ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan savaş bir haftayı geride bıraktı.
Başlangıçta “dört gün sürer” denilen çatışmaların öyle kolay biteceğine dair bir işaret ise ortada yok.
Orta Doğu’nun enerji damarlarının üzerinde yaşanan her gerilim gibi bu savaş da sadece bölgeyi değil dünyayı etkiliyor. Basra Körfezi’nden yükselen gerilim dalgası, petrol fiyatlarından altına, enflasyondan küresel ticarete kadar geniş bir alana yansıyor.
Biz de bu tabloyu Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yüksel Okşak ile Bursa Hakimiyet’in YouTube kanalında yayınlanan Gözlem Kulesi programında konuştuk.

Ortaya çıkan tabloyu birkaç başlık altında özetlemek mümkün.
Piyasalar artık jeopolitik risklere alıştı
Savaşın ilk günlerinde en hızlı tepkiyi altın ve petrol verdi.
Altın fiyatlarında yukarı yönlü bir hareket başladı, ardından petrol fiyatları yükseldi.
Ancak Okşak’a göre dikkat çekici bir değişim var:
Piyasalar artık jeopolitik risklere eskisi kadar sert tepki vermiyor.
Çünkü son yıllarda dünya ekonomisi neredeyse sürekli krizlerle yaşıyor. Pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizi, tedarik zinciri sorunları derken piyasa aktörleri riskleri bir ölçüde önceden fiyatlamayı öğrenmiş durumda.
Okşak bu durumu şöyle özetliyor:
Eğer dünya uzun bir süre sakin gitmiş olsaydı ve böyle bir savaş patlak verseydi bugün petrol fiyatları çoktan 100 doların üzerine çıkmıştı.
Ama risklerin üst üste yaşandığı bir dönemde piyasa daha temkinli hareket ediyor.
Şimdilik petrol fiyatları 80 dolar bandında dolaşıyor.
Savaşın en kritik başlıklarından biri ise Hürmüz Boğazı.
Çünkü dünya petrolünün yaklaşık üçte biri, doğalgazın ise beşte biri bu dar geçitten taşınıyor.
İran resmi olarak “boğazı kapattım” demese de geçişleri zorlaştıran bir baskı mekanizması kurmuş durumda. Bunun anlamı oldukça açık:
Enerji fiyatlarında yukarı yönlü baskı.
Ancak işin pek konuşulmayan başka bir boyutu da var.
Bölgeden sadece petrol ve doğalgaz değil, aynı zamanda gübre üretiminde kullanılan sülfür de taşınıyor.
Dolayısıyla enerji maliyetleri kadar tarım maliyetlerinde de artış riski var.
ENERJİ FİYATI ARTINCA ZİNCİRLEME ETKİ BAŞLIYOR
Enerji fiyatlarının yükselmesi en çok enerji ithalatçısı ülkeleri etkiliyor. Türkiye de bu grubun içinde.
Çünkü Türkiye’nin cari açığının önemli bir bölümü enerji ithalatından kaynaklanıyor.
Ama mesele sadece dış ticaret dengesi değil.
Enerji fiyatı artınca zincirleme bir maliyet dalgası oluşuyor.
Taşımacılık pahalanıyor, lojistik maliyetleri artıyor, bu da en sonunda market rafına kadar uzanıyor.
Okşak’ın verdiği örnek oldukça basit ama çarpıcı:
Antalya’da üretilen bir domatesin Bursa’ya gelmesinin maliyetini bile akaryakıt fiyatı belirliyor.
Son günlerde motorin fiyatlarında konuşulan 12,5 liralık artış ihtimali de bu nedenle gündeme geldi.
Enerji fiyatlarındaki bu artışın doğrudan pompaya yansıması halinde akaryakıt fiyatlarının bir anda 70–75 lira seviyelerine çıkması söz konusu olacaktı.
Bu nedenle hükümet yeniden eşel mobil sistemini devreye aldı.
Bu sistemde devlet, akaryakıt fiyat artışını tamamen tüketiciye yansıtmıyor; bir kısmını ÖTV’den vazgeçerek karşılıyor.
Böylece zam doğrudan pompaya yansımıyor.
Ancak Okşak’a göre asıl soru şu:
Bu sistem ne kadar sürdürülebilir?
