumuna dair bir hatırlatma.

Yani mesele sadece askeri güç değil,
tarih, refleks ve toplumsal direnç meselesi.

Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili söyledikleri de önemliydi.
“86 milyonla kimlik siyaseti yapmadan çözüm mümkündür” cümlesi, belki de programın en kritik notuydu.

Bu cümleyi bir kenara yazın.
Çünkü bu ülkede mesele çoğu zaman çözüm değil,
nasıl anlatıldığıdır.

VE MESELE BURSA OLUNCA…

Programın en samimi, en filtresiz bölümü ise Bursa sorusuydu.

“Sanayi mi, göç mü, kaçırılan fırsatlar mı?” diye sordum.
Cevap netti:

“Hepsi… Ama en çok vatan toprağı.”

İşte burada durmak lazım.

Çünkü Bursa’yı anlatan yüzlerce tanım yapılmıştır ama
“vatan toprağı” ifadesi, bu şehrin ruhunu en kısa anlatan cümlelerden biridir.

Şen’in altını çizdiği bir başka nokta daha var:
Bursa’nın “milliyetçi” olduğu… ama bizim anladığımız anlamda.

Yani sloganla değil, aidiyetle…
Gürültüyle değil, hafızayla…

Bugün Bursa’nın en büyük gücü de tam olarak bu değil mi zaten?

Sanayi var…
Göç var…
Plansızlık tartışmaları var…

Ama hepsinin üstünde bir şey var:
Bu şehrin “memleket duygusu.”

BURSASPOR PARANTEZİ: BİR ŞEHİRDEN FAZLASI

Konu Bursaspor’a gelince Şen’in tonu değişti.
Bir hukukçu gibi değil, adeta bir taraftar refleksiyle konuştu:

“Bursaspor Süper Lig’in olmazsa olmazıdır.”

Bu cümle sadece bir temenni değil,
aynı zamanda güçlü bir tespit.

Çünkü Bursaspor dediğiniz şey, sadece bir kulüp değildir.
Bir şehrin kendini ifade etme biçimidir.

Bugün yaşanan sıkıntılar, düşüşler, tartışmalar…
Hepsi gelip geçer.
Ama o yeşil-beyaz hafıza kalır.

Şen’in “geç bile kalındı” vurgusu da aslında Bursa’nın içinden yükselen bir sitemin dışa vurumudur.

Peki taraftara bakışı?

Bu soruya da fakatsız, amasız yanıt verdi:

“Bursa şampiyonluk takımıdır. Simgedir. Türkiye’nin simgesidir. Süper Lig’in olmazsa olmazıdır.
Bursa bizim gönlümüzü şuradan fethetmiştir. Biz kafatası milliyetçisi değiliz. Ama ay-yıldızlı bayrağı çıkarıp dalgalandırdığı zaman, kendisini, vatanını, milletini eleştirenlere cevabını verdiğinde birileri rahatsız oluyorsa varsın olsunlar.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 81 vilayetinin her yeri vatan toprağıdır. Biz kimsenin derdini kaşımıyoruz, kimseyi kışkırtmıyoruz. Ama herkes bu vatan toprağında sevgisini gösterecek.”

İSTANBUL’DAN YAYIN, BURSA’DAN BAKIŞ

Şimdi asıl meseleye gelelim…

Biz neden İstanbul’a gittik?

Çünkü Türkiye’de gündem hâlâ büyük ölçüde İstanbul’dan şekilleniyor.
Ama bu, Anadolu’nun susacağı anlamına gelmez.

Tam tersine…
Artık Bursa konuşacak.
Ama İstanbul’dan da konuşacak.

Gözlem Kulesi’nin İstanbul çekimleri tam olarak bu yüzden önemli.
Bu sadece bir “stüdyo değişikliği” değil.

Bu, Bursa’nın sözünü büyütme hamlesidir.

Ersan Şen programı bize şunu gösterdi:

Türkiye’de tartışmalar sertleşiyor… Kutuplaşma artıyor…Ekonomi konuşuluyor…
Güvenlik öne çıkıyor…

Ama bütün bu başlıkların ortasında hâlâ aynı ihtiyaç duruyor:

Adalet, denge ve samimiyet.

