Namık GÖZ

Namık GÖZ

namikgoz@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
İnsanlığın korona ile zorlu sınavı
28 Mart 2020 Cumartesi, 07:58

İnsanoğlu böylesine büyük bir salgını en son 100 yıl önce İspanyol gribi döneminde yaşamıştı. Aradan geçen süre içinde nesillerin bağlantısı kesildi. Bilgi aktarımı ancak yazılı kaynaklardan gerçekleşebiliyor.

O yüzden insanoğlu salgında nasıl davranacağını bilemiyor. Nesiller arası bilgi aktarımı 20-30 yıllık sürelerde gerçekleşiyor. Örneğin Marmara Depremi sonrası edinilen deneyim anne baba veya daha büyükler tarafından anlatılabiliyor. Salgın hafızamız silinmiş maalesef...

Belki de o yüzden salgınla ilgili uyarılar kulak arkası ediliyor. İnsanlar hala dışarda hiç bir şey olmamış gibi dolaşmaya devam ediyor. İşin tadını kaçıranlar bile var. Hamamı kahveye çeviren mi deseniz, gece kulübünü açanı mı?

İnsanlık can derdine düşmüşken bir de bu işten voli vurmak için her türlü sahtekarlığı yapanlara ne demeli. Fiyatları yükseltmekten vaz geçtim. Sahte dezenfektan üretmek nedir?

Bir başka konu işin devletler düzeyine kadar ulaştığını gösteriyor. Üç gün önce Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Çin'den hızlı test ithal edileceğini ve ilk partide 50 bin hızlı test göndereceğini duyunca sevinmiştik. Çünkü Güney Kore, salgının kontrol altına alınmasını test sayısını arttırarak sağlamıştı.

Geçen akşam televizyona çıkan Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara'nın Çin'den gelen hızlı testlerle ilgili açıklaması tüyleri diken diken edecek cinstendi.

Çin'den gelen test, hızlı ancak güvenilir olmadığı için kullanılmamasına karar verilmiş. Çin'in testleri halk arasındaki deyimle Çin malı çıkmıştı. Meğer bizden önce İspanyollar da aynı yanılgıya düşmüşler. Sonra Çekya farkına varmış.

İnsanlık koronavirüsle zorlu bir sınav veriyor. Bir bakıma virüs insanlığımızı da test ediyor. Ergeç salgın sona erecek ama bizim bundan ne dersler çıkarıp, gelecek nesillere aktaracağımız önemli.

***

'Biz de yaparız' dediler ve başardılar

Müjdeli haberi Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Saim Kılavuz sosyal medya hesabından duyurdu: Akademisyenler ve sanayi işbirliği sonucu üretilen yüz koruyucu maskeler üniversite hastanesinde kullanılmaya başlandı.

Paylaşımı okuyunca hemen üniversite basın bürosunda görev yapan Barış Gülkaya'yı arayıp ayrıntılarını sordum. O da benim için araştırıp öğrendi.

İtalyanların zor da kalınca 3D printerle oksijen maskesi valfi üretmelerinin bir benzeri aslında.

Uludağ Üniversitesi Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burhan Coşkun, Covid-19 pandemisi ile ilgili araştırmaları sırasında üyesi bulunduğu

Translasyonel Tıp grubunda Çekya'da 3D yazıcı ile üretilen tıbbı siperi görür. Hemen daha önce birlikte proje yürüttükleri Açık Atölye'den Gökhan Zingil'e konuyu aktarır. Zıngıl da açık kod uygulamasından 3D baskısını alır. Şeffaf kısmının lazer kesimi ise hafta sonu kapalı olmasına rağmen ricayı kırmayan bir işletmede yapılır. Ürün kullanıma uygun ve hazırdır.

Türkiye'de ilk kez 3D yazıcıdan elde edilen tıbbı siperlik ile ilgili bilgiler sosyal medyada kurulan 3D destek grupla da paylaşılır.

Projenin aktarıldığı Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Barbaros Oral ve Rektör Prof. Dr. Ahmet Saim Kılavuz destek verince çalışma genişletilir.

Bursa'da 3D printer sahibi gönüller ve şirketler bir araya gelerek üretime destek verir. 133 gönüllünün günlük üretim kapasitesi 300'e ulaşır. Üretilen parçaların montajı da BUSGEM'de gerçekleştirilir.

Tıbbi siper üretimine ayrıca BTSO ve Nilüfer Belediyesi de maddi katkı sağlar. Önümüzdeki günlerde üretilen Sağlık Müdürlüğü'ne ulaştırılarak ihtiyacı olan birimlere dağıtılacak.

