Çağımızın en büyük değerlendirme hatalarından biri olgular yerine algıların kabul görmesi.
Bir konuda ne kadar veri ortaya koyarsanız koyun, ne kadar bilimsel rapor yayımlanırsa yayımlansın; algı oluştu mu onu değiştirmek hiç kolay olmuyor.
Bunun Bursa’daki en çarpıcı örneklerinden biri de İznik Gölü tartışması.
Marmara Bölgesi’nin en önemli doğal varlıklarından biri olan İznik Gölü, sadece Bursa için değil bölgenin tamamı için stratejik bir su kaynağı.
Hatta içme suyu kalitesindeki suyu nedeniyle ileriki yıllarda büyük şehirlere verilmesi planlanan bir rezerv olarak görülüyor.
Ancak son yıllarda gölde yaşanan su çekilmesi kamuoyunda ciddi tartışmalara neden oluyor.
Verilere göre göl son 10 yılda yaklaşık 1,5 kilometre küçüldü.
Bu çekilmenin en çarpıcı görüntülerinden biri de geçtiğimiz aylarda yaşandı.
Normalde su altında olan ve Hıristiyan dünyası açısından önemli kabul edilen bazilika kalıntıları, su seviyesinin düşmesiyle yeniden görünür hale geldi. Hatta bu gelişme nedeniyle Katoliklerin ruhani lideri Papa’nın ziyareti de gerçekleşti.
İznik Gölü’ndeki bu gelişmelerin sorumlusu olarak ise kamuoyunda çoğu zaman Cargill gösteriliyor.
Önceki akşam Bursa’da düzenlenen bir iftar programında Cargill’in üst yönetimi basın mensuplarıyla bir araya geldi.
Bu soruya en üst düzey yanıtı ise Cargill Gıda Türkiye, Orta Doğu ve Afrika Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Murat Tarakçıoğlu verdi.

“YANLIŞ BİLGİ ÇOK FAZLA”
Tarakçıoğlu konuşmasında özellikle İznik Gölü’ndeki su çekilmesi konusunda kamuoyunda çok sayıda yanlış bilgi bulunduğunu söyledi.
Şu değerlendirmeyi yaptı:
“İznik Gölü son 10 senede 1,5 kilometre küçüldü. Bunun sebepleri devlet raporlarında açıkça yer alıyor. Asıl nedenin yüzde 48’i tarımdaki yanlış sulama. Sanayinin payı ise sanıldığının aksine çok düşük. Isınma ve buharlaşmanın etkisi de oldukça yüksek.”
Tarakçıoğlu’na göre sanayi çoğu zaman tartışmaların merkezine konulsa da rakamlar farklı bir tablo ortaya koyuyor.
Hatta zaman zaman Cargill’in doğrudan gölden su aldığı yönünde iddialar dile getirildiğini belirten Tarakçıoğlu, bu konuda da şu bilgiyi paylaştı:
“Bizim İznik Gölü ile doğrudan bir bağlantımız yok. Fabrika göle yaklaşık 4,5 kilometre uzaklıkta. Suyu doğrudan gölden almıyoruz.”
Cargill’in yılda yaklaşık 1 milyon 400 bin metreküp su kullandığını ifade eden Tarakçıoğlu, bunun da yeraltı kaynaklarından sağlandığını belirtti.
Şirketin ayrıca bir sivil toplum kuruluşuyla birlikte su geri kazanım projesi yürüttüğünü anlatan Tarakçıoğlu’na göre, bugüne kadar 374 bin metreküp su tasarrufu sağlandı ve hedef 1 milyon metreküpe ulaşmak. Nihai hedefimiz ise kaynaktan aldığımız yılda bir milyon 400 bin metreküp su tasarrufunu sağlamak

26 YILDIR SÜREN TARTIŞMA
Aslında Cargill ve İznik Gölü tartışması yeni değil.
Bu konu yıllardır Bursa gündeminde.
5 yıl önce Orhangazi’deki tesisi ziyaret ettiğimde yazdığım yazıda şu cümleyi kullanmıştım:
“Önyargıları kırmak atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.”
Albert Einstein’a atfedilen bu söz, Cargill tartışmasını anlatmak için gerçekten de oldukça anlamlı.
Nitekim o yazıda şu değerlendirmeyi yapmıştım:
“Cargill’in İznik Gölü kıyısındaki tesisleri kurulmaya başladığından beri çeşitli iddialar sürekli gündeme geldi. GDO’lu mısırdan glikoz üretimine, hatta göldeki su seviyesinin fabrikanın kullandığı su nedeniyle düştüğüne kadar pek çok tartışma yaşandı.”
Fabrika yetkilileri o günkü sunumda da göl suyunu kullanmadıklarını vurgulamıştı.
Elbette tartışmalar sadece su meselesiyle sınırlı değil.
Fabrikanın kuruluş sürecinden ruhsat tartışmalarına, nişasta bazlı şeker üretiminden çevre etkilerine kadar çok sayıda başlık yıllardır konuşuluyor.
Ama şu gerçek de ortada:
İznik Gölü Marmara’nın gözbebeği.
Sanayi tesisleri yapılabilir, fabrikalar kurulabilir.
Ama bir gölü yeniden oluşturmak mümkün değil.

TARIMIN GELECEĞİ ÜZERİNE SOHBET
İftar programının resmi bölümünden sonra Murat Tarakçıoğlu ile farklı konular üzerine sohbet etme fırsatı da bulduk.
Tarakçıoğlu’nun uzmanlık alanlarından biri gıda stratejisi ve tarım politikaları.
Kendisine Türkiye’nin neden tarımsal üretimde zaman zaman sıkıntı yaşadığını sordum.
Yanıtı oldukça netti.
Türkiye’nin tarım açısından son derece güçlü bir ülke olduğunu söyledi.
Ancak temel sorunun planlama eksikliği olduğunu vurguladı.
Özellikle geçmişte Tarım Bakanlığı tarafından yürütülen havza bazlı üretim planlamalarının devam ettirilmemesini önemli bir eksiklik olarak görüyor.
Tarakçıoğlu’na göre Türkiye planlı üretim modeline geçerse, tarımda dünyanın sayılı ülkelerinden biri haline gelebilir.
Bir diğer önemli başlık da kooperatifleşme.
Tarımda üretici kooperatiflerinin yaygınlaşmasının hem verimlilik hem de pazarlama açısından büyük avantaj sağlayacağını düşünüyor.

SAVAŞIN EKONOMİYE ETKİSİ
Sohbetin kaçınılmaz konularından biri de bölgedeki savaş ihtimaliydi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı ve Orta Doğu’daki gerilim gıda piyasaları açısından da yakından takip ediliyor.
Tarakçıoğlu bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı:
“Savaşın kısa sürmesi her zaman en iyi senaryodur. Uzayan savaşlar, tıpkı Rusya-Ukrayna savaşında olduğu gibi enerji ve gıda fiyatları üzerinde ciddi baskı oluşturabiliyor.”
Bu nedenle bölgedeki gelişmelerin sadece siyasi değil ekonomik ve gıda güvenliği açısından da yakından izlenmesi gerektiğini söylüyor.
İznik Gölü tartışması da, tarım politikaları da, bölgesel savaşların etkisi de aynı noktaya çıkıyor aslında.
Algılar mı konuşacak, yoksa veriler mi?
Sorunun cevabı biraz da bizim olgulara ne kadar kulak verdiğimize bağlı.