Pandemiyle başlayan, ardından Ukrayna-Rusya savaşıyla derinleşen ve bugün Orta Doğu’da genişleyen gerilim hattıyla devam eden süreç, artık tek tek krizlerle açıklanabilecek bir tabloyu çoktan geride bıraktı.
Dünya ekonomisi yeni bir döneme girdi ve bu dönemde eski alışkanlıklarla yol almak giderek zorlaşıyor.
Bugün yaşadığımız tablo, birbirinden bağımsız gelişmelerin toplamı değil; birbirini tetikleyen, büyüten ve yön değiştiren krizlerin oluşturduğu yeni bir düzen. Bu zincirin son halkasında ise Orta Doğu’daki gerilim var. Enerji üzerinden şekillenen bu süreç, Türkiye gibi temininde dışa bağımlı ekonomiler için doğrudan maliyet, enflasyon ve cari açık baskısı anlamına geliyor.
Ama mesele sadece risk değil. Aynı zamanda coğrafyanın sunduğu bir fırsat alanı da var.
Tam da bu noktada Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yaptığı değerlendirmeler önemli bir çerçeve sunuyor. Şimşek, küresel dalgalanmalara rağmen Türkiye’nin risk priminde ciddi bir bozulma yaşanmadığını, rezervlerin güçlendiğini ve finansal göstergelerin beklenenden daha dirençli olduğunu ifade ederken, aslında tartışmanın merkezine şu cümleyi yerleştirdi:
“Bu krizi heba edemeyiz.”
Belki garip gelebilir ama bu cümle bir temenni değil, bir zorunluluğun ifadesi. Çünkü artık mesele krizi yönetmekten ibaret değil; krizi doğru okuyup onu bir avantaja çevirebilmek. Şimşek’in katılım finans vurgusu da bu nedenle önemli. Küresel ölçekte hızla büyüyen bu alanda Türkiye’nin daha güçlü bir konum arayışı, ekonomik çeşitliliğin ve alternatif finans kanallarının neden bu kadar kritik hale geldiğini gösteriyor.

BURSA’DAN GELEN VERİ: SAHANIN DİLİ DAHA SERT
Ankara’daki bu perspektifin sahada nasıl karşılık bulduğunu görmek için çok uzağa gitmeye gerek yok. Şimşek’in açıklamalarının hemen ardından Bursa’da yapılan toplantı, bu soruya somut bir yanıt verdi.
BUSİAD tarafından hazırlanan “Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu”, küresel gelişmelerin reel sektörde nasıl hissedildiğini net biçimde ortaya koyuyor. Toplantıyı izleyemedim ancak BUSİAD Basın Danışmanı gazeteci meslektaşımız Uğur Yılmaz’ın gönderdiği metinler ve sunumlar, tabloyu görmek için fazlasıyla yeterliydi.
TÜSİAD’ın ardından Anadolu’da kurulan ilk SİAD olma özelliğini taşıyan BUSİAD’ın bugün ulaştığı ölçek de bu değerlendirmeleri daha anlamlı kılıyor. 312 üye, 40 milyar doları aşan ciro, 11 milyar doların üzerinde ihracat ve 255 bini aşkın istihdam… Bu rakamlar, ortaya konan görüşlerin sadece teorik değil, doğrudan sahadan geldiğini gösteriyor.
Toplantının açılışında konuşan BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Kerem Alptemoçin, aslında meselenin çerçevesini net bir şekilde çizdi. Son beş yılda dünyanın sadece değişmediğini, aynı zamanda kuralların da yeniden yazıldığını ifade eden Alptemoçin, ekonominin artık klasik araçlarla değil, jeoekonomik dinamiklerle şekillendiğini vurguladı.
Daha da önemlisi, ekonomik sürdürülebilirliğin artık doğrudan bir ulusal güvenlik meselesi haline geldiğini söylemesiydi. Bu cümle, bugünü anlamak için anahtar niteliğinde. Çünkü enerji hatları, ticaret koridorları ve üretim merkezleri artık sadece ekonomik değil, stratejik başlıklar.
BUSİAD Ekonomi Danışmanı, Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Derya Hekim’in sunduğu rapor ise bu çerçevenin içini verilerle dolduruyor. Hekim’e göre 2026’nın ilk çeyreği, küresel ekonomiyi aynı anda etkileyen üç büyük şokun kesişim noktası: Hürmüz Boğazı krizi, ABD’nin ticaret politikalarındaki sert değişim ve Avrupa’nın korumacı sanayi dönüşümü.
Bu üç başlık bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo açık:
Küresel büyüme yavaşlıyor, maliyetler artıyor, belirsizlik derinleşiyor.
Türkiye açısından ise bu tablo daha hassas. Enerji ithalatına bağımlılık nedeniyle yaşanan her dalgalanma, doğrudan cari açığa, döviz kuruna ve enflasyona yansıyor.