Çünkü petrol fiyatları yükselmeye devam ederse devletin vergi gelirinden vazgeçme alanı da sınırlı.
PETROL 100 DOLARI GÖRÜR MÜ?
Programda en kritik sorulardan biri de buydu.
Savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının üç haneli rakamlara çıkma ihtimali oldukça ciddi.
Okşak bu konuda iyimser bir tablo çizmekte zorlanıyor:
“Ben bu savaşın öyle kolay biteceğini düşünmüyorum.”
Eğer petrol fiyatları gerçekten 100 doların üzerine çıkarsa bunun Türkiye açısından en önemli sonucu enflasyon üzerinde yeni bir baskı oluşturması olacak.
Zaten yüksek seyreden fiyatlar için bu yeni bir risk anlamına geliyor.
ALTIN ARTIK SADECE TASARRUF ARACI DEĞİL
Son yılların bir başka dikkat çekici başlığı da altın.
Eskiden altın daha çok vatandaşın kenara koyduğu bir tasarruf aracıydı.
Bugün ise durum farklı.
Okşak’a göre altın artık üç farklı nedenle yükseliyor:
Yatırım fonlarının portföylerinde altının payının artması Merkez bankalarının yoğun altın alımları Doların küresel hakimiyetine karşı alternatif arayışları
Özellikle Çin başta olmak üzere bazı ülkelerin doların ticaretteki ağırlığını azaltma çabası, altına yeni bir rol kazandırıyor.
Bu nedenle Okşak’ın tespiti oldukça net:
Altın yeniden “parasal bir varlık” haline geliyor.
Bu da fiyatlardaki dalgalanmayı büyütüyor.
Altın fiyatlarının kalıcı olarak düşmesi için ise tek bir şart var:
Dünyada jeopolitik risklerin azalması.
Ama mevcut tablo tam tersini gösteriyor.
Rusya-Ukrayna savaşı sürüyor, Orta Doğu’da yeni bir cephe açılmış durumda ve ufukta Tayvan krizi gibi başka riskler de bulunuyor.
Bu nedenle Okşak’ın yorumu oldukça açık:
“Dünyada herkes birbirine sarılıp barışmadıkça altında kalıcı düşüş beklemeyin.”
FAİZDE İNDİRİM YERİNE ARTIŞ GÖRÜLEBİLİR
Savaşın Türkiye ekonomisine dolaylı etkilerinden biri de para politikası tarafında ortaya çıkıyor.
Petrol fiyatlarının yükseldiği bir ortamda faiz indirimi yapmak Merkez Bankası için zorlaşıyor.
Bu nedenle mart toplantısında faiz indiriminin pas geçilmesi ihtimali oldukça yüksek.
Hatta Okşak daha ileri bir ihtimali de dile getiriyor:
Eğer petrol fiyatları hızla yükselirse faiz artışı bile gündeme gelebilir.
Programda ihracatçıların sıkça dile getirdiği “kur baskı altında” tartışması da gündeme geldi.
Okşak, kurun belirli ölçüde kontrol altında tutulduğunu kabul ediyor.
Ancak bunun ani bir sıçrama yaratacak bir politika olmadığını söylüyor.
Türkiye’de kur hareketleri genellikle kademeli gerçekleşiyor.
Nitekim son haftalarda kurun dengede kalması için Merkez Bankası’nın yaklaşık 6 milyar dolar müdahale ettiği konuşuluyor.
Okşak’a göre mevcut ekonomi politikası devam ettiği sürece dövizde ani bir patlama beklemek için güçlü bir neden yok.
Programdan çıkan en net sonuç ise şu:
Dünya ekonomisi artık belirsizliklerle yaşamayı öğrenmek zorunda.
Pandemi sonrası dönemde küresel ekonomi sürekli bir jeopolitik gerilim hattında ilerliyor.
Bir kriz bitmeden yenisi başlıyor.
Bu nedenle ekonomistler artık tek bir veriyle değil, risk haritasıyla konuşuyor.
Ve görünen o ki önümüzdeki dönemde hem enerji fiyatları hem de küresel piyasalar için belirleyici olacak soru şu:
Orta Doğu’daki savaş ne kadar sürecek?
Bu sorunun cevabı yalnızca bölgenin değil, dünya ekonomisinin de yönünü belirleyecek.