Recep Altepe, Bursa’da yerel yönetimler konuşulurken ismi yalnızca görev yaptığı yıllarla değil, o yıllarda kurulan sistemle anılan isimlerden biri. İki dönem belediye meclis üyeliğiyle başlayan süreç, Osmangazi Belediye Başkanlığı ve ardından Büyükşehir’de geçen yedi yılla birlikte, Bursa’nın yakın dönem belediyecilik hafızasında belirgin bir yer tuttu. Bugün geriye dönüp bakıldığında, yapılanlarla birlikte yapılamayanların da hâlâ konuşuluyor olması, bu hafızanın hâlâ canlı olduğunu gösteriyor.
Bursa Hakimiyet’in YouTube kanalında yayınlanan Gözlem Kulesi programında konuğum olan Altepe, geçmişi savunma ya da bugünü doğrudan eleştirme yoluna gitmedi. Daha çok, belediyeciliğin nasıl yapılması gerektiğine dair bir çerçeve çizdi. Söyledikleri, satır aralarında bugüne dair net göndermeler taşısa da, esas olarak bir yöntem, bir anlayış ve bir tecrübe aktarımıydı.

Recep Altepe’ye göre AK Parti’nin siyasal yolculuğunda en güçlü zemin her zaman yerel yönetimler oldu.
“Biz ilk sınavımızı yerel yönetimlerde verdik” derken de tam olarak bunu kastediyor. Halkla birebir temasın kurulduğu, hizmetin doğrudan hissedildiği alanın belediyeler olduğunu, bu nedenle vatandaşın beklentisinin de hâlâ burada yoğunlaştığını vurguluyor.
Bugün Türkiye genelinde yaklaşık 600 AK Partili belediye bulunduğunu, CHP’li belediye sayısının ise 400 civarında olduğunu hatırlatıyor. Büyükşehirlerdeki tabloya rağmen, yerelde hâlâ güçlü bir ağırlık olduğunun altını çiziyor. Bu tablonun sürdürülebilmesi için de parti içinde ciddi bir çalışma yürütüldüğünü anlatıyor.
Türkiye altı bölgeye ayrılmış durumda. Her bölgede yaklaşık yüz belediye başkanı var ve bu başkanlar düzenli olarak bölge ve il toplantılarında bir araya geliyor. Daha önce büyükşehir belediye başkanlığı yapmış isimler, yaşadıkları sorunları, ürettikleri çözümleri, yaptıkları hataları açıkça paylaşıyor.
Altepe’nin özellikle dikkat çektiği nokta şu: Bursa, kendi döneminde belediyeciliğin hemen her alanında aktif olmuş şehirlerden biri. Karada, denizde, ulaşımda ve altyapıda edinilen bu tecrübenin bugün diğer belediyelerle paylaşılması gerektiğini söylüyor.

ERDOĞAN İLE ASKER OCAĞINDA BAŞLAYAN YOL ARKADAŞLIĞI
Recep Altepe, siyasete ilgisinin çocukluk yıllarına dayandığını anlatırken, bu ilginin masa başında değil, sahada şekillendiğini özellikle vurguluyor. Mahalle mahalle gezilen yıllar, ilkokul çağlarında dinlenen Necip Fazıl konuşmaları, gençlik yıllarında takip edilen Erbakan Hoca… Bu sürecin doğal bir devamı olarak üniversite yıllarında öğrenci başkanlığı geliyor.
1981’de askerlik…
Aynı sırada üç arkadaş…
Birinde Altepe, yanında Kasımpaşalı bir arkadaş, onun yanında ise Recep Tayyip Erdoğan.
O günleri anlatırken Erdoğan’ın daha o yıllarda bile çevresini toparlayan, organizasyon yapan bir karaktere sahip olduğunu söylüyor. Askerde izin alarak geceler düzenleyen, insanları bir araya getiren bir yapıdan söz ediyor.
Yıllar sonra İstanbul İl Başkanlığı, ardından Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı sürecinde yaşanan heyecanı da saklamıyor:
“Biz de merak ediyorduk, asker arkadaşımız belediye başkanı olacak mı diye” diyor. Oldu. Bugün hâlâ aynı anlayışla, deneyimlerin paylaşılmaya devam ettiğini ekliyor.
BUDO’NUN ARKASINDAKİ KIRILMA NOKTASI
Sohbet, Bursa’da Altepe döneminde başlatılan ve bugün sıkıntılar yaşanan başlıklara geldiğinde, BUDO öne çıkıyor. BUDO, İDO’nun “esnek fiyat” adı altında uyguladığı yüksek fiyat politikalarına bir tepki olarak kurulmuş, hem Bursa’da hem İstanbul’da kısa sürede benimsenmişti. Ancak sonraki yıllarda İDO ve BUDO bilet fiyatlarının neredeyse eşitlenmesi, sistemin sorgulanmasına yol açtı.
BUDO’nun kuruluş sürecini anlatan Altepe, vatandaşın bilet almak için sırada beklerken fiyatın arttığını gördüğü bir yapının kabul edilemez olduğunu ve bu rahatsızlığın doğrudan bu sonucu doğurduğunu söylüyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin de sürece destek verdiğini, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve o günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olan Faruk Çelik’le yapılan görüşmelerin ardından çok kısa sürede imzaların atıldığını hatırlatıyor.
“Bursa’nın böyle bir adım atacağını hiç beklemiyorlardı” diyor.
BUDO feribotlarının seferden kaldırılması konusunu hatırlattığımda ise yaklaşımı net:
“Görevde olsam hemen iki feribot alır, İstanbul seferlerini başlatırdım. Özel şirket yapıyor da biz neden yapmayalım?”

