Metal sektöründe Türkiye’nin özel sektördeki en büyük toplu iş sözleşmesi…
Bursa’da ise yalnızca sendikal gündem değil, aynı zamanda fabrikaların, evlerin ve sofraların ortak konusu…
Süreç eylül ayında başlamıştı. Türk Metal, üyeleriyle geniş katılımlı bir hazırlık süreci yürütmüş; teklifini sahaya, ankete ve tabanın beklentisine dayandırmıştı. “Bu taslak sizin talebinizdir” vurgusu, daha en baştan yüksek bir örgütlü beklenti oluşturmuştu.

O gün yazmıştım: Bu masa kolay bir masa olmayacak.
13 Ekim’de başlayan görüşmelerde beşinci toplantı geride kaldı ve Türk Metal dün akşam yaptığı duyuruyla müzakerenin yeni aşamasına geçildiğini açıkladı: Uyuşmazlık tutanağı tutuldu.
Toplamda 47 ana madde dahil 54 maddede anlaşma sağlanırken; ücret, sosyal yardım, ikramiye, yürürlük ve sosyal hak başlıklarında MESS’in karşı teklifleri sendika tarafından reddedildi.
İşin özü şu:
Sözleşmenin omurgası olan ekonomik maddelerde bir ortaklık sağlanamadı.
Türk Metal’in ilk 6 ay için talebi; yüzde 20 zam ve 35 TL seyyanen artıştı.
MESS ise ilk 6 ay için yüzde 5 + 11,50 TL önerdi. Bu ortalamada yaklaşık yüzde 10’a karşılık geliyor.
Geri kalan dönemlerde ise herhangi bir artış teklif edilmedi. Yani masada teklif-talepler arasındaki makas henüz baştan oldukça açılmış durumda.

Sosyal yardımlar
• Türk Metal ilk yıl yüzde 65-80 aralığı talep etmişti
• MESS yalnızca yüzde 25 önerdi
• İkinci yıl için artış teklifi yok
Bu tablo, görüşmelerde “ana çelişki” nin nerede biriktiğini açıkça gösteriyor.
İKRAMİYEDE DEVAMSIZLIK FORMÜLÜ
Bir diğer dikkat çekici nokta ikramiyeler…
MESS, devamsızlıklarda ikramiyenin kesilmesi ve bu kesintilerin fonda tutulmasını önerdi. Bu teklif sendika tarafından reddedildi.
Bir başka kritik başlık da sözleşmenin 3 yıllık yapılması talebi…
Hatırlanırsa, Türk Metal her dönem piyasa koşullarının hızına dikkat çekiyor; uzun yürürlülüğe mesafeli yaklaşıyordu.

YENİ SOSYAL HAKLAR MASADA AMA…
Türk Metal, taslağında:
• tamamlayıcı sağlık sigortasının eşleri kapsaması,
• gece zammı,
• refakat izni,
• bayram çalışma ücretleri gibi sosyal hakları öne çıkarıyordu.
MESS bu başlıkların çoğunu reddettiğini açıkladı.
Bu maddelerin değeri yalnızca ekonomik değil; işçilerin çalışma koşulları, aile bütçesi ve sosyal yaşamı üzerinde doğrudan etkisi var.
UYUŞMAZLIK NE ANLAMA GELİYOR?
Toplantıda tutanak tutuldu. Böylece süreç arabuluculuk aşamasına geçti.
Bu aşama toplu sözleşme hukukunun doğal bir parçası; ancak işin tonunu da belirliyor.
Bu karar aynı zamanda, masada çetin bir dönemeçten geçildiğinin göstergesi.
Bursa’da 60 bine yakın Türk Metal üyesi var.
Bu nedenle sözleşmenin her maddesi sadece sendikacıların değil; evine rızık götüren her metal işçisinin meselesi.
Eylül ayında yazmıştım:
“Metal işçisi masaya değil, kendi gücüne güveniyor.”
Bugün gelinen noktada bu cümlenin altı biraz daha kalın çiziliyor.
SENDİKA MASAYI TERK ETTİ
Türk Metal açıklamasında “sosyal diyalog anlayışının korunmasına rağmen kabul edilemeyecek teklifler nedeniyle masayı terk ettik” ifadeleri yer aldı.
Yarın (9 Aralık) yapılacak Başkanlar Kurulu toplantısı da bu sürecin yönünü belirleyecek başlıklardan biri olacak.
Kısaca:
Türkiye’nin en büyük toplu sözleşmesinde ilk ciddi kırılma yaşandı.
Bundan sonrası kararlılıkla sabır arasında geçecek bir hat olacak.
Bu masada pazarlık yalnızca ücret değil; alın terinin karşılığı, aile bütçesi, sosyal hak ve gelecek güvencesidir.
Yol uzun görünüyor ve henüz başındayız.
*****
TARIMDAKİ KRİZİ SAVUNMA SANAYİ CİDDİYETİ ÇÖZER
Kovid-19 sürecinde hep birlikte gördük ki, tarım ve gıda sanayii artık yalnızca ekonomik bir başlık değil, aynı zamanda ulusal güvenlik meselesi. Dünyada tedarik zincirleri kırıldığında en çok konuşulan konuların başında tarım geldi ve bu süreç bize temel bir gerçek bıraktı: Bir ülke önce kendi üretimini güvenceye almak zorunda.
Oysa yıllar boyunca Türkiye, tarımda kendine yeter ülkeler arasında anılırdı. Hatta anavatanı Anadolu olan ürünlerde bile iddiamız yüksekti. Bugün ise mercimekten ete kadar birçok temel ürünü ithal eder hale gelmek, yalnızca üretim düşüşünü değil, tarım–sanayi–ihracat zincirinin zayıfladığını da gösteriyor.
Üstelik mevsiminde bile yüksek etiketlerle karşılaşıyoruz. Avrupa ve ABD pandemi sonrası gıda enflasyonunu geriletirken, bizde artışın sürmesi tesadüf değil.
BTSO Meclis Başkanvekili ve Dış Ticaret Konseyi Başkanı Dr. Murat Bayizit, uzun süredir Bursa’nın tarımsal değerlerini küresel pazarlara taşıma gayreti içinde olan bir isim. Hem sahadan hem uluslararası ticaret ağlarından gelen deneyimi, sektörün bugün karşı karşıya olduğu kısır döngüyü daha net görmemizi sağlıyor.

