Bursa’nın gündemine yıllardır girip çıkan, konuşulup sonra bir kenara bırakılan başlıklardan biridir Güney Çevre Yolu. Aslında yeni bir proje değil; ilk kez, geçmişte bakanlık görevlerinde bulunan ve bugün AK Parti Artvin Milletvekili olan Faruk Çelik tarafından yüksek sesle dile getirildi, ardından farklı dönemlerde siyasetçilerin, belediye başkanlarının ve meslek odalarının ajandasında yer aldı. Ancak Bursa büyüdü, araç sayısı arttı, kent doğu-batı aksında daha da uzadı; buna rağmen Güney Çevre Yolu her seferinde kâğıt üzerinde kaldı.

Son olarak Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, 2026 yılının ilk aylık basın toplantısında ulaşım başlığını anlatırken bu projeyi yeniden gündeme taşıdı. Harita Mühendisleri Odası’nın çalışmasına atıf yapan Bozbey, güzergâhın Çalı’dan Görükle Kavşağı’na kadar uzatılmasının daha doğru olacağını belirtirken, yaklaşık 1 milyar dolara yaklaşan maliyet nedeniyle belediye imkânlarıyla bunun zor olduğunu açıkça ifade etti ve hükümete destek çağrısı yaptı. Bu açıklama, Güney Çevre Yolu’nun artık yalnızca teknik bir konu değil, aynı zamanda siyasi bir irade meselesi hâline geldiğini de ortaya koydu.
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Bursa Şubesi’nin önerdiği projeye göre Güney Çevre Yolu, toplam 27 kilometrelik bir hat olarak planlanıyor; bunun 18 kilometresi tünel, kalan bölümü ise açık yol ve viyadüklerden oluşuyor. Projede 9 adet çift tüp tünel, 4 viyadük ve 14 farklı seviyeli kavşak yer alıyor. Tasarım hızı 70 kilometre, seyahat süresi yaklaşık 23 dakika olarak hesaplanırken, maliyet kalemi de 941,7 milyon dolar seviyesinde.

İşte tam da bu noktada, daha önce yazdığım köşe yazısını bu kez bir reels videosuyla anlatmayı tercih ettim; projeyi sadeleştirdim, HKMO’nun hazırladığı harita üzerinde gösterdim, maliyeti söyledim ve “neden şimdi” sorusunu ortaya koydum. Video kısa sürede yaklaşık 190 bin kişiye ulaştı. Gönderinin istatistiklerine baktığımda, izleyenlerin yaklaşık yüzde 90’ının Bursa’daki kullanıcılardan oluştuğunu da özellikle not etmek gerekiyor. Ancak asıl dikkat çekici olan izlenme sayısından çok, altına gelen yorumlardı. Çünkü Bursa bu kez gerçekten konuşuyordu.

BİR YOL ANLATIMI, ŞEHİR SORUNLARINI KALEME ALDI
Yorumları okudukça şunu net biçimde gördüm: Güney Çevre Yolu artık yalnızca bir ulaşım projesi olarak algılanmıyor; Bursa’nın nasıl bir şehir olmak istediğine dair daha büyük bir tartışmanın sembolüne dönüşmüş durumda.
Bir kesim, kentin artık taşıma kapasitesini zorladığını, yeni akslar açılmadan bu trafiğin rahatlamasının mümkün olmadığını savunurken; başka bir kesim ise yol yapmanın sorunu çözmeyeceğini, aksine yeni sorunlar doğuracağını dile getiriyor. “Bursa Türkiye’nin en büyük köyü oldu” diyen de var, “2050’de biter” diyerek sürece olan güvensizliğini ortaya koyan da… “Bir dağımız vardı, ona da yol yapıyorsunuz” diye tepki gösterenler ise meselenin yalnızca trafik değil, doğa ve siluet boyutuna işaret ediyor.
Bu itirazları hafife almak mümkün değil. Çünkü bunlar masa başında üretilmiş cümleler değil; sabah Acemler’de Bursaray bekleyen, akşam İzmir Yolu’nda trafikle boğuşan, Nilüfer’den Yıldırım’a geçerken zaman kaybeden insanların birikmiş tepkileri.
Dikkatle bakıldığında, itirazların ortak bir zeminde buluştuğu görülüyor. Kimse “hiçbir şey yapılmasın” demiyor. Asıl soru şu: Bursa neyi önceleyecek?
Yeni yollar mı, raylı sistem mi, nüfusun dengelenmesi mi, sanayi ile yerleşim alanlarının ayrıştırılması mı, yoksa hepsini birlikte ele alan bütüncül bir planlama anlayışı mı?

