Hava Durumu

Prizren’de yaşayan Bursa, Bursa’da kaybolan tarih

Yazının Giriş Tarihi: 20.11.2025 08:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.11.2025 08:04

Gönül erenleriyle başlayan Balkanların fetih yolculuğu Bursa’dan başlamıştı.
Bu yolculukta İstanbul’dan çok önce Balkan şehirleri Osmanlı topraklarına katılmıştı. Üsküp 1392’de, Selanik 1430’da, Sofya 1385’te; İstanbul’un fethinden sonra ise 1455’te Prizren, 1521’de Belgrad, 1541’de Budapeşte Osmanlı hâkimiyetine girdi.

Bursa’nın fethinden sonra kale kent görünümünü hızla aşan şehir, Osmanlı’nın beylikten imparatorluğa yürürken geliştirdiği şehirleşme anlayışının adeta laboratuvarı oldu. Bu model, fethedilen Balkan şehirlerine de taşındı.
Bugün bu kentlere gittiğinizde “old town” diye anılan eski şehir bölümlerinde o izleri hâlâ görürsünüz. İçlerinde en az değişeni hangisi derseniz, bugünkü Kosova sınırları içinde kalan Prizren derim.

İlk gittiğimde, “Ne kadar Bursa’ya benziyor” demiştim. Hem de 1950’lerin, 60’ların bozulmamış Bursa’sına… Üsküp için de benzer duygular dile getirilir. Hatta Yahya Kemal’in Kaybolan Şehir şiirindeki şu dizeler Üsküp-Bursa kardeşliğini anlatmaya yeter:
“Üsküp ki Şardağ’ında devamıydı Bursa’nın.”

Ama madalyonun bir de öbür yüzü var. Balkan şehirlerinde eski Bursa’nın izleri dururken, biz Bursa’yı son 60 yılda maalesef koruyamadık; tarihî dokunun yerini kat kat beton aldı.

Geçtiğimiz günlerde Prizren’i ziyaret eden ve kendisini “kent müfettişi” olarak nitelediğim eski Osmangazi Belediye Meclis Üyesi Cemil Aydın da aynı duygularla dönmüş. Sosyal medya hesabında paylaştığı satırlar, Bursa’nın kaybolan hafızasına tutulmuş bir ayna gibi.

“Türk Prizren… Değiştirilen Bursa…”
Cemil Aydın yazıya böyle başlıyor ve ardından çok çarpıcı bir not düşüyor:

“Dönüştürdük dediğiniz Kiremitçi, Tayakadın, Doğanbey ve Kırcaali mahallelerinin felsefesini bilseydiniz bu betonlaşmayı yapmazdınız.”

Gerçekten de öyle…
Kiremitçi’de Fatih Sultan Mehmet’in Yunanca hocası Sinan Bey, yıllarca hazine emanetine bakan Menteşzade ailesi;
Tayakadın’da Çelebi Mehmed’in sütannesi Gaye Hatun;
Doğanbey’de Niğbolu’nun kahraman komutanı Doğanbey

Hepsi bu şehrin toprağına sinmiş tarih, karakter ve hafıza.

Aydın’ın şu cümlesi ise meselenin özeti niteliğinde:
“Bu değerleri okuyabilseydiniz, bu bölgeleri Hanlar Bölgesi’ne, oradan kurucu iradenin yattığı Tophane’ye bağlardınız.”

Bir başka başlık da Bursa Kapalı Cezaevi’nin müze olması önerisi…
Orhan Kemal’den Nazım Hikmet’e, 12 Eylül’ün izlerine kadar önemli bir belleğe sahip bu yapının kültür hayatına kazandırılması gerektiğini hatırlatıyor. Dünyada örneği çok, bizde hâlâ değerlendirilmemiş bir konu…

İznik ise bambaşka bir mevzu.
İnanç turizmi açısından dünyanın sayılı merkezlerinden biri olan bu kadim şehirle ilgili Cemil Aydın’ın şu cümlesi, aslında tüm yazıyı özetliyor:

“Bazı şehirlerin tarihsel bir ideolojisi vardır. Bursa’nın felsefesine ve ruhuna sahip değilseniz, şehrin altında yatanlarla konuşamıyorsanız Bursa’ya hâkim değilsiniz demektir.”

Bu cümle bir eleştiriden öte, Bursa’ya yeniden bakma çağrısıdır.
Prizren’de hâlâ yaşatılan o eski Bursa hissinin, neden kendi kentimizde kaybolduğunu sorgulayan bir çağrı…

Aydın yazısını şöyle bitiriyor:
“Felsefe: Var oluş, bilginin akışı ve değerlendirilmesi, ahlak kuralları.”

Yani şehir dediğiniz sadece binalardan ibaret değildir; hafıza, kimlik, ruh ve felsefedir.
Ve biz Bursa’da tam da bunu kaybettik.

*****

ÇAVUŞOĞLU’NA ÖNEMLİ BİR GÖREV DAHA

Hakan Çavuşoğlu’nu Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği’ndeki görevleri sırasında tanıyanlar iyi bilir; temsil sorumluluğunu omuzlarında değil, kalbinde taşıdı hep. Göçmen bir topluluğun taleplerini, hafızasını ve kimlik mücadelesini sakin bir kararlılıkla savundu.

Siyasete adım attığında da bu çizgisini sürdürdü. AK Parti’den milletvekili seçildiğinde Ankara koridorlarında kaybolan yeni bir isim olmadı. 24, 25 ve 26’ncı dönem milletvekilliği, Adalet Komisyonu üyeliği, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevleri, onu devlet işleyişini yakından tanıyan bir isim haline getirdi.

Siyaset sonrası Bursa’da hukuk bürosu açması, sahneden çekildiği anlamına gelmedi. Geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu üyeliğine atanması, birikimini kamuya aktarmayı sürdürdüğünün göstergesiydi.

Ve dün yayımlanan kararnameyle yeni bir sorumluluk daha geldi:
Kamu Görevlileri Etik Kurulu üyeliği.

Kurulun temel görevi, kamu yönetiminde etik ilkelerin korunması ve kamu gücüne duyulan güvenin sürdürülmesi. Çavuşoğlu’nun hem hukuki geçmişi hem siyasi tecrübesi bu yapıya uygun bir zemin oluşturuyor.

Yeni kurulun bileşimi de dikkat çekici. Başkanlığa Zerrin Güngör, üyeliklere ise Hakan Çavuşoğlu, Ali Karakaya, Ahmet Karayiğit, Kenan İpek, Hasan Murat Mercan, Esengül Civelek, İbrahim Karaosmanoğlu, Prof. Dr. Erkan İbiş, Prof. Dr. Muhammet Fatih Uşan ve Sabri Hafif atandı. Farklı alanlardan gelen bu isimler, kurulun kapsamını genişletiyor.

Bursa açısından konuya bakınca tablo netleşiyor:
Şehrin içinden çıkmış ya da şehirle bağı güçlü isimlerin, devlet kurumlarında sorumluluk üstlenmesi değerli. Çünkü bu görevler yalnızca bürokratik pozisyonlar değil; aynı zamanda bir temsil alanı.

Çavuşoğlu’nun kariyerindeki bu yeni adım da böyle okunmalı:
Siyasetle başlayan, hukukla devam eden yolculuğun kamu hizmeti alanında yeni bir göreve taşınması.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.