Hava Durumu

İran yanarken… dünya seyrediyor, İslam dünyası neden susuyor?

Yazının Giriş Tarihi: 15.01.2026 08:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.01.2026 08:07

Bütün dünya bugün İran’a kilitlenmiş durumda.
Sokaklar kaynıyor, ölümler artıyor, rejim sertleşiyor. Ve her kriz anında olduğu gibi Washington’dan yükselen ses, yine belirleyici olmaya aday.

İran’da ekonomik gerekçelerle başlayan, kısa sürede rejim karşıtı bir dalgaya dönüşen protestoların bilançosu her geçen gün ağırlaşıyor. Ülke geneline yayılan gösterilerde 2 bin 550 kişinin hayatını kaybettiği, bin 134 kişinin yaralandığı, 18 bin 434 kişinin gözaltına alındığı iddiaları uluslararası raporlara yansımış durumda. Altı gündür internetin kesik olduğu İran’da, bilgi akışı da en az sokaklar kadar karanlık.

Bu tablo karşısında dünyanın tepkisi ise tanıdık.
Endişe açıklamaları, kınamalar ve “yakından izliyoruz” cümleleri…

Ancak sahneye yine güçlü bir aktör çıkıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, iç politikada karşılaştığı müesses nizam engellerini aşamayınca, yönünü bir kez daha dış politikaya çevirdi. Yetki alanının neredeyse sınırsız olduğu bu sahada, düğmeye basmakta tereddüt etmiyor. 2026’ya Venezuela operasyonu ile girildi, ardından Grönland tartışmaları derken, şimdi de İran dosyası masanın tam ortasında.

Trump’ın rejim karşıtlarına yönelik,
Protestolara devam edin, yardımlar yolda” mesajı, meselenin yalnızca insan hakları başlığıyla okunamayacağını açıkça gösteriyor. Tahran yönetimine yönelik tehdit dilini her gün sertleştiren Trump’ın masasında dört ayrı müdahale seçeneği olduğu konuşulurken, İranlı yetkililer de “misilleme” restini tekrar ediyor. Kısacası, reste rest oynanan tehlikeli bir diplomasi süreci yürürlükte.

Elbette İran’da yaşananlar hafife alınamaz.
Ölümler ürkütücü, baskı gerçek, sokaktaki insanın feryadı sahici. Nitekim protestocu Erfan Soltani’nin idam edildiği yönündeki iddialar, sadece İran kamuoyunu değil, dünya vicdanını da ayağa kaldırmış durumda.

Ancak geçmişe bakıldığında, bu coğrafyada “insani hassasiyet” söylemiyle başlayan her dış müdahalenin, nasıl ağır bedeller ürettiği de ortada. Afganistan, Irak, Libya, Suriye… Liste uzayıp gidiyor.

Türkiye bu noktada temkinli ama aktif bir dil kuruyor.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik,
Herhangi bir şekilde dış müdahale bölgemiz için son derece olumsuz sonuçlar doğurur” diyerek Ankara’nın kırmızı çizgisini net biçimde ortaya koydu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yürüttüğü diplomatik temaslar, tansiyonun düşürülmesine odaklanmış durumda. Ankara, İran ve ABD arasında telefon diplomasisi yürütürken, olası bir göç dalgasına karşı da hazırlıklarını sürdürüyor.

Ama mesele sadece ABD ile İran arasında değil.

Tam da bu süreçte, AK Parti Artvin Milletvekili Faruk Çelik’in sosyal medyadan yaptığı paylaşım, başka bir yaraya parmak bastı. Çelik’in satırları, aslında yüksek sesle sorulamayan sorunun özeti gibiydi:

“Her konuda komiserlik yapan Batı suskun…
Peki İslam dünyası nerede?

İran’ın yakın tarihi, darbelerle, dış müdahalelerle, ambargolarla ve savaşlarla örülü. Musaddık’tan Şah’a, Humeyni’den nükleer krizlere uzanan bu çizgide, Batı’nın rolü hiçbir zaman eksik olmadı. Bugün sokaklarda yükselen öfkenin arkasında sadece rejim baskısı değil; yıllardır biriken ekonomik yaptırımların, siyasi kuşatmaların ve jeopolitik hesapların da payı var.

