Bursa’nın ulaşım hafızasında hep aynı cümle dolaşır durur: “Raylı sistem olacak ama ne zaman?”
Bu soru, yıllardır sadece bir ulaşım talebi değil, biraz da şehrin Ankara’ya olan mesafe duygusunun ifadesiydi.
Bursa, uzun zamandır hızlı treni bekliyor.
Temeli 2012’de atılan, 2016’da bitirilmesi planlanan Yüksek Hızlı Tren projesi; ihale iptalleri, finansman sorunları ve takvim değişiklikleri nedeniyle bir türlü hedeflenen noktaya gelemedi. Her yeni tarih, bir öncekini unutturdu. Her umut, bir sonrakine ertelendi.
Sonra tablo değişti.
Yurt dışı finansmanının sağlanmasıyla birlikte şantiyelerde ciddi bir hareket başladı. Hatta yeni ihaleyle hattın Bandırma’ya kadar uzatılması, yaşanan gecikmenin adeta telafisi gibi görüldü. Bursa için bu sadece bir ulaşım hattı değil, Marmara ile kurulan yeni bir bağ anlamına geliyor.
Son dönemde hem Ankara’dan hem de sahadan gelen açıklamalar bu kez farklı bir hava oluşturuyor.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun, TBMM’deki bütçe görüşmelerinde ve geçtiğimiz ay İnegöl Giriş Kavşağı açılışında kurduğu şu cümle önemliydi:
“Önümüzdeki yıl Bursa’mıza YHT ile seyahat edeceğiz.”

Aynı konuşmada Bursa–Bandırma hattının 2028’de tamamlanacağını açıklaması ve projenin yakından takip edildiğini özellikle vurgulaması, beklentiyi güçlendirdi.
Dün de şantiyelerden gelen fotoğraflar bunu destekledi.
Balat’ta inşa edilen Hızlı Tren Garı hızla yükselmiş durumda. Gürsu ve Yenişehir Havaalanı istasyonları neredeyse bitmiş durumda. Rayların döşendiği, tünellerin büyük ölçüde tamamlandığı görülüyor. Takvim biraz revize edilse de 2026’da hızlı trenle seyahatin başlaması artık daha somut bir hedef gibi duruyor.

Bu gelişme, Bursa için sadece bir ulaşım kolaylığı değil.
Yıllardır dile getirilen “Ankara’ya en uzak büyük şehir” algısını da önemli ölçüde kıracak bir adım. Zaman kısaldıkça mesafe de kısalacak.
Bu noktada bir parantez açmadan geçmek zor.
Çünkü bu hikâyenin bir de buruk tarafı var.
Demiryolu sevdalısı Kemal Demirel…
22 ve 23’üncü dönem Bursa Milletvekili, üç yıl önce aramızdan ayrıldı. 1973’te CHP Gençlik Kolları’nda başlayan siyasi yolculuğunda ilçe başkanlığı, il başkanlığı ve milletvekilliği yaptı. Ama son 27 yılının en büyük meselesi, Bursa’ya demiryolunun gelmesiydi.
Bu uğurda binlerce kilometre yürüdü, kampanyalarda en önde yer aldı.
O kadar ki kamuoyunda “Çuf Çuf Kemal” diye anılır oldu.
Hızlı trenin 2012’de temeli atıldığında yaşadığı sevinç, belki de mücadelesinin en anlamlı anlarından biriydi.
Ne yazık ki bu noktayı göremedi.
Ölüm döşeğinde bile aklındaki soru aynıydı: “Bu tren ne zaman bitecek?”
Bugün Balat’taki gar yükselirken, raylar tamamlanırken, verilen tarihler daha netleşirken; Bursa bir hayalini adım adım gerçeğe dönüştürüyor.
Keşke Kemal Demirel de bu fotoğrafları görebilseydi.
Ama belki de en çok bunu isterdi:
Bu kez gerçekten olacak galiba…

