Türkiye’de gündemin çok sık değişmesinden sitem ederiz. Ancak son aylarda dünya gündemindeki değişim hızı Türkiye’yi bile geride bıraktı. Başta savaş olmak üzere gündem yoğunluğu içinde, Avrupa Birliği ile Hindistan arasında imzalanan anlaşmanın etkilerini değerlendirmeye dahi fırsat bulamadık.
Oysa bu konu hem Türkiye’yi hem de ihracat odaklı üretim yapan Bursa’yı doğrudan ilgilendiriyor.
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri yıllardır inişli çıkışlı bir seyir izliyor. AB kapısında bekletilen Türkiye, buna rağmen 1996’da yürürlüğe giren Gümrük Birliği sayesinde Avrupa ekonomisiyle güçlü bir entegrasyon kurdu.
O günlerde bu adım çok tartışılmıştı. Bazı sektörler zorlandı, bazıları küçüldü. Ancak büyük fotoğrafa bakıldığında Türk sanayisinin rekabet refleksini güçlendiren en önemli adımlardan biri olduğu da inkâr edilemez.
Bugün Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 60’ı Avrupa pazarına gidiyor. Bu durum Türk sanayisini üretim standartlarından lojistik altyapısına kadar pek çok alanda Avrupa ile aynı ligde oynamaya zorladı.
Ancak yıllar geçtikçe Gümrük Birliği’nin eksikleri ve asimetrik yapısı daha net görülmeye başladı. Türkiye birçok konuda karar mekanizmasının dışında kalıyor ama ortaya çıkan sonuçlardan doğrudan etkileniyor.
Son aylarda gündeme gelen AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması da bu gerçeği bir kez daha hatırlattı.

HİNDİSTAN ANLAŞMASININ PERDE ARKASI
Avrupa Birliği ile Hindistan arasında uzun yıllardır devam eden ticaret görüşmeleri geçtiğimiz aylarda sonuçlandı. Taraflar arasında imzalanan anlaşma, iki ekonomi arasındaki ticaretin büyük bölümünde gümrük vergilerinin ciddi biçimde düşürülmesini öngörüyor.
Özellikle otomotiv, makine ve kimya gibi sanayi sektörlerinde tarifelerin kademeli olarak aşağı çekilmesi planlanıyor. Hindistan’ın Avrupa otomobillerine uyguladığı yüksek gümrük vergilerinin de anlaşma kapsamında önemli ölçüde azaltılması gündemde.
Bu gelişme yalnızca iki taraf arasındaki ticareti değil, küresel üretim dengelerini de etkileyebilecek bir adım olarak değerlendiriliyor.
Ancak mesele Türkiye açısından farklı bir boyut taşıyor.
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan Gümrük Birliği ilişkisi, burada dikkat çekici bir tablo ortaya çıkarıyor.
Mevcut sistemde Türkiye, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarına otomatik olarak taraf olmuyor. Buna karşılık AB’nin ortak gümrük tarifesini uygulamak zorunda kalıyor.
Dolayısıyla ortaya şu tablo çıkıyor:
AB ile Hindistan arasında yapılan anlaşma sayesinde Hint malları Avrupa pazarına daha düşük vergilerle girecek. Gümrük Birliği nedeniyle bu ürünlerin Türkiye pazarına ulaşmasının da önü açılabilecek.
Ancak aynı kolaylık Türk ihracatçısı için geçerli değil. Türkiye Hindistan pazarına girmek istediğinde yine mevcut gümrük tarifeleriyle karşılaşacak.
Yani özetle;
Hint ürünleri Türkiye’ye dolaylı bir avantajla girebilirken, Türk malları Hindistan pazarında aynı koşullara sahip olmayacak.
Bu tablo aslında yıllardır dile getirilen Gümrük Birliği’nin yapısal sorunlarından biri.
Üstelik mesele yalnızca tarifelerle sınırlı da değil.
Otomotiv, makine ve kimya gibi sektörlerde Avrupa ile Hindistan arasında kurulacak yeni üretim ilişkileri tedarik zincirlerini yeniden şekillendirebilir. Avrupa sanayisi ile güçlü entegrasyonu bulunan Türk üreticiler açısından bu durum yeni bir rekabet baskısı anlamına geliyor.
Benzer bir rekabetin tekstil ve hazır giyim gibi emek yoğun sektörlerde de hissedilmesi ihtimali dile getiriliyor.
Kısacası mesele yalnızca gümrük oranları değil.
Küresel üretim ağlarının yön değiştirmesi.
BUSİAD RAPORU NE SÖYLÜYOR?
Tam da bu tartışmaların ortasında Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) önemli bir çalışma yayımladı.
BUSİAD Ekonomi Danışmanı ve Bursa Uludağ Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Derya Hekim tarafından hazırlanan “Made in Europe” raporu, Avrupa Birliği’nin yeni sanayi yaklaşımını ve Türkiye’ye etkilerini ele alıyor.