SEKTÖRLER ALARM VERİYOR, AMA KAPI KAPANMIŞ DEĞİL
Raporun en dikkat çekici kısmı ise sektörel analizler. Çünkü burada artık teoriden çıkıp doğrudan sahaya iniyoruz.
Tekstil ve hazır giyim…
İki yılda yüzde 230’u aşan konkordato artışı ve yüz binlerce istihdam kaybı.
Bu tablo artık geçici bir daralma değil, yapısal bir krizin açık göstergesi.
Tarım…
Don, kuraklık ve artan maliyetler üretimi daraltıyor.
İthalat artarken sektörün dengesi her geçen gün daha fazla zorlanıyor.
Otomotiv…
İhracatta rekor seviyeler korunuyor.
Ancak enerji maliyetleri, Avrupa talebindeki daralma ve tedarik zinciri baskısı, sektörün önündeki riskleri büyütüyor.
Bütün bu tabloyu alt alta koyduğunuzda ortaya karamsar bir resim çıkıyor gibi görünebilir. Ancak raporun altını çizdiği bir gerçek var ki, belki de yazının en kritik noktası burası:
Türkiye hem en kırılgan ülkelerden biri hem de en fazla kartı olan ülke.
Bu bir çelişki değil.
Bu, jeopolitiğin ta kendisi.

FIRSAT PENCERESİ: BU KEZ DOĞRU OKUMAK ŞART
Tam da bu noktada Türkiye’nin konumu yeniden anlam kazanıyor. Enerji hatlarının yön değiştirdiği, ticaret yollarının yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye yalnızca bir geçiş ülkesi değil, aynı zamanda merkez olma potansiyeli taşıyan bir ülke.
Irak-Türkiye boru hattı ve Ceyhan üzerinden artan enerji akışı, Hürmüz Boğazı’ndaki risklerin bir kısmını dengeleyebilecek alternatifler arasında öne çıkıyor. Avrupa’nın enerji çeşitlendirme arayışı da Türkiye’nin stratejik önemini daha da artırıyor.
BUSİAD Başkanı Tuncer Hatunoğlu’nun değerlendirmeleri de bu tabloyu tamamlıyor. Hatunoğlu’nun özellikle altını çizdiği başlıklar dikkat çekici: öngörülebilirlik, finansmana erişim ve rekabet gücünü artıracak düzenlemeler.
Çünkü sahadaki gerçek değişmiyor:
Talepte yavaşlama var.
Maliyet baskısı sürüyor.
Üretimde zayıflama sinyalleri güçleniyor.
Son söz: Bu kez sadece ayakta kalmak yetmez
Bursa iş dünyasının sık kullandığı bir ifade var: “Dirençliyiz.”
Gerçekten de Türkiye ekonomisi, geçmişte birçok krizden çıkmayı başarmış bir yapıya sahip.
Ancak bu kez tablo farklı.
Bu kez mesele sadece ayakta kalmak değil.
Mesele, değişimi doğru okuyabilmek, doğru konumlanabilmek ve belki de en önemlisi doğru zamanda doğru hamleyi yapabilmek.
Çünkü dünya artık eski dünya değil.
Kurallar yeniden yazılıyor.
Ve bu yeni oyunda Türkiye ya bu sürecin etkisinde kalan bir ülke olacak,
ya da oyunun yönünü belirleyen ülkelerden biri.
İşte bütün mesele tam da burada düğümleniyor.