Hava Durumu

Neler oluyor bize…

Yazının Giriş Tarihi: 17.04.2026 07:56
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.04.2026 08:17

Dünya gerçekten de artık küçük bir köy. Binlerce kilometre uzaklıktaki bir olayın, bir görüntünün, bir fikrin saniyeler içinde evimizin içine girdiği bir çağdayız. Bu durum bir yandan iletişimi güçlendiriyor, bilgiye erişimi kolaylaştırıyor; ancak diğer yandan kötü örneklerin, şiddetin ve sapkın davranışların da tıpkı bir virüs gibi hızla yayılmasına zemin hazırlıyor.

Daha düne kadar ABD’de yaşanan okul baskınlarını ekran başında izlerken iç geçiren, “bizde olmaz” diye düşünen bir toplumduk. Bugün ise aynı acının, aynı vahşetin bu topraklarda yaşandığına tanıklık ediyoruz. Önce Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi, ardından Kahramanmaraş…

Ve ne yazık ki bu son olay, artık hafızalarda derin bir kırılma noktası olarak yer ediyor.

Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda yaşanan saldırıda hayatını kaybedenlerin 8’inin öğrenci, 1’inin öğretmen olması, meselenin ne kadar derin ve sarsıcı olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Üstelik saldırıyı gerçekleştiren kişinin henüz 8. sınıf öğrencisi olması, olayın sadece güvenlik değil, aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik bir kriz olduğunu da gözler önüne seriyor.

Daha da çarpıcı olan ise saldırganın profili. Babası eski bir emniyet mensubu, annesi öğretmen. Yani toplumun “çekirdek ve sağlıklı” olarak gördüğü bir aile yapısı. Fotoğrafa baktığınızda sıradan bir aile görüyorsunuz. İşte bu noktada insanın aklına şu soru geliyor: Nasıl oluyor da böylesine sıradan bir aileden çıkan bir çocuk, böylesine vahşi bir eylemin faili haline gelebiliyor?

Bu sorunun cevabı elbette basit değil. Ancak elimizdeki veriler bazı ipuçları veriyor.

Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun günler öncesinden plan yaptığı, dijital ortamda buna dair notlar tuttuğu ve hatta ABD’de benzer bir katliam gerçekleştiren bir saldırganı kendisine rol model olarak seçtiği ortaya çıkıyor.

Bu tablo bize şunu söylüyor: Artık şiddet sadece bireysel bir sapma değil, küresel ölçekte dolaşan ve beslenen bir kültür haline gelmiş durumda.

Burada sosyal medyanın, dijital platformların ve özellikle şiddet içerikli oyunların etkisini görmezden gelmek mümkün değil.

Saatlerce ekran başında vakit geçiren, gerçek ile sanal arasındaki sınırların giderek silikleştiği bir kuşakla karşı karşıyayız.

Oyunlarda “düşman” olarak tanımlanan hedeflerin ortadan kaldırılması bir başarı ölçütü haline gelirken, bunun genç zihinlerde nasıl bir etki yarattığını yok saymak mümkün değildir.

Nitekim saldırganın babasının ifadesine göre çocuğun uzun saatler boyunca odasından çıkmadan oyun oynadığı, olaydan bir gün önce de atış poligonuna götürüldüğü bilgisi, sürecin nasıl adım adım şekillendiğini gösteriyor. Yani ortada anlık bir öfke patlamasından ziyade, beslenen ve büyüyen bir süreç var.

Bir diğer önemli başlık ise silaha erişim meselesi. Henüz ortaokul çağındaki bir çocuğun beş silah ve yedi şarjörle okula girebilmesi, üzerinde en ciddi şekilde durulması gereken konulardan biri. Bu kadar ağır bir mühimmatın bu kadar kolay erişilebilir olması, başlı başına bir güvenlik zafiyetidir.