Ve bir de şehirler var…

Kimi konuşuyor, kimi susuyor…
Kimi kendini anlatıyor, kimi anlatamıyor…

Bursa ise uzun süredir şunu söylüyor:

“Ben buradayım.”

Şimdi o sesi biraz daha yukarı taşıma zamanı.

Gözlem Kulesi artık sadece Bursa’dan değil, İstanbul’dan da bakıyor.

Ama gördüğü şey değişmiyor:

Bu ülkenin hikâyesi, hâlâ şehirlerde yazılıyor.

Son not:

Programın tamamını Bursa Hakimiyet’in YouTube kanalından izleyebilir, geniş özetini gazetemiz sayfalarında bulabilirsiniz.

Şen’in İran gerilimi, İmamoğlu davası ve “terörsüz Türkiye” mesajları ise ayrıca dikkatle okunmalı.

ERDAL ABİ GİTTİ… BURSA’NIN SESİ EKSİLDİ

Bu bayram bizim için biraz hüzünlü geçti.

Bursa, kendi hafızasından bir sayfayı sessizce koparıp uğurladı.

Bursa Hakimiyet’in kuruluşuna tanıklık eden, o ilk matbaa kokusunu içine çeken, rotatifin başında heyecanı iliklerine kadar yaşayan bir isimdi Erdal Özdür.

Onun Bursa Hakimiyet’in 52’inci yıldönümü için kaleme aldığı yazıda anlattığı gibi; “beraber yürüdük biz bu yollarda…” sadece bir şarkı değil, bir meslek ömrünün özeti gibiydi.

Çünkü o gerçekten bu şehirle birlikte yürüdü.

Yarım asrı aşan gazetecilik hayatında; yangından seçime, sokaktan salona kadar Bursa’nın nabzını tuttu. Ama onu farklı kılan sadece gördükleri değildi.

Onu Erdal Abi yapan, duyduklarını sahiplenmesiydi.

“Vatandaş Hattı – Erdal Abi” köşesi boşuna bu kadar benimsendi sanılmasın.
Bursalı bir derdini anlatırken, karşısında bir gazeteci değil, “abi” buldu.

Şikâyetleri büyütmeden yazdı,
Ama küçültmeden de ilgilisine ulaştırdı.
Kırmadan, dökmeden…
Ama mutlaka sonuç alacak bir incelikle…

Bugün dönüp baktığımızda, aslında onun yaptığı şey çok net:
Şehir ile yönetim arasında görünmeyen bir köprü kurmak.

Erdal Abi’nin 52. yıl yazısındaki satırlar, şimdi daha başka okunuyor.
Rotatifin başındaki o heyecan, Bursa’nın kurtuluş gününe karışan coşku,
“küçük Bab-ı Ali” vurgusu…

Hepsi bir gazetecinin değil,
Bir şehrin yaşayan hafızasının cümleleriydi.

Ve o hafıza, son yazısını da yine bayram dolayısıyla Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin yayınladığı gazete için kaleme aldı.
“Para parra parrra…” diye başlayıp, belediyelerin yükünü, vatandaşın derdini anlatırken bile
umudu elden bırakmayan bir üslup…

İşte Erdal Abi buydu.
Eleştirirdi ama yıkmazdı.
Uyarırdı ama kırmazdı.
Yazardı ama insanı unutmadan yazardı.

Şimdi Bursa Hakimiyet’te bir köşe eksik değil sadece…
Bir ses eksik. Bir üslup eksik. Bir denge eksik.

Ama daha önemlisi;
Her telefonda “abi bir bakar mısın?” diyenlerin,
Artık o güvenle arayacağı bir numara eksik.

Gazetecilikte bazı insanlar haber yazar,
Bazıları iz bırakır.

Erdal Abi iz bırakanlardandı.

Ve geriye sadece yazılar değil,
Bir meslek ahlakı,
Bir şehir sevgisi,
Bir de omuzda taşınan o görünmez “abi apoleti” bıraktı.

Allah rahmet eylesin…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.