ULAŞIM OLMADAN KENT EKONOMİSİ OLMAZ
Recep Altepe’nin anlatımında ulaşım, sadece bir hizmet başlığı değil; doğrudan kent ekonomisinin anahtarı. Deniz uçağından helikoptere, Yunuseli’nden kalkıp İstanbul’a ulaşacak hava yolu planlarından Balkanlar’a uzanan sefer projelerine kadar pek çok başlık, bu anlayışın ürünü.
Başkanlığı döneminde hazırlanan Yunuseli’nden kalkışlı İstanbul planını anlatırken, vatandaşın valizini Yunuseli’nde bırakacağı, İstanbul’da otopark aramak zorunda kalmayacağı bir sistem kurguladıklarını söylüyor. Bu amaçla Brezilya’dan üç uçak alma sürecinin neredeyse tamamlandığını, hatta planları arasında büyük uçak alarak Bursa Havayolları’nı yeniden canlandırma hedefinin de bulunduğunu ifade ediyor.
Ancak tüm bu projelerin, başkanlıktan ayrıldıktan sonra hayata geçirilemediğinin de altını çiziyor.
“Hazmedemeyenler oldu” diyor. Küçük deniz uçaklarına bile karşı çıkan bir anlayışın, bu projelerin önünü kestiğini söylüyor.
Ona göre mesele çok net: İstanbul’a gelen bir yatırımcının Bursa’ya gelmekten çekinmemesi için ulaşım güçlü olmak zorunda.

KADROLAR DAĞITILINCA HAFIZA DA DAĞILIYOR
Recep Altepe’nin üzerinde en çok durduğu başlıklardan biri, bugün belediyelerde yaşanan liyakat sorunu. Bir görevi yapacak kişinin hangi siyasi görüşte olduğunun değil, işi bilip bilmediğinin önemli olduğunu özellikle vurguluyor.
Kendi döneminde oluşturduğu kadroları anlatırken Levent Fidansoy örneğini veriyor. Sekiz ayrı işletmenin aynı anda ve sorunsuz şekilde yürütüldüğü bir yapıdan söz ediyor.
“Şimdi bu insanları kenara çekiyorsunuz” diyor ve ekliyor:
“Yerine getirdikleriniz aynı yükü taşıyabiliyor mu?”
Belediyeciliğin dünyayla entegre yapılması gerektiğini anlatırken, Amerika’daki çöp yakma tesislerinden Avrupa’daki uygulamalara, yerli tramvay üretimine uzanan bir perspektif çiziyor. Durmazlar’ın ürettiği tramvayların 13 yıldır sorunsuz çalışıyor olmasını da bu yaklaşımın doğal sonucu olarak gösteriyor.
Altepe’ye göre Türkiye’deki en büyük israf kalemlerinden biri, iş bilen kadroların her yönetim değişikliğinde tasfiye edilmesi. Osmangazi’de özel kalem müdürünü neden değiştirmediğini anlatırken, “İşi biliyor, mevzuatı biliyor, sistemi biliyor” diyor. Yeni gelen yöneticinin öğrenme sürecinde yaşanan kayıpların, şehre her yıl ağır bedeller ödettiğini savunuyor.
“Sekiz yıldır yokuz” derken, yarım kalan projelere ve kesintiye uğrayan planlara dikkat çekiyor. Devam edilseydi nelerin tamamlanabileceğini düşünmenin bile insanı yorduğunu söylüyor.

