Hava Durumu

Kadına şiddetle yüzleşmek için daha kaç acıya ihtiyacımız var?

Yazının Giriş Tarihi: 26.11.2025 08:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.11.2025 08:02

Türkiye’de her yeni gün, bir kadının daha hayattan koparıldığı kara bir haberle başlıyor. “Ne oldu bize?” diye soruyoruz ama cevabını duymak istemediğimiz bir gerçek var ortada: Şiddet artık toplumun kıyısında köşesinde değil, tam merkezinde.

Oysa bu topraklarda kadına “hanım” denir; evin direği, hayatın ortağı görülür. Ama yıllardır, Nazım Hikmet’in o acı dizelerinde tarif ettiği gibi, sofradaki yeri hâlâ öküzden sonra gelen bir anlayışla mücadele ediyor kadınlar.

Dün 25 Kasım… Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Bursa’da da açıklamalar yapıldı, farkındalık etkinlikleri düzenlendi. Ama hep aynı cümle zihnimde dönüp duruyor: Her 25 Kasım’dan sonra tablo değişmediği sürece, bu açıklamalar neyi iyileştiriyor?

Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin dün yaptığı açıklama, aslında bu yılın özetiydi.

Merkez Başkanı Avukat Ceren İlgen Altuntaş’ın cümleleri, istatistiklerin ardındaki karanlığa işaret ediyordu:

“Bu yıl Türkiye’de 411 kadın öldürüldü.”

Bu sadece bir sayı değil; hikâyeleri yarım bırakılmış 411 can demek. Üstelik açıklama yapılırken bile bu sayının artabileceği endişesi, herkesin kafasının bir köşesinde yer alıyor.

Baro’nun altını çizdiği bir diğer önemli nokta da yargının şiddetle mücadelede caydırıcılığını yitirmesi. “İyi hal”, “haksız tahrik” gibi indirimlerin kadın katillerini cesaretlendirdiği uyarısı, uzun süredir kamuoyunun da tepkisini çekiyor.

Bursa özelinde ise tablo daha da ağır: Bu yıl sadece şehrimizde 37 kadın öldürüldü. Mudanya’da eski eşi tarafından bıçaklanan bir kadın hâlâ yaşam mücadelesi veriyor.

BELEDİYELERİN ÇABASI DEĞERLİ AMA YETMEZ

Büyükşehir Belediyesi’nin toplumsal cinsiyet kalıplarını kırmaya dönük atölyeleri, kadınlara araç bakımı; erkeklere makyaj çantası tasarımı gibi uygulamalar, “işin cinsiyeti olmaz” anlayışını güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu çaba kıymetli, ama yeterli değil.

Yıldırım Belediyesi’nin nikâh öncesi çiftlere verdiği eğitim de önemli bir adım. Psikologların anlattığı saygı, sınır ve sağlıklı iletişim başlıkları çoğu zaman şiddeti başlamadan bitirebilir. Başkan Oktay Yılmaz’ın “Şiddet toplumsal bir yaradır” sözü de yerinde.

Nilüfer Belediyesi de dün güçlü bir farkındalık etkinliği düzenledi. “Susma, yürü, diren” sloganıyla yapılan yürüyüşte kadın cinayetleri ve cezasızlık politikalarına dikkat çekildi. Kadınların taşıdığı pankartlar, Nilüfer sokaklarında sadece bir slogan değil, şiddete karşı toplumsal bir çağrı oldu.

Belediye Başkan Yardımcıları Serpil Altun ve Bukle Erman, yaptıkları açıklamalarda iki noktayı özellikle vurguladı:

Cezasızlığın kadınların yaşamını tehdit ettiği, Kadınların güvende olduğu bir toplumun ancak eşitlik ve hukukla kurulabileceği.

Ardından yapılan söyleşide, yerel yönetimlerin sorumlulukları ve çözüm önerileri konuşuldu. Şiddetin nedenleri, koruma mekanizmaları ve kadınların kamusal alandaki güvenlik arayışı masaya yatırıldı.

Nilüfer’deki bu etkinlik, aslında yıllardır süren mücadelenin bir kez daha yüksek sesle hatırlatılmasıydı.

AK PARTİ’NİN MESAJI NET: SIFIR TOLERANS

AK Parti Kadın Kolları’nın açıklaması ise devlet politikası açısından tabloyu ortaya koyuyor.
23 yılda oluşturulan hukuki altyapı, KADES’in etkinliği, ŞÖNİM’lerin yaygınlaşması ve yeni açıklanacak 5. Ulusal Eylem Planı gibi adımlar kuşkusuz önemli.

Ama toplumun aklındaki soru hep aynı:
Bu mekanizmalar varken neden kadınlar hâlâ korunamıyor?

Kâğıt üzerindeki her düzenlemenin sahada karşılığını bulması, kolluğun doğru müdahalesi, yargının eşik atlaması gerekiyor.

Bursa Barosu’nun açıklamasında yer alan şu cümle aslında tüm tartışmanın merkezini özetliyor:

“Mücadelemiz sadece şiddetin sonuçlarıyla değil, onu üreten ataerkil zihniyetle.”

Bugün kadınlar en güvende olmaları gereken evlerde öldürülüyor.
Kimi zaman “kıskançlık”, kimi zaman “tartışma” diye yumuşatılan bahaneler, cinayetlerin üstünü örtmeye çalışıyor.

Oysa şiddet kader değil.
Toplumsal kabullerin, yanlış öğretilerin, suskunlukların ve ihmallerin sonucudur.

İÇİMİZDEKİ KARANLIKLA YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ

Her kurum açıklama yapıyor, her yıl etkinlik düzenleniyor. Fakat kadınlar hâlâ öldürülüyor. Çünkü şiddeti sadece önlemek yetmiyor; kaynağını kurutmak gerekiyor.

Devletin, yargının, belediyelerin, STK’ların çabası kıymetli.
Ama en büyük mücadele, evde başlıyor.
Sözde değil, davranışta…
Sessizlikte değil, cesarette…
Kadınların yaşamak için mücadele ettiği bir toplum, hiçbir alanda huzur üretemez.

Belki de asıl soruyu şöyle sormalıyız:
Bir toplum kendi kadınını koruyamıyorsa, kimi koruyabilir?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.