Ancak Faruk Çelik’in dikkat çektiği esas mesele şu:
İslam ülkeleri, her krizde olduğu gibi yine dağınık, yine sessiz, yine kendi hesabının peşinde. Ortak bir vicdan, ortak bir refleks, ortak bir diplomasi üretilemiyor. Herkes bir diğerinin adımını bekliyor. Beklerken de olan, yine sokaktaki insana oluyor.

Bugün İran yanıyor.
Yarın hangi başkentte ateş yükselecek, kimse bilmiyor.

Ama bildiğimiz bir şey var:
Bu coğrafyada boşluk hiçbir zaman boş kalmıyor. Ve o boşluğu, ne yazık ki, çoğu zaman bizim adımıza konuşanlar dolduruyor.

İran meselesi, sadece İran’ın meselesi değil.
Ve suskunluk, bazen en pahalı tercihtir.

****

BURSA KANAT ÇIRPIYOR AMA HAVALANAMIYOR

Bir şehri şehir yapan yalnızca tarihi ya da sanayisi değildir. Asıl mesele, o kentin dünyaya nasıl bağlandığıdır. Ulaşım; vitrindir, vizyondur, hatta iddiadır.

Bursa bu başlıkta yıllardır aynı cümleyi kuruyor: “Potansiyelimiz var ama…”

Demiryolunda da, havayolunda da tablo çok farklı değil. Sanayi devi bir kentten söz ediyoruz fakat hava ulaşımı hâlâ beklenen seviyeye ulaşabilmiş değil. Yenişehir Havalimanı için atılan adımlar var, çabalar var; yurt içi seferler başladı, Almanya uçuşları devreye girdi. Ama kabul edelim, Bursa’nın kanat açıklığı bu rakamların çok üzerinde.

Bu süreçte emeği geçen isimleri de teslim etmek gerekir. AK Parti Genel Merkez Teşkilat Başkan Yardımcısı, 27’nci Dönem Bursa Milletvekili Dr. Mustafa Esgin, konuyu gündemde tutan, Ankara’da kapı aşındıran isimlerin başında geliyor.

Dr. Esgin, vekilliği döneminde başlattığı girişimleri bugün de sürdürüyor. Bu şehir adına önemli bir not. Ve en önemlisi de onun gündeme getirdiği Yenişehir yerine Bursa Havalimanı adının kullanılması.

Gelelim rakamlara…
Önceki gün Olay gazetesinden meslektaşım Seyit Gündoğan, Bursa Yenişehir Havalimanı’nın 2025 yılı verilerini yazdı.

Verileri, Dr. Esgin’in öncülük ettiği Bursa Havayolları Çalışma, İstişare ve Girişim Grubu adına Dr. Murat Çalıkapan değerlendirdi. Rakamlar az şey söylemiyor.

Uçuş sayısı yüzde 55 artmış.
Ticari uçuşlarda yüzde 32’lik bir yükseliş var.
Kargo taşımacılığı yüzde 36 büyümüş.
Daha da çarpıcısı, Almanya Düsseldorf ve Stuttgart seferlerinin etkisiyle dış hat yolcu sayısında yüzde 136’lık artış.

Bunlar küçümsenecek veriler değil. Aksine, Yenişehir’in doğru planlama ve güçlü bağlantılarla nasıl bir lojistik ve bölgesel merkez olabileceğini gösteriyor. Limanlar, hızlı tren ve karayolu entegrasyonu tamamlandığında özellikle kargo taşımacılığında Bursa’nın önü açık.

Zaten yılda sadece Burulaş’ın Sabiha Gökçen Havalimanı’na taşıdığı bir buçuk milyon yolcu da bunun göstergesi, bunun bir o kadarı daha havayolu seyahati için başka firmalar veya kendi araçlarıyla İstanbul’a gidiyor.

Ama yine de tablo net:
Bursa kanat çırpıyor ama henüz havalanamıyor.

Sorun rakamlarda değil, süreklilikte. Seferlerin kalıcı olması, yeni destinasyonların eklenmesi ve en önemlisi Bursa’nın kendi havalimanına sahip çıkması gerekiyor. Bu iş yalnızca Ankara’dan beklentiyle olmaz; şehir olarak talepkâr olmak zorundayız.

Evet, Bursa bugün hâlâ pistte.
Ama motorlar çalışıyor.
Ve bu kez, umut var.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.