Bayizit’in sosyal medya hesaplarından yayınladığı son değerlendirmesi tam da bu noktaya dikkat çekiyor. Özetle; üretici, sanayici ve ihracatçı arasında kopan zincir, Türkiye’yi giderek ithalata bağımlı hale getiriyor.
Karnabahar, brokoli, mandalina… Her yıl başka bir üründe benzer tablo yaşanıyor. Bir yıl fiyatlar yükseliyor, sanayici alım yapmıyor; ertesi yıl fiyat düşüyor, bu kez üretici tarladaki maliyeti bile karşılayamıyor. Bu durum yalnızca üreticiyi değil, Türkiye’nin ticari itibarını da zedeliyor. Çünkü kaybedilen ihracat pazarını geri kazanmak yıllar alıyor.
Bayizit’e göre bugün tarımın en büyük açmazı, sözleşmeden pazarlamaya kadar zincirin bütün halkalarında finansmana erişimin zorlaşması. Yüksek faiz ve üretim maliyetleri uzun vadeli planlamayı imkânsız hale getiriyor. Tarım gibi toprağa ve takvime bağlı bir alanda bu sürdürülebilir değil.
ÇİN’İN TARIMDAKİ BAŞARISI TESADÜF DEĞİL
Bayizit’in önerilerinde özellikle öne çıkan konu, Çin’in tarımsal ihracatta uyguladığı model: ürün bazlı finansman, navlun ve lojistik destekleri, düşük maliyetli kredi mekanizmaları, ihracat odaklı işleme destekleri…
Bayizit’e göre, Çin’in başarısı tesadüf değil. Devlet, tarımsal ürünün tarladan fabrikanın bandına uzanan yolculuğunu finansal olarak koruyor. İşlenen ürünün dış pazara ulaşmasını ise navlun destekleriyle garanti altına alıyor. Bu sayede hem üretici hem sanayici hem ihracatçı ayakta kalıyor.
Benzer modeller Türkiye için de uygulanabilir. Çünkü meselemiz yalnızca üretim değil; üretilenin işlenmesi ve dünya pazarına ulaştırılması.
Bayizit çözümü tek bir başlıkta topluyor aslında:
“Üreticinin hammaddesi korunmadan sanayici güçlendirilemez.
Sanayici güçlenmeden de ihracat yapılamaz.”
Aslında tablo net: üretici–sanayici–ihracatçı aynı masaya oturmadıkça sorun tek tek çözülemez.
“Savunma sanayisine sağlanan kaynağın onda biri bile tarım zincirine yönlendirilse tablo çok kısa sürede değişir” diyen Bayizit, yıllardır dile getirilen bir hatırlatmayı da yapıyor:
İthalata ödediğimiz dövizin küçük bir kısmı üretime dönüşse, ithalat zorunluluğu zaten azalır.
Türkiye’nin tarımda yeniden güçlü bir ülke olması, geçmiş başarı hikâyelerine dönmekle değil, planlı bir gelecek kurmakla mümkün. Çünkü bugün mesele yalnızca çiftçinin geçim derdi değil; ülkenin gıda güvenliği, döviz dengesi ve sanayi altyapısıdır.
Doğru adımlar atılırsa;
çiftçi üretir, sanayici işler, ihracatçı satar… Türkiye kazanır.
Bunu savunma sanayinde başardık. Bugün dünya Türk savunma sanayisinin başarısını konuşuyor.
Neden aynı ciddiyet tarım ve gıda sanayisinde de uygulanmasın?