YENİŞEHİR LOJİSTİK ÜSSÜ OLACAK
Tam hızlı trenle ilgili ilerlemeyi yazarken Yenişehir’den bir haber geldi.
2026’da hizmete girmesi planlanan hızlı trenle birlikte Yenişehir, sadece bir durak değil, yeni bir fonksiyon kazanıyor. AK Parti Yenişehir İlçe Başkanı Mehmet İleri, ilçede iki istasyonun konumlandırılacağını, hem yolcu hem de yük taşımacılığının yapılacağını açıkladı. Sahadaki çalışmalara bakıldığında müteahhit firmanın temposunu artırdığı, bazı kesimlerde elektrik hatlarının çekildiği ve test sürüşleri için hazırlıkların başladığı görülüyor.
Yenişehir’i asıl öne çıkaran nokta ise projenin lojistik boyutu.
İleri’nin verdiği bilgilere göre, havaalanı istasyonu ve özel sektör taşımacılığına yönelik altyapı ile birlikte ilçe, Türkiye’de nadir örneklerden biri olacak. Aynı hat üzerinde hem insan hem yük taşımacılığının yapılması, Yenişehir’i bölgesel bir merkez haline getirecek. Hızlı tren, bu yönüyle sadece Bursa’nın ulaşım sorununa değil, Yenişehir’in ekonomik geleceğine de doğrudan etki edecek gibi görünüyor.
SETBAŞI’NDA TAŞ YERİNDEN OYNADI, TARTIŞMA BÜYÜDÜ
Bursa son bir aydır Setbaşı Köprüsü’nde Karayolları Müdürlüğü’nün yaptığı çalışmaları konuşuyor. Kimi “yenilendi” diyor, kimi “ruhu kayboldu” …
Zemin ve korkuluklarda yapılan değişiklikler, yalnızca estetik bir tartışmanın ötesine geçti; iş, hukuka ve koruma ilkelerine dayandı. Tartışmanın Mimarlar Odası Bursa Şubesi’nin yaptığı net ve sert açıklama ile yeni bir boyut kazandı.

Oda’nın tespiti açık: Yapılan uygulamalar onaylı projeye aykırı. Daha da önemlisi, Koruma Kurulu onayı olmadan müdahale yapıldığı iddia ediliyor. 2863 sayılı yasa ortadayken, tescilli bir kültür varlığında “oldu-bitti” ile atılan her adım, yalnızca taşları değil, kentin belleğini de yerinden oynatıyor.

Açıklamada altı çizilen bir başka mesele ise uygulama sırasında projeden sapılması. Zemin kaplamasının tamamen değiştirilmesiyle görsel sürekliliğin kaybolduğu, yeni taşların kayganlığı nedeniyle vatandaşlardan şikâyet geldiği ifade ediliyor. Korkuluklar keza… Onaylı projede olmayan detaylar, bugün köprünün üzerinde karşımıza çıkıyor. Yaya ve taşıt ayrımını belirleyen bordürün ortadan kalkması ise güvenlik tartışmasını beraberinde getiriyor.
Setbaşı Köprüsü sıradan bir geçiş noktası değil. Bursa’nın tarihî aksı üzerinde, hafızası olan bir yapı. Uluslararası restorasyon ilkeleri; minimum müdahaleyi, özgün malzemenin korunmasını ve belgeye dayalı onarımı esas alıyor. Mimarlar Odası’na göre mevcut uygulama bu ilkelerle bağdaşmıyor ve geri dönülmez bir kimlik kaybı riski taşıyor.

Talep de net: Uygulama derhal durdurulmalı, yerinde tespit yapılmalı, gerekirse köprü eski hâline döndürülmeli. Üstelik bu süreç şeffaf yürütülmeli; meslek odaları, uzmanlar ve kamu dışarıda bırakılmamalı.
Bursa’nın meselesi yalnızca bir köprünün zemini değil. Mesele, tarihî yapılarla kurduğumuz ilişki. Yenilemek mi, korumak mı? Asıl soru bu. Setbaşı’ndaki tartışma da bize şunu hatırlatıyor: Kültürel mirasta hız değil, usul; görüntü değil, ilke belirleyici olmalı.