Şehir Plancılar Odası Bursa eski Şube Başkanı Murat İlkme’nin değerlendirmeleri bu noktada tartışmaya önemli bir derinlik kazandırıyor. İlkme, araç odaklı ulaşım çözümlerinin kentin var olan sorunlarını çözmek yerine yeni düğümler üretebileceğine dikkat çekerken; Uludağ yamaçlarına taşınacak trafiğin ekosistem, karbon salınımı, vadi geçişleri ve kentin silueti üzerinde geri dönüşü zor etkiler yaratabileceğini vurguluyor. Ve şu cümleyi özellikle not düşüyor:
“Uludağ’ın siluetine faça atmamak lazım.”
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, Güney Çevre Yolu’nu 2050 Bursa Çevre Düzeni Planı kapsamında stratejik bir yatırım olarak değerlendiriyor ve bugünden ayrılmayan koridorların yarın çok daha ağır kamulaştırma ve yıkım maliyetleri doğuracağını savunuyor. Şehir plancıları ise merkez ilçelerde planı olduğu hâlde imar uygulamaları yapılamadığı için hayata geçirilemeyen yolları ve çözülemeyen iç düğümleri hatırlatıyor.
Bu nedenle soruyu doğru sormak gerekiyor: Kent içindeki sorunlar çözülmeden, kentin çevresine yeni bir halka eklemek doğru bir öncelik mi?
Güney Çevre Yolu artık sadece bir yol projesi değil; Bursa’nın geleceğine dair bir karar eşiği. Fay hatları, doğa, siluet, nüfus, raylı sistem ve kentsel dönüşüm birlikte ele alınmadan verilecek her karar, ileride yeni tartışmaların kapısını aralayacaktır.
Bursa’nın ihtiyacı ne “ben yaptım oldu” anlayışı ne de refleks itirazlar.
Bursa’nın ihtiyacı bilimle, veriye dayalı ve ortak akılla şekillenmiş bir yol haritası.

Ve görünen o ki bu kez şehir sessiz değil.
Ama bir de şu gerçek var: Bursa artık ulaşımda vizyon projelere ihtiyaç duyan bir metropol. İstanbul’u düşünün; üç köprü, bir de Boğaz’ın altından geçen Marmaray… Hepsi dev ölçekli ulaşım projeleri. Önce Bursalıların bu tür projelere inanması, ardından bu inancın Ankara üzerinde bir baskıya dönüşmesi gerekiyor. Aksi hâlde ortaya atılan her projeyi eleştirmek, en kolay yol olmaya devam eder.
Şimdi herkes aynı sorunun cevabını bekliyor:
Bu yankı, karar vericilere ulaşacak mı?
Benim asıl merak ettiğim ise şu: Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in, son basın toplantısında 2 Mart’ta ihalesinin yapılacağını açıkladığı Bursa 2050 Ulaşım Master Planı’nda Güney Çevre Yolu yer alacak mı?
Çünkü bu plan yalnızca bir ulaşım belgesi değil; elde edilen veriler ve öngörülerle birlikte 1/100 binlik Çevre Düzeni Planı’nı, yani Bursa’nın kent anayasasını belirleyecek kadar kritik bir çalışma.