Elbette burada aileye de ciddi sorumluluk düşüyor. Bu tür silahların güvenli şekilde muhafaza edilmesi ve erişilemez hale getirilmesi gerekirdi.

Devlet kurumları olayın ardından hızlı bir şekilde harekete geçti. Soruşturmalar başlatıldı, dijital veriler inceleniyor, provokatif paylaşımlar mercek altına alınıyor. Ancak açıkça ifade etmek gerekir ki bu mesele sadece adli süreçlerle çözülebilecek bir mesele değildir.

Bu, çok boyutlu bir toplumsal sorun.

Bugün kadın cinayetlerinden çocuk istismarına, sokak hayvanlarına yönelik şiddetten okul saldırılarına kadar geniş bir yelpazede karşımıza çıkan tabloyu bir bütün olarak değerlendirmek zorundayız. Çünkü tüm bu başlıkların ortak noktası, toplumda giderek derinleşen bir değer erozyonuna işaret ediyor.

Bu noktada yapılması gerekenler de aslında belli.

Öncelikle konu tüm yönleriyle bilimsel olarak ele alınmalı, uzmanların katkısıyla kapsamlı bir yol haritası oluşturulmalı. Eğitim sisteminden aile politikalarına, dijital denetim mekanizmalarından okul güvenliğine kadar geniş bir çerçevede yeni düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

Okullarda güvenlik artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir.

Bununla birlikte, belirli bir yaşın altındaki çocukların kontrolsüz şekilde dijital içeriklere erişiminin sınırlandırılması da kaçınılmaz bir gereklilik olarak karşımızda duruyor. Ailelerin bu süreçte yalnız bırakılmaması, bilinçlendirilmesi ve desteklenmesi de en az diğer başlıklar kadar önemlidir.

Çünkü mesele sadece bir çocuğun işlediği suç değil. Mesele, o çocuğu o noktaya getiren tüm koşulların toplamıdır.

Ve bu koşulların oluşmasında hepimizin payı var.

Son olarak… Kahramanmaraş’ta yaralı bir çocuğun daha hayatını kaybetmesiyle can kaybının 10’a yükseldiği haberi geldi.

Her biri hayatının baharında, geleceğe dair hayalleri olan çocuklar…

Yazık oldu.

Gerçekten çok yazık oldu.

Artık sadece üzülmek yetmez. Bu acılardan ders çıkarmak, benzer olayların tekrar yaşanmaması için somut adımlar atmak zorundayız. Aksi halde bugün yaşadığımız acıları yarın tekrar yaşamamız kaçınılmaz olur.

Tam da bu noktada uzmanların yaptığı değerlendirmeler aslında bize önemli bir yol haritası sunuyor. Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın altını çizdiği gibi, okullardaki şiddet olayları ani bir patlama değil, önceden gelişen bir sürecin sonucudur. Araştırmalar, bu tür saldırganların büyük bölümünün önceden sinyaller verdiğini ortaya koyuyor.

Sosyal geri çekilme, yoğun öfke, tehdit dili ve planlama davranışı… Yani aslında şiddet görünmez değil, zamanında fark edilirse önlenebilir bir süreçtir.

Benzer şekilde uzmanlar, özellikle dijital izolasyon, akran zorbalığı ve sosyal dışlanmanın bu süreci beslediğine dikkat çekiyor. Dışarıda bırakılan, kendini değersiz hisseden bir çocuğun zamanla öfkeyi farklı biçimlerde dışa vurabildiği ifade ediliyor. Buna bir de dijital dünyada maruz kalınan şiddet ve zorbalık eklendiğinde tablo daha da ağırlaşıyor.

Şiddetin normalleştiği bir iklimde, sorunu sadece güvenlik önlemleriyle çözmek mümkün görünmüyor.

Ve en sonunda şunu bir kez daha hatırlatmak gerekiyor:

Okullar eğitim yuvasıdır.

Ve o yuvaları korumak, sadece devletin değil, toplumun tamamının ortak sorumluluğudur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.