Rapora göre Avrupa Komisyonu’nun 4 Mart 2026’da taslak olarak açıkladığı “Made in Europe” düzenlemesi, Avrupa’nın üretim kapasitesini artırmayı ve tedarik zincirlerini güvence altına almayı amaçlıyor.
İlk aşamada bu düzenlemenin Türk sanayisi açısından olumlu bir yönü bulunuyor. Çünkü Gümrük Birliği entegrasyonu sayesinde Türk ürünlerinin bazı alanlarda “AB menşeli” kapsamında değerlendirilmesi mümkün olabilecek.
Ancak raporun dikkat çektiği önemli bir nokta var.
Avrupa Birliği’nin kullandığı “entegrasyonda olunan ülkeler” tanımı, yalnızca Gümrük Birliği ülkelerini değil aynı zamanda “Trusted Partners” yani güvenilir ortaklar olarak tanımlanan yaklaşık 40 ülkeyi de kapsıyor.
Bu durum, Avrupa Birliği’nin ilerleyen dönemde Hindistan, Latin Amerika veya Asya ülkeleriyle yapacağı serbest ticaret anlaşmalarının bu ülkeleri de aynı rekabet alanına taşıyabileceğini gösteriyor.
Dolayısıyla Avrupa pazarında rekabet artık sadece Avrupalı üreticilerle değil, küresel ölçekte genişleyen bir oyuncu grubuyla yaşanacak.
BUSİAD raporunda dikkat çekilen bir başka konu ise kamu alımları meselesi.

Avrupa Birliği kamu ihalelerinde “reciprocity” yani karşılıklılık ilkesini oldukça katı biçimde uyguluyor.
Türkiye açısından sorun ise Gümrük Birliği anlaşmasının kamu alımlarını kapsamaması. Ayrıca Türkiye Dünya Ticaret Örgütü’nün Kamu Alımları Anlaşması’na da taraf değil.
Öte yandan Türkiye’de bazı ihalelerde uygulanan “yerli malına fiyat avantajı” gibi düzenlemeler Avrupa Birliği tarafından korumacı uygulamalar olarak değerlendirilebiliyor.
BUSİAD raporuna göre bu durum ilerleyen dönemde Türk firmalarının Avrupa’daki büyük kamu ihalelerinde dezavantaj yaşamasına yol açabilecek bir risk taşıyor.
GÜNCELLEME ARTIK KAÇINILMAZ
BUSİAD’ın hazırladığı rapor aslında uzun süredir dile getirilen bir gerçeği yeniden hatırlatıyor.
Gümrük Birliği Türkiye için hâlâ önemli bir kazanım.
Ancak bugünkü haliyle küresel ticaretin yeni dengelerine cevap vermekte zorlanıyor.
Dün Vietnam, bugün Hindistan…
Yarın başka ülkeler.
Avrupa Birliği yeni ticaret ortaklarıyla ağını genişletirken Türkiye’nin masada olmadığı bir denklemde oyunun kurallarından etkilenmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Bu nedenle BUSİAD raporunun sonuç bölümünde dile getirilen çağrı dikkat çekici:
Gümrük Birliği’nin kapsamlı biçimde güncellenmesi ve derinleştirilmesi.
Aksi halde Avrupa pazarındaki rekabet yalnızca daha sert olmayacak.
Aynı zamanda çok daha kalabalık olacak.