İlerisi için de planlama yapılıyor. Siperlik maske seri üretimini enjeksiyon kalıp yatırımını üstelenen Demo Plastik yapacak ve tüm Türkiye'nin ihtiyacı karşılanmış olacak.

'Biz de yaparız' dediler ve başardılar.... Emeği geçen herkesi kutluyorum.

Sertaslan'dan örnek davranış

Bu zor günlerde en önemli konulardan biri de toplumsal dayanışma. Türkiye bu konuda örnek ülkelerden biri. Türkiye içindeki gelişmeler için söylemiyorum. İsmini bile bilmediğimiz ülkelerde insanlar bir felakete uğradığında yardıma koşuyoruz.

Salgın da toplumun dar gelirli kesimini olumsuz yönde etkiliyor. Valilik ve belediyeler bu konuda hızlı hareket ederek 'Vefa' örgütlenmesini tamamladı. Özellikle 65 yaş üzerindekilerin yardımına koşuluyor.

Bu dönemde insanlar ellerinden geldiğince fedakarlık yapmaya çalışıyor. Gemlik Belediye Başkanı Mehmet Uğur Sertaslan da, salgından ekonomik olarak etkilenen insanlara yardım için maaşının bir bölümünü bağışladığını açıklayarak, personeline de çağrı yaptı. İhtiyaç sahiplerine dağıtılacak erzak kolilerinin bir tanesinin 90 lira olduğunu vurgulayan Sertaslan, gönüllülük esasına göre personelinden bir kere mahsus 90 lira bağışta bulunmalarını istedi.

'İyilik bulaşıcıdır' derler. Herkese virüs değil iyilik bulaşsın....

Koronavirüs Karantina Günlüğü (5)

Bir kamyon içsen kar etmez...

'Evde Kal' çağrısına uyarak başladığım kişisel karantinanın altıncı günündeyim. 2 günde bir market alışverişi dışında günün büyük bölümünü evde geçirmeye devam ediyorum. Biraz sıkılsam da koronavirüse yakalananları duydukça isabetli bir karar verdiğime inanıyorum. Baksanıza bu konuda en pervasız davrananlardan biri olan ve bırakınız yaygınlaşsın ölen ölür kalan sağlar bizimdir diyen İngiltere Başbakanı Boris Johnson'ın testi bile pozitif çıkmış. Bu virüs zengin fakir, makam mevki, korkak cesur tanımıyor. O yüzden tedbirli olmakta fayda var.

Virüsün ortaya çıktığı ilk günden beri bazı ilaçlar ve yiyeceklerin süksesi arttı. İlgiyle birlikte fiyatlar da tavan yapmaya başladı. Birincilik sanırım kolonya ve dezenfektan ürünlerinin olur. Sarımsak ilk günden beri trend topic yiyecekti. Kilosu 70-80 liraya çıktı. Sarımsak bu günlerde tahtını sumağa kaptırdı. Bizim memleketin milli yemeklerinden olan ekşili dolma ve meftunede bol miktarda kullanıldığı için bilirim. Tanesi su içinde bekletilip lezzet vermesi için pişirme esnasında katılır. Sumağın da kilosu 30 liradan 100 liraya yükselmiş. Limon da artık stratejik ürün haline geldi. Baksanıza ihracatı bile yasaklanmış.

Bu arada, eşim Zübeyde, evde kuru dolma için stokta bulunan sumağı hemen hazırlamış, tadına baktım. Ekşisi dayanılacak gibi değil. Sonradan öğrendim. Diyarbakır'da içine bal veya pekmez katıp şerbetini yapıyorlarmış...

Bir diğer içecek ise tonik. İçinde korona tedavisinde kullanılan sıtma ilacının etkin maddesi kinin varmış. Televizyon programında bunu söyleyen uzman uyarısını da yapmıştı. Etkili olabilmesi için bir kamyon içmeniz lazım diye Dinleyen kim... Markette müşterinin biri tüm raflardaki tonikleri toplamış, depodakileri de istiyordu. Bu işin sonu nereye varacak merak ediyorum...

Böyle giderse koronadan korunacağım diye toksik etkisi bulunan yiyecek ve içeceklere dadanan insanların karaciğer ve böbrekleri iflas edecek.

Son not kedim Behlül'den. Çalıştığım balkon onun mekanıydı. Dün ufaktan tacize başlamıştı. Bugün kendine yeni yer bulduğu için rahatım. Sanırım kabullendi.