Patronlar Kulübü olarak da adlandırılan Bursa iş dünyasının köklü kuruluşlarından BUSİAD’da, yönetim kurulunun ardından Yüksek Danışma Kurulu’nda da görev değişimi yaşandı. Dört yıldır başkanlığı yürüten Ergun Hadi Türkay, görevini geçmiş dönem Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar’a devretti.

Daha önce iki dönem BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan, tarım, sanayi ve turizmle büyüyen Bursa vizyonunu öne çıkaran Buğra Küçükkayalar, TÜSİAD’ın ardından Anadolu’da kurulan ilk SİAD olma özelliğini taşıyan BUSİAD’ın, kentin meselelerine mercek tutan bir sivil toplum yapısına dönüşmesinde önemli bir rol üstlendi. İkinci döneminde ise bu yaklaşımı sahaya taşıyan etkinliklerle pekiştirdi.

Küçükkayalar başkanlığındaki Yüksek Danışma Kurulu’nun ilk bildirisi de yüzünü doğrudan dünya ve Türkiye’ye çevirdi.
Yayımlanan metin, bir “ilk mesaj” olmanın ötesinde, üzerinde durulması gereken bir çerçeve sunuyor.
Metnin en çarpıcı bölümlerinden biri, kuşkusuz “Kassandra Sendromu” vurgusu.
Kassandra Sendromu (doğruyu bildiği halde kimseyi inandıramama hali)…
Yani geleceği görüp anlatmaya çalışan ama karşılık bulamayanların hikâyesi.
BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu, dünyadaki gidişatı tarif ederken tam da bu noktaya işaret ediyor. Küresel ısınmadan nükleer tehditlere, savaşların geldiği noktadan uluslararası hukukun aşınmasına uzanan tablo, bir uyarı niteliği taşıyor.

Sorun şu: Uyarılar artıyor ama duyan az.
Bildiride çizilen tablo iyimser değil.
İnsanlık bir yandan iklim kriziyle mücadele ederken, diğer yandan savaş ahlakının bile aşındığı bir sürece sürükleniyor. Nükleer silahların yeniden gündeme gelmesi, riskin büyüklüğünü açıkça gösteriyor.
Bu noktada yapılan tespit net:
Dünya aynı anda birden fazla krizi yönetmekte zorlanıyor.
Dış politikaya ilişkin bölümde Türkiye’nin izlediği dengeli çizgiye dikkat çekiliyor.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” yaklaşımının altı çizilirken, İran’a yönelik saldırılara karşı açık bir itiraz dile getiriliyor.
ABD ve İsrail’in girişimlerine yönelik eleştiriler ise yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte bir hukuk aşınmasına işaret ediyor.
Bu yaklaşım, bildirinin ekonomiyle sınırlı kalmadığını, jeopolitik bir bakış da sunduğunu gösteriyor.
Aslında bu satırlar, BUSİAD’ın son yıllarda giderek belirginleşen bir refleksini de teyit ediyor. Yalnızca üretim, yatırım ve büyüme başlıklarıyla sınırlı kalmayan; gerektiğinde küresel meselelerde de söz söyleyen bir iş dünyası yaklaşımı… Bu, Bursa’dan çıkan bir sesin sınırlarını genişletmesi anlamına geliyor.
Metin sadece küresel riskleri sıralamakla yetinmiyor. Türkiye’ye dair bir çerçeve de ortaya koyuyor.
“Türkiye için fırsatlar var” deniyor, ancak bunun kendiliğinden gerçekleşmeyeceği hatırlatılıyor.
Enflasyon, enerji maliyetleri ve hammadde baskısı, üretim tarafının en önemli başlıkları.
İş dünyasının beklentisi açık:
Üretimin desteklenmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve öngörülebilirliğin sağlanması.
Bu noktada verilen mesaj, aslında uzun süredir değişmeyen bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Üretim ayakta kalmadan büyüme kalıcı olmuyor. Kuralların sık değiştiği, maliyetlerin öngörülemediği bir zeminde ise ne yatırım cesareti gelişiyor ne de uzun vadeli plan yapılabiliyor.
Bildirinin en dikkat çekici başlıklarından biri de gençler.
Son dönemde yaşanan okul saldırılarının ardından yapılan değerlendirmeler, sadece bir tespit değil, aynı zamanda bir yüzleşme çağrısı.
“Gençlerle ölüm kelimesinin yan yana gelmesi hepimizin ayıbıdır” cümlesi, metnin en sert ifadesi.
Eğitime dair öneriler ise klasik kalıpların ötesine geçiyor. Doğa, sanat, bilim, spor…
Yaşayan, düşünen ve üreten bir gençlik ihtiyacına dikkat çekiliyor.

Bir diğer kritik başlık ise beyin göçü.
Gençlerin yurt dışına yönelme eğiliminin artabileceği uyarısı yapılırken, çözümün yalnızca ekonomiyle sınırlı olmadığı vurgulanıyor.
Asıl mesele, kendini özgürce ifade edebilen bir iklim.
Bu, bir “iş” meselesi kadar bir “iklim” meselesi.
Metnin son bölümünde üç kavram öne çıkıyor:
Güven, istikrar ve öngörülebilirlik.
Bu üçlü sadece ekonomi için değil, toplumun bütünü için temel unsur olarak tarif ediliyor.
Özellikle güven…
Sadece adalete değil, kurumlara ve bireylerin birbirine duyduğu güven.
Toplumun harcı olarak görülüyor.
Bütün bu başlıklar, yeniden aynı yere götürüyor bizi.
Kassandra’nın hikâyesine…
Gören ama anlatamayan, anlatan ama inandıramayan bir uyarı.
BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu’nun bu bildirisi de böyle okunabilir.
Bir değerlendirme metninden çok, bir uyarı metni.
Ve belki de asıl soru şu:
Bu uyarılar bu kez karşılık bulacak mı?