SICAKSU VE YARIM KALAN TERMAL HAYAL
Sıcaksu bölgesi, Altepe’nin anlatımında Bursa için kaçırılmış büyük fırsatlardan biri olarak öne çıkıyor. 88 derecelik sıcak su, hazır projeler, yatırımcı görüşmeleri, Kültürpark’la entegre planlanan tesisler… Teleferik bağlantıları, raylı sistem entegrasyonu…
Ayrıntılarını da şöyle anlatıyor:
‘Biz de Almanların 50 yıl önce yaptığı işin modernini yapacaktık. Her şey hazırdı. Kültürpark’ın içine entegre olacak otelin projesi bile hazırdı. Bunu yapacak yatırımcı da vardı. Arap ülkelerinden başladık, Katar’dan denedik olmadı. Fransızlarla görüştük olmadı İstanbul’daki gayrimenkul gruplarıyla görüştük. Döndük dolaştık, yatırımcıyı Bursa’da bulduk. Şimdi soruyorum: Bu kadar modern bir termal tesis projesi varken bunlar neden yapılmaz. Eksik olan irade göstermek’
MAHFEL, KENTİN BELLEĞİ
Mahfel’e gelindiğinde Recep Altepe’nin tonu değişiyor. Orayı sadece bir işletme değil, Bursa’nın belleği olarak tanımlıyor. Yurt dışından gelen misafirlerin ağırlandığı, Avrupa basınının Bursa’yı burada tanıdığı, kentin ruhunun hissedildiği bir mekân…
Belediye tesislerinin para kazanmak için değil, kentin kalitesini yükseltmek için var olduğunu hatırlatıyor. Ve ekliyor:
‘Orayı büyük mücadeleyle aldık. Belediyeye kazandırdık ve çok güzel bir işletme kurduk. Şimdiki durumundan elbette memnun değilim’
Tekrar belediyeye alınır mı sorusuna ise net yanıt veriyor:
“Bugün de yapılır. İsteyen için hâlâ mümkün.”
SU: “NASIL OLSA YAĞMUR YAĞAR” ANLAYIŞININ BEDELİ
Ve su…
Recep Altepe’ye göre bugün Bursa’nın karşı karşıya olduğu en hayati başlıklardan biri. Hatta gecikmenin bedeli en ağır olacak alanların başında geliyor. Su meselesinin bugüne kadar yeterince ciddiyetle ele alınmadığını, konunun uzun vadeli bir planlama yerine günü kurtaran yaklaşımlarla yönetildiğini söylüyor.
Altepe, özellikle “nasıl olsa yağmur yağar” anlayışının Bursa’ya zaman kaybettirdiğini vurguluyor. Oysa iklim değişikliğiyle birlikte suyun artık öngörülebilir bir kaynak olmaktan çıktığını, planlamanın buna göre yapılması gerektiğini hatırlatıyor. Barajlar, isale hatları, yeni kaynak arayışları ve kayıp-kaçak oranları gibi başlıkların bir bütün olarak ele alınması gerektiğini ifade ediyor.
Su tarifeleri üzerinden yapılan indirimlere de mesafeli yaklaşıyor. Bir yandan indirim yapılıp, ardından “para yok” açıklaması yapılmasını doğru bulmuyor. BUSKİ’nin her ay düzenli ve ciddi bir gelire sahip olduğunu hatırlatarak, burada asıl sorunun kaynak değil, yönetim meselesi olduğunun altını çiziyor.
“BUSKİ’de para olmaz mı?” sorusunu bu nedenle açıkça soruyor.
Altepe’ye göre su yönetimi, sadece teknik bir konu değil; aynı zamanda bir vizyon ve cesaret meselesi. Bugün alınmayan kararların, yarın çok daha yüksek maliyetlerle gündeme geleceğini söylüyor. Yeni su kaynakları için geç kalınmasının, mevcut kaynakların korunamamasının ve yatırımların ötelenmesinin, Bursa gibi büyüyen bir şehir için ciddi riskler barındırdığını dile getiriyor.
Ve cümleyi net bir yerde bağlıyor:
“Bu tablo, suyun önemini kavrayamamakla ilgili. Bu da beceriksizlikten başka bir şey değil.”